Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (MAİDE SURESİ / 51)

11/2/2009 - Mesih Plani'nin Sonu ve 'A hir Zaman'

Kategori: Ahir Zaman



"... Bu (dini) hareketler, bütün dünyada müminlere de inançsizlara da sekülerizmin altin çaginin sonunun geldigini düsündürüyor. Sanki (Din), modernlesmenin, Aydinlanma'nin belirledigi bir çagin getirdigi degisimlere karsi hamlede bulunuyor, intikam aliyor gibi..."
— Gilles Kepel. Tanrinin Intikami: Din Dünyayi Yeniden Fethediyor.

Mesih Plani, 14 ve 15. yüzyilda, Ispanya'da hummali bir mistik çalisma içine giren yahudi Kabalacilari tarafindan tasarlanmisti. Plan, yahudi egemenliginde bir dünya anlamina gelen Mesih'in yeryüzüne inisi için, Kutsal Kitap'ta yazili olan kehanetlerin bizzat yahudilerin eliyle gerçege dönüstürülmesini öngörüyordu. Ilk kehanet olan yahudilerin dünyanin dört bir yanina dagilmasi, bizzat Kabalacilar tarafindan provoke edilen Ispanya sürgünü ile uygulamaya kondu.

Mesih Plani'nin bu kehanetsel kismi devam ederken, bir yandan da stratejik yönü isliyordu. Bu stratejik yön, temel olarak, yahudilerin önündeki düsman güçlerin tasfiye edilmesine yönelikti. Yahudiler, Kutsal Topraklar'in kendilerine ait oldugunu reddeden, aksine onlara pek iyi bakmayan güçleri ortadan kaldirmak zorundaydilar. Bunu yapmadan, ikinci büyük kehaneti gerçeklestirmeleri, yani dünyanin dagildiklari dört bir ucundan Kutsal Topraklar'a dönmeleri de mümkün degildi. Ortadan kaldirmalari gereken güçlerin basinda da, Katolik Kilisesi geliyordu. Yahudileri "Isa'nin katilleri" olarak gören, Kutsal Topraklar üzerindeki hak iddialarini ve "Seçilmis Halk" ögretilerini kesinlikle tanimayan Kilise müstakbel bir yahudi egemenliginin önündeki en büyük engeldi. Yahudiler ancak Kilise'nin otoritesini yikarlarsa Avrupa'nin yönetiminde etki sahibi olurlar ve bu durumda da Avrupa'yi kendilerini Kutsal Topraklar'a döndürmek—ve bunun için de Kutsal Topraklar'i Islam egemenliginden çikarmak—için kullanabilirlerdi.

Ancak Kilise'ye karsi tek baslarina mücadeleye baslamadilar. Bazi hiristiyanlari da yanlarina çekmislerdi. Aslinda bunlara hiristiyan demek de dogru degildi. Haçli seferleri sonucunda gittikleri Kudüs'te Kabala'nin büyüsüne kapilarak hiristiyanliktan uzaklasan bu sövalyeler, yani Tapinakçilar, bir süre sonra "kafir"likleri nedeniyle Kilise tarafindan hedef alindilar. Papa tarafindan yasadisi ilan edilmelerinin ardindan da, yahudilerle tarihi bir Ittifak kurarak Kilise'ye karsi asirlar sürecek bir mücadele baslattilar. Bu mücadele, aslinda Mesih Plani'nin Ispanya'daki Kabalacilar tarafindan tasarlandigi 1400'lü yillardan da önce baslamisti ama kisa süre sonra Mesih Plani'na eklendi ve Plan'in bir parçasi oldu.

Tapinakçilar ve yahudiler arasindaki Ittifak, Kilise'yi yikabilmek için önce bazi Papa düsmani dini akimlar olusturdu; John Wycliffe ve John Huss'unkiler gibi. Bu denemelerin ardindan daha köklü bir degisim olan Hümanizm geldi. Kilise doktrinine ters bir dünya görüsü üreten büyük Hümanistlerin hepsi, Kabala'ya karsi olaganüstü bir ilgi duyan ve Tapinakçi gelenege bagli kisilerdi. Hümanizmi Rönesans ve daha da önemlisi Reform izledi. Dogrudan Ittifak tarafindan üretilmis olan Reform hareketinin en önemli hedefi, Katolik Kilisesi'nin siyasi gücünü yok etmekti. Bu arada etkili bir "TEVRATA DÖNÜŞ" hareketi baslatarak hiristiyanlari M. Tevrat hükümlerini—ki bunlarin arasinda yahudilerin "SEÇİLMİŞ HALK" ve KUTSAL TOPRAKLAR'in SAHİBİ oldugu inançlari da vardi—sorgusuz sualsiz kabul etmeye mecbur birakti. Bu "Tevrat'a dönüs" hareketinin en radikal temsilcisi olan Püritenler, Anglo-Sakson kültürü üzerindeki etkileriyle, Mesih Plani'nin Tapinakçilar kadar önemli destekçileri olacaklardi.

Reform'u izleyen Aydinlanma çagi ve Kilise'ye karsi girisilen siyasi saldirilar—Fransiz Devrimi, Italyan ulus-devletinin kurulusu gibi—Papanin siyasi gücünü neredeyse tümüyle yok etti. Bu uzun mücadele sonucunda, Bati'da Kilise'nin otoritesi altinda isleyen Katolik Düzen tamamen yikilmis ve onun yerine Yeni Seküler Düzen (Novus Ordo Seclorum) kurulmustu. Bu, Bati'nin artik Mesih Plani için kullanilabilir hale geldigini gösteriyordu. Nitekim Kabalacilar bunun üzerine ikinci büyük kehaneti, yani yahudilerin Kutsal Topraklar'a dönüsünü, öteki adiyla "Sürgünlerin Toplanmasi"ni baslattilar. Kabalacilar tarafindan formüle edilen Siyasi Siyonizm hareketi, 19. yüzyilin sonunda, Kabalacilar'in yolunu izleyen irk bilinci yüksek laik yahudiler tarafindan uygulamaya kondu. Bu, ayni zamanda, yahudi toplumu içindeki dindar olmayan elementlerin de, yeterli bir irk bilincine sahip olduklari takdirde, Mesih Plani'na destek olabileceklerini gösteriyordu.

Ancak Kutsal Topraklar'a dönülebilmesi için, oradaki OSMANLI egemenligine son verilmesi gerekiyordu. Siyonistler ilk önce Osmanli'yla anlasmayi denediler ama Halife ABDÜLHAMİD'in sert tepkisi onlari daha kesin çözümler aramaya itti. Halife'yi düsürebilmek için ona karsi gelisen seküler ve ulusçu muhalefeti, Imparatorluk sinirlari içinde özellikle de SELANİK'te yasayan YAHUDİLER ve de MASON LOCALARI yoluyla örgütleyip desteklediler. HALİFENİN TAHTTAN İNDİRİLMESİNİN ARDINDANDA OLAYLAR ÇORAP SÖKÜGÜ GİBİ BİR BİRİNİ İZLEDİ. Askeri darbeyle iktidari ele almis ve gözünü bürüyen hirstan dolayi savasmak için bahane arayan PAŞALARI kullanarak, Imparatorlugu I. Dünya Savasi'na sokmak ve Ingiltere'yle savastirarak Kutsal Topraklar'i Ingiliz egemenligine sokmak zor olmadi.

Filistin Ingiliz egemenligine girip bir de Ingilizler orada bir "yahudi vatani" kurmayi vaadedince, Siyonizm, Mesih'in gelisinin büyük kehanetine, yani Sürgünlerin Toplanmasina agirlik verdi. Ancak ortada bir sorun vardi, "sürgünlerin", özellikle de rahatlari yerinde olan Avrupa yahudilerinin Filistin'e dönmeye pek niyetleri yoktu. Bu sorun için dogrusu teknik yönden oldukça mantikli olan bir çözüm bulundu. Avrupa'da gittikçe yükselen asiri sagci ve irkçi akimlarla örtülü bir isbirligi yapilacakti. Çünkü bu akimlar, kendi ülkelerinde "irk safligi" olusturmak istiyorlar ve bu nedenle de basta yahudiler olmak üzere azinliklari sürgün etmek gerektigini düsünüyorlardi. Siyonistler de bu yahudileri Filistin'e götürmek istediklerine göre, iki taraf arasinda dogal bir paralellik kurulmus oluyordu. Bu paralellik bir ittifaka dönüstü ve Nazi Almanyasi ile yapilan isbirligi sayesinde Filistin'e yapilan göçte büyük bir artis saglandi. Naziler'in yahudileri göç ettirmek için kullandiklari antisemit propagandalar ise tüm dünya yahudilerine, diasporanin güvenilir olmadigi yönünde bir telkin olarak kullanildi. II. Dünya Savasi'nin sonlarina dogru üretilen SOYKIRIM MASALI ise hem yahudiler hem de yahudi olmayanlar için Kutsal Topraklar'a göçü onaylamayi saglayacak önemli bir psikolojik baskiydi.

Her sey kehanetlerdeki gibi gerçeklesti. Yahudiler, bu ise gönüllü olarak yardim eden milletlerin araciligiyla Filistin'e tasindilar ve burada bir devlet kurdular. 1967'de ise Kudüs'ün tamamini, dolayisiyla Süleyman Tapinagi'nin mekanini 19 yüzyillik bir aradan sonra ele geçirdiler.

Dünyanin iki "goyim olmayan" hükümeti, yani Israil ve ABD, 20. yüzyil içinde bir de Üçüncü Dünya'da büyük bir savas verdi. Çünkü Üçüncü Dünya halklari, bu ikilinin önderliginde kurulmus olan Dünya Düzeni'ne karsi dogal bir muhalefet olusturuyorlardi. Sosyal Darwinizm temeli üzerine kurulu olan Düzen, dünyayi yönetenler—ki bunlar en basta yahudiler, sonra da onlarla ittifak içinde olanlardi—ve yönetilenler olarak ayiriyordu ve Düzen'in tabiati, yönetenlerin yönetilenler üzerinde baski kurmasini gerektiriyordu. Nitekim böyle de oldu. ABD-Israil ikilisi, ki bu ikilide baskin taraf gerçekte Israil'di, özellikle yüzyilin ikinci yarisinda Üçüncü Dünya halklarina karsi büyük bir savas baslattilar. Üçüncü Dünya ülkelerinde, kendi halklarini iskence ve soykirima tabi tutan diktatörler basa geçirildi, iç savaslar körüklendi. Bu, bir anlamda yeryüzünün Mesih'in gelisi için hazirlanmasiydi. Çünkü Mesih geldiginde, yahudi inanisina göre, tam bir Sosyal Darwinistik düzen kurulacak ve tepesinde yahudilerin yer aldigi bir hiyerarsi olusturulacakti. Yahudilerin bekledigi bu Mesih, aslinda Kuran'daki Firavun taslaginin bir benzeriydi ve Kuran'in "gerçek su ki, Firavun yeryüzünde büyüklenmis ve oranin halkini birtakim firkalara ayirip bölmüstü; onlardan bir bölümünü güçten düsürüyor, erkek çocuklarini bogazlayip kadinlarini diri birakiyordu. Çünkü o, bozgunculardandi" (Kasas, 4) ayetinde tarif edilen türde bir bozgunculugun faili olacakti. Yahudi önde gelenleri ise Mesih gelmeden önce de egemenlik için elden gelenin yapilmasi gerektigini düsündükleri için, bu bozgunculugu özellikle Üçüncü Dünya'da israrla sürdürdüler.

Ancak özellikle son yillarda ortaya çikti ki, DÜZENİN TEK CİDDİ MUHALİFİ İSLAM`di ve Düzen'e karsi ciddi bir tehlike de ancak MÜSLÜMANlardan gelebilirdi. Öteki din ya da ideolojiler Yeni Seküler Düzen'e itaat etmeyi kabul etmislerdir ve bu Düzen'e karsi bir tehdit olusturacak güç ve daha da önemlisi zihin yapisina sahip degildiler. Bu nedenle, Düzen'in patronlari, yani gerçekte Israil tarafindan yönetilen ABD-Israil ittifaki, kendisine bir numarali hedef olarak Islam'i ve müslümanlari seçti. Dünyanin farkli bölgelerinde Islam ümmetine karsi girisilen SALDIRILARIN HEP İSRAİL İLE BAGLANTILI OLMASIDA, bunun açik bir göstergesidir.

Bu durum, Mesih Plani'nin stratejik yönünün, yahudi önde gelenlerinin kontrolündeki Düzen ile müslümanlar arasinda bir çatisma gerektirdigini göstermektedir. Samuel Huntington'in gündeme getirdigi "Medeniyetler Çatismasi" tezinin yakin gelecekte Bati ve Islam medeniyeti arasinda büyük bir çatisma öngörmesi bunun bir baska ifadesidir. (Huntington bir yahudidir, ayrica, Filistinli aydin Edward Said'in söyledigine göre, Medeniyetler Çatismasi tezini de bir diger Amerikali yahudi Bernard Lewis ile birlikte gelistirmistir.)

Bu noktada ilginç bir gerçekle daha karsilasiyoruz: Mesih Plani'nin kehanetsel yönü de Yahudilik ve Islam arasinda bir çatisma gerektirmektedir. Mesih'in gelisi için gerekli olan kehanetler birbiri ardina gerçeklestirilmistir ve bugün yerine getirilmesi gereken son bir kehanet vardir; Süleyman Tapinagi'nin yeniden insa edilmesi. Siyasi Siyonizmi formüle eden Kabalaci Hirsch Kalischer'e göre ve diger Kabalacilarin da kabul ettigi gibi yahudilerin Kudüs'ü ele geçirdikten sonra yerine getirmeleri gereken son kehanet budur ve bunun da yapilmasinin ardindan Mesih'in gelisi an meselesi olacaktir. Iste Mesih Plani'nin müslümanlar ile yahudileri karsi karsiya getiren kehanetsel yönü buradadir, çünkü Tapinak'in insasi için, onun eski yerinde bugün duran iki Islam mabedinin, Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'nin yikilmasi gerekmektedir. Bu ise dünya müslümanlarinin asla kabul etmeyecegi bir hareket, dolayisiyla bir savas sebebidir. Konuyla ilgilenen pek çok uzmanin söyledigi gibi Israillilerin Tapinak Tepesi'ndeki (Temple Mount) Islam mabetlerini yikmalari, büyük olasilikla bir ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI'nin baslangici olacaktir.

Uzun yillar Kudüs'te çalisan Amerikali arkeolog Gordon Franz, bu konudaki gözlemlerine dayanak söyle diyor:

Emin oldugum bir sey varsa, Tapinak'i yeniden insa etmeyi hedefleyen yahudilerin o iki camiyi mutlaka yikmak istiyor oluslaridir. Bu yikimin nasil olacagi konusunda kesin bir fikrim yok ama olacaktir. Yikacaklar ve burada onun yerine bir Tapinak insa edecekler. Ne zaman, nasil yapilacak bilmiyorum ama yapilacak. 10
Houston Ikinci Baptist Kilisesi'nden rahip James E. DeLoach ise tüm yahudilerin camileri yikip Tapinak'i insa etmek istediklerini, ancak bunu Machteret Yehudit gibi radikal yöntemlerle degil, Aksiyon'un haberinde yer alan sekilde yapacaklarini söylüyor: "Su bir gerçek; tanidigim bütün yahudiler o camilerin yikildigini görmek istiyorlar. Ama bana söylediklerine göre, bu yikim, Tanri'dan gelecek bir hareketle, örnegin bir depremle ya da ona benzer bir sekilde gerçeklesecek." 11
Israil'in bir sekilde Harem-i Serif'teki Islam mabetlerini yiktigini ve Tapinak'i insa ettigini varsayalim. Bu durumda Mesih için gerekli tüm kehanetler yerine getirilmis ve 500 yillik Plan sona ermis olacaktir.

Peki, Mesih gelecek midir?

Mesih ve Hz. Süleyman
Mesih Plani'ni tasarlayan ve nesilden nesile uygulamaya devam eden bu "Siyon Bilgeleri", yahudi egemenliginin ancak Mesih'in gelmesiyle gerçeklesecegini düsünüyorlar ve bunun için de kutsal kaynaklarda yer alan kehanetlerin birer birer gerçeklesmesi gerektigine inaniyorlardi. Ancak bu kehanetlerin olusmasi için oturup beklemediler; Kabala'dan çikardiklari "teknige" göre, bu kehanetleri kendi elleriyle, ya da kendilerine itaatkar olan irk bilinci yüksek yahudileri ve kendi otoritelerine boyun egen Tapinakçi/masonlari kullanarak gerçeklestirebilirlerdi. Bu Kabala teknigi ile, yahudilerin dünyanin dört bir yanina dagitilmasi ve sonra da Filistin'e götürülmesi, Yeni Seküler Düzen'in (Novus Ordo Seclorum) kurulmasi gibi büyük islerin basarildigini önceki bölümlerde birlikte kesfettik.

Bu nedenle, 500 yillik Mesih Plani'nin nihai hedefi olan Mesih'in yeryüzüne inisi konusu da Kabalacilar için bir sorun olmayacaktir. KOLAYLIKLA,KENDİ KENDİLERİNE BİR MESİH ÜRETİR, ARALARINDAN BİRİNİ, EN KIDEMLİSİNİ, MESİH İLAN EDİP yahudi toplumunun önüne sürebilirler.

Nitekim tarihteki SAHTE MESİH hareketleri bunu dogrulamaktadir. Yahudi tarihinin farkli dönemlerinde ortaya sahte Mesih'ler çikmisti. Ancak bunlarin en ÖNEMLİLERİ, Ortaçag'in sonlarinda patlak veren ÜÇ büyük hareket, yani Jacob Frank, Solomon Molcho ve Sabetay Sevi adli üç Mesih taslaginin önderligindeki Mesih hareketleriydi. Bu üçlünün ortak özelligi ise birer Kabalaci oluslariydi. Ancak hepsi de büyük Kabalacilarin çizgisinden sapmis ve Mesih Plani'nin uzun gelisimini beklemekten sikilarak kendi kendilerini Mesih ilan ederek Plan'i hizlandirmayi denemislerdi. Kuskusuz basarisiz oldular; sabirsizlik Mesih Plani'yla hiç uyusmayan bir özellikti çünkü. "Giris" bölümünde de, Mesih'in gelisini "hizlandirmak" için bilinmeyen bazi Kabala ritüellerini uygulamaya çalisan üç Kabalacinin bu disiplinsiz tavirlarini hayatlariyla ödediklerine deginmistik.

Ama tüm kehanetler yerine getirildikten sonra ortaya bir Mesih çikarmak Kabalacilar için sorun degildir ve olmayacaktir. Önemli olan, bu Mesih'in MİSYONUNUN ne olacagi, 500 yildir gelisi için çalisilan bu liderin ne tür bir yol izleyecegidir.

Bu konuyu incelerken karsimiza çikan ilk önemli bilgi, Mesih'le Hz. Süleyman arasindaki iliskidir. Yahudi literatüründe konu ile ilgili olarak verilen bilgilerin basinda, Mesih'in Hz. Süleyman'a olan büyük paralelligi dikkat çeker. Yahudiler, Hz. Süleyman'in elde ettigi büyük askeri ve siyasi gücün, Mesih'le birlikte yeniden gerçeklesecegini, Hz. Süleyman zamanindaki Ibraniler gibi kendilerinin de tüm Kutsal Topraklar'a hakim olup, daha da ötesinde, dünyayi yöneteceklerini düsünürler. Mesih'in Hz. Süleyman'in soyundan gelecegi yönündeki inanç, bu iki insan arasinda kurulan paralelligin bir sonucudur. Mesih zamaninda Hz. Süleyman'in yikilmis Tapinaginin yeniden insa edilecegi ve Mesih'in bu Tapinaktan tüm Kutsal diyari yönetecegi yönündeki beklentiler de, yahudilerin zihninde kurulmus olan Mesih ve Hz. Süleyman arasindaki paralelligin birer sonucudur.

Ancak bu noktada çok önemli bir gerçekle karsi karsiyayiz. Yahudiler, bekledikleri Mesih'i Hz. Süleyman'in bir prototipi olarak düsünmektedirler, ancak onlarin zihnindeki Hz. Süleyman gerçek Hz. Süleyman degildir. Kuran "Ve onlar (yahudiler), Süleyman'in mülkü (nübüvveti) hakkinda seytanlarin anlattiklarina uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak seytanlar inkâr etti..." (Bakara, 102) ayetiyle, yahudilerin Hz. Süleyman hakkinda "seytanlar" tarafindan üretilen yalan ve iftiralara inandiklarini haber verir. "Giris" bölümünde de degindigimiz gibi yahudiler sözkonusu çarpitma sonucu, bir peygamber ve Allah'in örnek bir kulu olan Hz. Süleyman'i çok farkli biçimde algilamaktadir. Onlarin gözünde Hz. Süleyman bir peygamber ve Allah'a itaatkar bir kul degildir; aksine "günahkar"dir. Hz. Süleyman'i yahudi irkini basarilara tasimis bir "kral" olarak görmektedirler. Ve en önemlisi, Hz. Süleyman'in elde ettigi gücün—ki bu güç, Kuran'in da haber verdigi gibi rüzgarlari kontrol etme, madde nakli gibi yetenekleri içermektedir—büyü ile elde edildigine inanirlar.

Oysa gerçek çok farklidir. Hz. Süleyman elde ettigi güçleri ve siyasi iktidari "büyü" ile elde etmis degildir. Bunlar kendisine Allah tarafindan verilmis birer lütuftur. Allah, Kuran'da belirtildigi üzere, Hz. Süleyman'in emrine cinleri vermis ve o da bunlari bir takim mucizevi isler gerçeklestirmek için kullanmistir. Kuran'in farkli surelerinde, Hz. Davud'a ve oglu Hz. Süleyman'a verilen sözkonusu olaganüstü güçler ve bunun karsiliginda onun Allah'a sükredisi anlatilir. Neml Suresi'nde söyle denmektedir:

Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmis kullarindan birçoguna göre üstün kilan Allah'a hamdolsun." dediler. Süleyman, Davud'a mirasçi oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuslarin konusma-dili ögretildi ve bize her seyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçik bir üstünlüktür." Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuslardan ordulari toplandi ve bunlar bölükler halinde dagitildi. (Neml, 15-17)
Sebe' Suresi'nde ise ayni konuda sunlar anlatilir:

Süleyman için de, sabah gidisi bir ay, aksam dönüsü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun egdirdik); erimis bakir madenini ona sel gibi akittik. Onun eli altinda Rabbinin izniyle is gören bir kisim cinler vardi. Onlardan kim bizim emrimizden çikip-sapacak olsa, ona çilgin atesin azabindan taddirirdik. Ona diledigi sekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklügünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardi. "Ey Davud ailesi, sükrederek çalisin." Kullarimdan sükredenler azdir. (Sebe, 12-13)
Enbiya ve Sad Sureleri'nde ise Hz. Süleyman'in emrine verilen seytanlar (seytani cinler) anlatilir:

Süleyman için de, firtina biçiminde esen rüzgara (boyun egdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kildigimiz yere akip giderdi. Biz her seyi bilenleriz. Onun için denizde dalgiçlik yapan ve bundan baska is(ler) de gören seytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onlarin koruyuculari idik. (Enbiya, 81-82) (Süleyman dedi ki) "Rabbim, beni bagisla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armagan et. Süphesiz sen, karsiliksiz armagan edensin." Böylece rüzgari onun buyrugu altina verdik. Onun emriyle diledigi yöne yumusakça eserdi. Seytanlari da; her bina ustasini ve dalgiç olani. Ve (kötülük yapmamalari için) saglam kementlerle birbirine baglanmis digerlerini. "Iste bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artik sen de hesaba vurmaksizin ver ya da tut." Süphesiz, onun Bizim katimizda gerçekten bir yakinligi ve varilacak güzel bir yeri vardir. (Sad, 35-40)
Yahudiler, tümüyle Ilahi olan bu olaylari, "büyü" ile açiklamakta ve tüm bunlara seytani bir yorum getirmektedirler. Giris'te de vurguladigimiz gibi Bakara 102'yi tefsir eden Islam alimleri bu konuya dikkat çekmislerdir. Elmalili Hamdi Yazir, Hz. Süleyman hakkinda yapilan bu iftirayi anlatiyor ve Kuran'in sözünü ettigi "seytan"larin "... ey insanlar, bilmis olunuz ki, Davud ogul Süleyman, bir sihirbazdi. Cinleri ve seytanlari, rüzgarlari hep sihriyle emri altina alirdi. O neye ulasti ise sihir ilmiyle ulasti" dedigini bildiriyor. Ayrica bu iftiranin yahudilerce kabul görmesinin ardindan, yahudilerin de ayni gücü elde etmek için büyüyle yogun biçimde ilgilenmeye basladiklarini yaziyor. Bir baska tefsirde, Safvetü't-Tefasir'de bildirildigine göre, Peygamberimiz yahudilere Hz. Süleyman'in da bir peygamber oldugunu söylediginde, yahudiler sasirarak "O, sadece bir sihirbazdi" demislerdir.

Bu durumda yahudilerin kafasindaki Mesih taslagi da, aslinda Hz. Süleyman'in tam tersi özelliklere sahip bir insandir; Allah'a teslim olmus bir kul ve peygamber degil, seküler bir iktidar kurmus bir "büyücü"... Bu ise bir "Mesih" degil, gerçekte bir "deccal"dir. (Deccal: Büyük yalanci, büyük saptirici, insanlari sapikliga, çürümeye, inkara sürükleyen yalanci lider).

Yahudilerin bekledikleri Mesih'in gerçekte bir deccal, Islam kaynaklarinda söylendigi gibi bir Mesih-i Deccal oldugunu az sonra inceleyecegiz. Ama öncelikle bu konuda bize isik tutan bir örnege bakmakta yarar var.

Az önce tarihteki sahte Mesih hareketlerine deginmistik. Bu hareketlerin, disiplinsiz de olsalar, Kabalacilar tarafindan yönetilmis olmasi bizim için son derece önemlidir. Çünkü bu "sahte Mesih" Kabalacilar kuskusuz Mesih'le ilgili kehanetleri çok iyi biliyorlardi. Kendilerini Mesih ilan ettiklerinde de, asil Mesih'in yapacagi seyleri yapmaya çalistilar. Bu nedenle, bu sahte Mesihlerin eylemlerini inceleyerek, günümüzdeki yahudilerin bekledikleri—hatta "ayak seslerini" duyduklari—asil Mesih'in neler yapacagini önceden kestirebiliriz.

Sahte Mesihler içinde en önemli olani, yahudilerin de kabul ettigi gibi Sabetay Sevi'dir. 17. yüzyilin ortasinda Osmanli Imparatorlugu içinde yahudi tarihinin en önemli sahte Mesih hareketini baslatan ve basarisizliginin ardindan da farkli bir taktik izleyerek müritleriyle birlikte görünüste müslüman olan Sevi'ye bir göz attigimizda, yahudilerin bekledikleri Mesih'in gerçekte bir deccal oldugunun isaretlerini görebiliyoruz. Çünkü Sevi de kendi çapinda küçük bir deccaldir.

Sabetay Sevi ve "Günahin Kutsalligi" Teorisi
Türkiyeli yahudilerin kendi cemaatlerine yönelik olarak yayinladiklari haftalik Salom gazetesi, "Sabetay Sevi" baslikli uzun bir arastirma dizisi yayinlamisti. Yomtov Bensason ve Erol Levi Coskun'un hazirladigi arastirmada Sevi'nin Mesihlik macerasi, bunun Kabala'yla olan ilgisi ve Sevi taraftarlarinin "mumsöndü" ayinleri anlatiliyordu. Sefarad kökenli olan Sevi'nin kendisinin Mesih olusuna ikna olusu söyleydi:

19 yasinda haham payesini alan Sabetay—40 yas kisitlamasina ragmen—Kabala'yi ögrenmeye baslar. Bu ögrenimi, davranislarinda büyük degisiklikler yaratir. Uzun süren oruçlar tutar, sik sik, kisin bile denize girer. Ailesi kendisini iki kez evlendirir. Zohar'in (Kabala'nin temel kitabi) etkisi ile temiz kalmak istediginden her iki esine de elini sürmez ve bosanir. Yirmi yaslarinda sara nöbetleri geçirmeye baslar... Söyledigi dualar ve sarkilar hayranlik uyandirir. Sarkilarinin bir kismi erotiktir... Gerek dogum tarihinin, gerek isminin, Kabala'nin Ibrani harflerine verdigi degerlerle hesaplandiginda çok ilginç neticeler vermesi; hastaligi, Polonya'daki Chmielnicki katliami ve Zohar'da Masiah'in (Mesih) 1648 yilinda gelecegi inanci, Sabetay'i 22 yasinda harekete geçirir: Yandaslarina Masiah oldugunu açiklar... Talmud'a göre söylenmesi yasak olan, Y (yud) harfi ile baslayan tetragrami, yani Tanri'nin adini söyler. (Bu adi sadece yikilan ikinci mabedin Kohen Gadol'u veya dünyaya gelerek mabedi yeniden kurabilecek olan Masiah söyleyebilir.) 12
Sevi'nin (solda) asil etkisi, Kudüs'e yaptigi yolculukla birlikte basladi. Burada hikayenin ikinci büyük kahramani olan Gazzeli Nathan ile tanisti. Isaac Luria'nin Kabala okuluna bagli olan Nathan, Sevi'yle kader birligi ettikten kisa bir süre sonra, kendisinin peygamber oldugunu ve Sevi'nin Mesih oldugunu bildiren vahiyler aldigini iddia etti. Bu haberler yahudi dünyasinin dört bir yanina dalga dalga yayildi ve oldukça önemli bir etki yaratti. Izmir'e dönen Sevi, Nathan'in da destegiyle, politik gücü ele alacagini ima etmeye basladi. Müritleri, yakinda Sevi'nin Türk Sultani'ni savas yapmadan yenecegini ve kendine köle edecegini söylemeye basladilar. Osmanli otoriteleri durumu haber aldilar ve Sevi yargilanmak üzere Sultan'in önüne çikarildi. Burada ölüm ya da tevbe seçenekleri ile karsilasinca Islam'i seçtigini ilan etti ve "Aziz Mehmet Efendi" adini aldi. Bu tabii göstermelik bir din degistirmeydi. Nathan, Sevi'nin bu hareketinin Kabalistik hikmetini açiklamisti: Mesih, "kötülük kralligini" yikmak için onun içine girmisti. 13
Sevi'nin müritleri de "kötülük kralligini yikmak için" onun içine girdiler ve Yahudilik'ten dönerek topluca Islam'i kabul ettiklerini açikladilar, o tarihten sonra da "dönme" olarak tanimlandilar. Yahudi tarihçi Eli Barnavi, dönme tarikatinin 1924'de kadar Yunanistan'da (özellikle Selanik'te) varligini korudugunu, sonra da Türkiye'ye tasindigini yaziyor. 14 Dönmeler varliklarini korurken bir yandan da "kötülük kralligi" dedikleri Osmanli'ya ve Islam'a örtülü saldirilar düzenliyorlardi. Halife Abdülhamit'e karsi faaliyet gösteren muhalefette büyük rol oynadilar ve Salom'da yer alan ifadeye göre, "... keskin bir ate, laik, din aleyhtari, materyalist zihniyetin ortaya çikmasina neden oldular. Bilhassa 19. yüzyildan itibaren, Avrupa'da ve Türkiye'deki kontestater, din karsiti, nihilist ve ihtilalci hareketlerde gayet faal rol oynadilar." 15

Sevi hikayesinin bizi burada asil olarak ilgilendiren yönü ise Sevi'nin öne sürdügü "günahin kutsalligi" teorisidir. Sevi, kendisini Mesih sandiktan sonra yahudi dininin günah saydigi eylemleri birbiri ardina islemeye baslamisti. Söylenmesi yasak olan Tanri'nin ismini (YHWH) israrla söyledi, Sabat gününe uymadi, yenmesi dinen yasak olan yaglari—ki bu yaglardan Kuran'da da söz edilir (En'am, 146)— yedi. Sevi günah olan seyleri birer birer serbest birakiyordu. Encyclopaedia Judaica, Sevi'nin bu davranislarinin, kendisinin "tüm günahlari serbest birakma"ya yönelik bir misyonu oldugu inancindan kaynaklandigini yaziyor. Kudüs Ibrani Üniversitesi'nden Gershom G. Scholem ise Major Trends in Jewish Mysticism adli kitabinda Sevi'nin bu davranislarinin "günahin kutsalligi" doktrinine dayandigini belirtiyor.

Evet, Sevi, tüm gühahlarin serbest oldugunu ilan etmeye baslamisti. Bunlarin arasinda, Türk toplumunda "mumsöndü" olarak da bilinen es degistirme ayini de vardi. Salom, Sevi taraftarlarinin kutladiklari "Kuzu Bayrami"ni, öteki adiyla "Dört Kalp Bayrami" söyle anlatiyor:

... Bu bayram, Dönmelere karsi olanlarin belki de hakli olarak bir koz olarak kullandiklari bayramdir... Bu bayrama o gece katilanlarin mutlaka evli olmalari gerekir, bekar olanlar kiz veya erkek hiçbir sekilde kabul edilmez, hatta bu bayram hakkinda bilgi dahi verilmez. O geceye en az iki evli çift katilir, daha fazlasi olabilir. Kadinlar en sik elbiselerini giyer ve en kiymetli takilari ile ziyafet masasinda servis yaparlar. Bir müddet hep beraber eglenildikten sonra halk dilinde mumsöndü olayina geçilerek bütün isiklar söndürülür. Kadin veya erkegin o gece diledigi ile yattigi ve o gece bu birlesmeden dogan çocugun, ilerde Masiah (Mesih) olacagi söylenir. 16
Kisacasi sahte Mesih Sabetay Sevi, büyük bir günah olan zinayi, hem de zinanin en çirkin sekli olan es degistirmeyi serbest birakmis, hatta bunu müritlerine tavsiye etmisti. Basta dedigimiz gibi bu durum, Sevi'nin gerçek bir Mesih, yani bir kurtarici degil, bir deccal, yani aldatici ve saptirici oldugunu göstermektedir.

Yahudilerin yüzyillardir bekledikleri Mesih'i taklit etmeye çalisan Sevi'nin bu karakteri, kuskusuz bizlere asil Mesih için önemli bir ipucu vermektedir. Eger Sevi günahin kutsalligini yayarak kendi çapinda bir deccallik yaptiysa, Israilli Kabalacilar'in bugün gelisini gözledikleri asil Mesih de daha büyük çapta bir deccallik yapacak, günahin kutsalligini daha etkili biçimde yayacaktir. Olayin bir baska ilginç yönü, küçük deccal Sevi'nin Islam'i "kötülükler kralligi" olarak tanimlamasi ve onu "yikmak" için mücadele etmis olmasidir. Asil deccal olan asil Mesih (Mesih-i Deccal) de daha genis bir boyutta Islam'la çatisacaktir.


Alıntıdır
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/11/2008 - Neden 2012

Kategori: Ahir Zaman



NEDEN 2012?
Dünya belirgin bir değişim yaşıyor. Belki Maya'ların 21 Aralık 2012 fenomeni ile de ilişkilendirilebilecek bu oluşumlar şuan bilmediğimiz veya farkında olmadığımız bir olay için zemin hazırlıyor olabilir. Artık biz insanlarda sık sık değişen, alışık olmadığımız hava koşullarına, sellere, ani bastıran şiddetli soğuklara karşı, neler oluyor? Hiç böyle olmamıştı gibi söylemlerle tepkiler vermeye başladık.

Gerçektende neler oluyor dünya'mıza?

Neler olabileceğine bakmadan önce gelin degişimi düşündüren olaylara bakalım.

1- MAYA KEHANETİ

Bu konuyu yazarken amacımız insanları korkutmak ve karamsarlığa sürüklemek değil, şuan pekçok bilim adamının kafasını meşgul eden bir konuyla ilgili sizlerinde haberdar olmanızı sağlamaktır. Felaket tellallığından öte, eğer bir felaket gerçekleşecekse, buna hazırlıklı olmak amaçtır. Çünkü, medeniyetimizi devam ettirmek her türlü amacın üzerindedir. Bireysel düşünmeyi bir kenara bırakıp, toplum olarak ortak değerlerimizi ön plana taşımalıyız. Bu illa bir felaket olacak diye değil, yaşam kalitemizi arttırmak ve gerçekten "torunlarımıza" yaşanabilir bir medeniyet bırakmak içinde gerekli.

Bu noktadan hareketle neden 2012 sorusunun cevabını ele alalım.Aslında tam olarak 21 Aralık 2012 (veya bazılarına göre 22 Aralık) tarihi ve sonrası olarak ifade edilen fenomenin çıkış noktası eski bir Güney Amerika medeniyeti olan Maya'ların kullandığı takvim sistemidir. Özellikle 1990'lardan sonra gelişim gösteren bu konu hakkında en ciddi araştırmalardan birini Amerikalı araştırmacı John Major Jenkins yapmış ve bunu 1997 yılında yayınladığı "Maya Cosmogenesis 2012" isimli kitapta ortaya koymuştu. Şimdi ayrıntılarıyla inceleyelim.

1- Maya Takvimi

Mayalar şaşırtıcı bir astronomi bilgisine sahip bir medeniyetti. Sadece Güneş, Ay ve Mars gibi bugün amatör gözlemcilerin dahi gözlemleyebildiği yakın cisimlerle değil, neredeyse bütün uzak yıldızları, yıldız gruplarını ve bunların hareketlerini gözlemlemişlerdi. Hatta bu gözlemleri sayesinde bir yılı bizim bugün süper bilgisayarlarla hesapladığımız süreden milyonda bir hata payı ile hesaplamışlardı. Zamanı ölçmede hassas hesaplara ulaşmak için döngülerden ve iki ayrı takvimden yararlanmışlardı. Bunların ilki, "kutsal takvim" olarak bilinen ve 20'şer günlük 13 aydan oluşan "Tzolkin" (Gün Sayımı) denen döngüdür. Bu döngü, 13 rakam ve 20 ismin oluşturduğu kombinasyonları içerir ve 260 günlük sürecin bitiş günü "13 Ahau"dur. "Haab" adını taşıyan bir ikinci takvim, bugün bizim kullandığımız güneş takviminin çok benzeridir ve yine 20'şer günlük 18 aydan oluşur. "Uinal" olarak adlandırılan bu 20 günlük ayların toplamı 360 gün yapar ve Maya zaman ölçümünde buna "tun" adı verilir. Normal güneş yılı için gerekli olan 5 artık gün, 5 tanrının adıyla "tun"a eklenir (aynı Mısır ve Sümer'de olduğu gibi!) Her iki döngünün gün sayıları ancak 52 güneş yılı sonra eşitlenir. Tzolkin ile Haab'ın bitişleri aynı güne denk gelir yani, Tzolkin'e göre 13 Ahau gününde, Haab da sona ermiştir. Ve diğer döngüleri şu şekildedir:

GÜN SAYISI İSMİ

1 Kin

20 Uinal

360 Tun

7200 Katun

144000 Baktun

İşte Mayaların efsanevi "Long Count" yani "Uzun Sayım" dedikleri süreç, 13 Baktun'a eşittir (1.872.000 gün = 5125,36 güneş yılı) Maya tarihinde "başlangıcı" olarak belirlenmiş noktayı bilmezsek, yukarıdaki hesabı yapamayız. Bizim takvim sistemimize göre bu an, İsa'nın doğduğu varsayılan yıldır. Gregoryen takvimimizde biz bu yılı "0" olarak kabul eder ve öncesini, sonrasını buna göre hesaplarız. Mayalarda da bu tarihin başlangıcı 0.0.0.0.0 günü olmalıdır; yani herşeyin başlangıç noktası Arkeolojik bulgular ve Karbon-14 yöntemi yardımıyla yapım tarihi bizim takvimimize göre büyük bir kesinlikle belirlenen birkaç tapınakta (İzapa, Chichen Itza ve Monte Alban'da) Maya rahiplerinin, yapılış tarihini belgeleyen Uzun Sayım tarihleri de bulunmuş ve yanılma payıyla birlikte Milattan Önce 11 Ağustos 3114 tarihi 0.0.0.0.0 noktası olarak tespit eidlmiştir. Ve buna göre 13.0.0.0.0 tarihi 21 Aralık 2012 gününe denk gelmektedir.

ÖRNEK
"11 . 2 . 5 . 1 . 4 "

"11 baktun, 2 katun, 5 tun, 1 uinal ve 4 kin"
--------------------------------------------------------------------------------
11 x 144.000 + 2 x 7200 + 5 x 360 + 1 x 20 + 4 = 1600224
-------------------------------------------------------------------------------
1 Güneş yılı = 365,242

1600224 / 365,242 = 4381,27
-------------------------------------------------------------------------------
"11 . 2 . 5 . 1 . 4 "

4381,27 YIL EDİYOR.
--------------------------------------------------------------------------------
2- O günün özelliği nedir?
Maya takviminin 21 Aralık 2012'de bitmesinde ne var diye soruyor olabilirsiniz. Aslında bu tarih tespit edildikten sonra araştırmacılarında kafasına takılan soru buydu. Ve ilk akla gelende, astronomide bu kadar ileri bir toplumun bu tarihide bir astronomik oluşumla ilişkilendirmiş olma olasılığıydı. Bu yönde yapılan araştırmalar bu fikrin doğru olduğunu ortaya koydu.

Bilindiği gibi 21 Aralık tarihi yılın en kısa günüdür. John Major Jenkins, 21 Aralık 2012'de gökyüzünde oluşan astronomik konumların, oldukça sıradışı birleşmelere işaret ediyor. Bunların en önemlisi, gezegenlerin ve Ay'ın üzerinde hareket ettiği, "Ekliptik" olarak adlandırdığımız "tutulum çemberi"nin, tam 21 Aralık günü Samanyolu'nun dünyadan görülen ekvatoral çizgisiyle kesişmesi. Bu kesişmenin, modern astronomik ölçümlere göre "galaksimizin merkezi" olduğu belirlenen noktada (süper karadeliklerden biri olduğu düşünülüyor.) gerçekleşmesi, bu tarihi daha da ilginç kılıyor. Ama daha ilginci, 21 Aralık günü Güneş'in de tam "gündönümü" sırasında bu noktayla aynı hizaya gelmesi. Astronomik deyişle "Gündönümü Güneşi", Ekliptik ile Samanyolu kuşağının "galaksi merkezi" olduğu belirlenen noktayla aynı hizada kesiştiği koordinata yerleşiyor. Bu birleşim, Mayalara göre, "Güneşler" olarak adlandırdıkları devrelerin beşincisinin noktalandığı anı belirlemekte.Maya kozmogonisine göre, dünyanın geçmişi, 13 Baktun'luk (aşağı yukarı 5125 yıl) devrelerden oluşur ve bunların her birinin bitimi, dünya için radikal değişimler ve büyük yenilikler içerir. İçinde bulunduğumuz devre, Mayalara göre beşinci ve son devredir ve 13.0.0.0.0 tarihinde son bulacaktır. Bizim takvimimize göre sözü edilen bu tarih, 21 Aralık 2012'ye denk gelmektedir.

Mayaların bugüne ilişkin öngörüleri,efsaneleri veya kehanetleri ise gerçekten çarpıcı. Buna geçmeden önce bir bilgiyi daha vermek gerekli. İçinde bulunduğumuz galaksi milyonlarca yıldıza sahip olmasına rağmen, galaksimizin merkezi olarak gösterilen nokta yıldız miktarının gayet seyrek olduğu bir nokta. Yaklaşık 25,800 yılda toplam 4 kere (dünyanın presession süresi) galaksi merkezimizle,

1- " A door into the heart of space and time will open" , Zamanın ve uzayın kalbindeki kapı açılacak

2- " The cosmos will be reborn or recreated " , Evren yeniden doğacak, yeniden yaratılacak

3- " We will reach the Zero Point of the process - a moment of collective spiritual birth " , Döngünün sıfır noktasına erişeceğiz, toplu ruhsal doğuş anı

4- "…our basic orientations will be inverted. On the level of human civilization, our basic assumptions and foundation values will be exposed, and we will have the opportunity to embrace values long since driven under the surface of our collective consciousness"

Bizim basit doğamız ters yüz olacak.

Aslında tek önemli tarih 21 Aralık değil 2012 yılı için. Mayaların astronomi birikimlerinde , Boğa takımyıldızındaki Pleiades grubunun ayrı bir önemi var. G Bu yıldız grubunun gökyüzünün tepe noktasından ("Zenith" noktası) geçişi, Mayalar için önemli bir olaydı ve genellikle Tzolkin ile Haab'ın son günlerinin çakıştığı 52 yıllık dönemin sonunda yaşandığı için de fazlasıyla önemsenirdi. Monte Alban'dan İzapa'ya dek birçok kentte, gökyüzünün tepe noktasını gözlemlemek için hizalanmış şaftlara sahip yapılar bulunmuştur. Bu gözlem noktalarında başını yukarı kaldırıp belli bir anda daracık şafttan gökyüzüne bakan gözlemci, yalnızca Zenith noktasını görürdü. Meksika'nın güneyinde, İzapa'nın bulunduğu paralel üzerinde Güneş – Pleiades buluşması, presesyon etkisinden bağımsız olarak her yıl, ilkbahar ekinoksundan 61 gün sonra gerçekleşir. Günümüzde bu tarih, Güneş'in Boğa Burcu'na girdiği 20 Mayıs tarihine denk gelmektedir. Bu buluşma Zenith'te gerçekleşirse? Mayıs 2000'deki gezegen dizilimini hatırlayacaksınız. Ama ondan çok daha önemli birşeyi çoğunluğumuz bilmiyoruz Mayalarca önemli olduğu yeterince vurgulanan gün, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasıdır ve bu astronomik olayın gerçekleşme tarihi de 20 Mayıs 2000'dir. Mayalar, 13 Baktun'un hemen öncesine denk gelen bu astronomik buluşmayı, bir sürecin başlangıcını işaretlemek için kullanmışlardı Ünlü Kukulkan piramidinin tepesinde, doğrudan Zenith'e yöneltilmiş, çıngıraklı yılan kuyruğu biçiminde bir sütun yer alır. Çıngıraklı yılanın kuyruğundaki "çıngırak" işaretleri, Maya kültüründe Pleiades'in simgesidir. Çıngırağın biraz aşağısında, "Ahau yüzü" olarak adlandırılan bir kabartma vardır ve bu da, Güneş'i simgelemektedir. Bir bütün olarak Kukulkan piramidinin tepesindeki şekil, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasına işaret etmektedir yani.

-HIZLANIŞI HİSSEDİYOR MUSUNUZ?
Çağların değişimi başladı...

Kadim kehanetler bunu daha önceden bildirmişti. Yerli gelenekler onurlandırdılar. Dünya içinde gerçekleşen değişimler, uyuma düzenlerinizi, ilişkilerinizi, bağışıklık sisteminizi düzenleme yetinizi ve zamanı algılayışınızı etkilemekte. 2000 sene önce belirtilmiş, bizi bedenimizde olağanüstü değişimleri kabullenmeye hazırlayan bir inisiyasyon yaşıyoruz. Bu değişim şu anda gerçekleşmekte.

Dünyanın rezonansı (Schumann Resonance) binlerce yıldır 7.4 Hz.'di. 1980li yıllardan beri 12Hz'e ulaştı. Bu, bugün yaşadığımız 24 saatin eski zamanda 16 saate eşit olduğunu göstermektedir. Zaman hızlanıyor.

Kutup Değişimi

Bir grup astrofizik ve jeofizik uzmanının, bilgisayar uzmanlarıyla
beraber yürüttükleri araştırma sonucu sıradışı bir olayın 2012'de
başımıza gelme olasılığı olduğunu ortaya koymuş.

Bahsi geçen konu hakkında bilgisi olmayanlar için izah edersem...

Bildiğiniz gibi Güneş'in ortalama 11 yıllık periyodlarda (ve son
zamanlarda yapılan araştırmalarda 180 yıl civarında ikinci bir döngü
daha var) aktivitesi zirveye çıkıyor. Kuvvetli patlamalar ve güneş
lekeleri bu dönemde en yoğun zamanında oluyor. Son zirve dönemi 2000-
2001 yıllarındaydı. Ancak bu dönemden bu yana düşüşe geçmesi gereken
aktivite tam aksine az miktarda bir düşüşten sonra yatay bir düzey
tutturmuş durumda. Yani bir sonraki zirve döneminin çok daha şiddetli
olabileceğine dair bir işaret olabilir.

Bir sonraki zirve noktası ise 2012 yılına denk düşüyor. Yukarıda
bahsettiğim araştırmanın da kilit noktası burası. Eğer bilgisayar
ortamında yapılan teorik modellerin sonuçları doğruysa 2012 yılı
civarında bizi bir Manyetik Kutup kayması bekliyor.

Bu olay ortalama 200,000 yılda bir gerçekleşen, ancak bir önceki
kaymanın 780,000 yıl önce olduğu bilinen bir olay. Mıknatıslardaki
güney ile kuzey'in yer değişmesi olayı kısaca. Ancak bu bir anda
başlasa da, bir günde biten bir olay değil. Manyetik yapının tekrar
dengeye gelmesi ortalama 3000 yıl kadar sürüyor(muş).

Bu olayın nasıl olacağına dair bulgularda, + ve - kutbun, bu olay
başlamadan önce diğer yarı kürede adacıklar mantığıyla bölgeler
oluşturması ve genel manyetik güç kaybı oluşturması, olduğu tespit
edilmiş durumda. Dünya'da ise son 300 yılda genel manyetik kutup %20
oranında zayıflamış durumda. Bu Antartika ve Güney Amerika'da, yani
ozon tabakasının delik olduğu yerde %40 lara kadar çıkıyor. (yani
ozon tabakasının asıl delinme nedeni olabilir)

Fazla uzatmadan sonuçlandırırsam, bahsi geçen araştırma bu olayın
2012 yılında gerçekleşeceğini ortaya koyuyor.

Yani güneş'in aktivitesinin en güçlü olacağı zamanda bir kutup
kayması. Aynı araştırma sonucuna göre bu olay milyonlarca yıl önce
olduğu ortaya çıkıyor.

Güneş aktivitesi zirvesinde ve Manyetik kutup yer değiştirirse ne
olur?

Manyetik kayma demek, dünyanın manyetosferinin, yani manyetik
kalkanının bir süreliğine kapalı olması demek. Güneş'ten veya uzaydan
gelecek her türlü etkiye açık olacağız demek.

Güneş'ten gelen zararlı ışınlar ve kozmik ışınlar direkt dünya
yüzeyine ulaşacak. En basit sonucu milyonlarda kanser vakası.

Diğer olası sonuçlarından biri, dünyanın manyetik alanı etkin
olmayacağından meteor gibi cisimlerinde yönlerinin dünya tarafından
değiştirilemeyeceği, zam tersi çekileceği olasılığı...

Dünyanın yer çekimine etkisi tahmin edilememekle beraber, volkanlar,
depremler vs.. gibi olayların zirve yapacağı tahminlerden biri.

EĞER GERÇEKLEŞİRSE, küresel bir felaket bizi bekliyor demektir... En
kötü senaryoda Tek kurtuluş olasılığı, yüzeyin altında yaşamak veya
başka gezegene gitmek var. 3000 yıl süreyle...

DÜNYANIN DEĞİŞİMİ

Dünyanın kalp atışı kabul edilen bir elektromanyetik rezonans vardır. 1954 ten beri bilinip, ölçülen bu değer, bulucusu Alman fizikçi Schumannın adıyla anılan, Schumann Rezonansı olarak, SR simgesiyle anılır ve Dünya yüzeyi ile 55km. lik atmosfer sonrasındaki iyonosfer arasındaki bölgede ölçülmektedir.
Dünyanın bu kalp atışı, Güneşin düzenli 11 yıllık aktivasyon periyotlarına göre periyodik değişimler göstermesine rağmen, zannedilen o ki güneşin düzen dışı büyük patlamalarından doğan bir değişim geçirmektedir (Mayaların dediği gibi 2012 de kıyamet Güneşten gelecek). Bilim tarafından farkedildi ki bu rezonans, bu kalp atışı dramatik bir biçimde artmakta. Yıllar yılı 7.8 değerini koruyan ve yıllar içerisinde yükselen bu değer, bugün 12 devir/sn ye ulaşmıştır. 13 devir/sn lik değer zero point olarak anılır ve Dünyanın dönmesi bu değere ulaştığında duracak ve Dünya tersine dönmeye başlayacak. Ayrıca Dünyanın manyetik alanı da buna ters orantılı olarak azalmakta ! Son 4000 yıldaki değerler neredeyse son 4 yılda yarıya inmiş durumda !...
Ve bir magnetik tersliğin gelmekte olduğu bildiriliyor. Hatta seller, fırtınalar ve acayip hava şartları bu sebebe bağlanıyor. Ayrıca bu artıştaki hızlanma bizde, 24 saatlik bir günü, 16 saat olarak yaşanıyormuş gibi bir hissediş yaratıyor. Manyetik rezonansın 13 devir/sn. değerine varmasıyla, dönüş yönünü değiştirecek olan Dünyanın, çok uzun yıllar önce de dönüş yönünü değiştirip bugünkü yönünde dönmeye başladığı bildiriliyor. Bu değişim ile Dünya tersine dönmeye başlayıp, Güneşin batıdan doğacağı söyleniyor.
Burada bir saplama yapalım 1959 yılına dönelim ve Bedri Ruhselmana gösterilen vizyonda da söylendiği gibiDünya ekseninin yönünün değişmesi Ayrıca,
Büyük Mutasavvıf Muhiddin-i Arabî ile İnsan-ı Kamîl kitabının yazarı Abdülkerim Ceylî kıyamet anlatımlarında benzer ifadelerle; Kıyametin bir başka alâmeti dahi; Güneşin battığı yerden doğmasıdır Bundan sonra tövbe kapısı kapanır ! Daha önce iman etmemişse, artık bundan sonraki imanı nefse fayda vermez!.. demişlerdir.
Ve bir başka spiritüel mesajda şu ifadeler bulunmaktadır;

Yaşanması mutlak olan bu devreye ermenize az bir zaman kaldığı ve ufkun batıdan gelişini mutlulukla karşılamaya hazırlandığınız bu günlerde; yani yakın olan bu ışık günlerinin arifesinde, insan milletinin hazır olmaya ihtiyacı vardır.

Aslında herşey bir vibrasyon yayma olayı olduğundan, en ince ve yüksek frekanslara doğru gelişen yeniçağ yapısı, kaba, düşük frekanslardan rahatsız eden etkiler almaktadır artık. Ancak, yüksek anlamlı değerlere, frekanslara daha fazla açılındığı için, çevreden gelen ses, renk, koku, manyetik alan frekanslarını daha fark edici, gönül frekanslarına, insan duygularına daha duyarlı, daha yüksek tatminleri arzulayan ve eski kaba tatminlerden artık zevk almayan yeni şuur insanı ortaya çıkmaktadır.
İnsanın titreşimsel olarak farklılaşırken, devamlı bir etkileşim içinde olduğu yeryüzü de titreşimsel olarak değişmekte ve manyetik alanı yeni insana, yeni yüksek frekans yaşamına uyumlanmaktadır. Ve yüksek insanın yeni dünyası ortaya çıkmaktadır. Yeni dünyada artık yer almayacak olan ve bunun insandaki karşılığı endişe, korku olan düşük, alçak frekans tır. İşte bu oluş döneminde üzerinde en çok çalışılması gereken de, korku ve endişeye odaklı yaşanmamasıdır
Alıntıdır

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/11/2008 - 1979'dan 2006 ya Kıyamet Alametleri

Kategori: Ahir Zaman


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH ADINA

KIYAMET vakti, dünya hayatının son günü olmakla birlikte ahiretteki sonsuz hayatın da başlangıcı olacaktır. Kıyamet günü yaşanacak birbirinden dehşetli olaylarla Allah'ın yüce kudreti insanların tümü tarafından idrak edilecektir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), kıyametten önce gerçekleşecek olan alametleri bundan 1400 yıl öncesinde hadis-i şeriflerinde detaylı olarak tarif etmiştir. Buna göre; savaşlar, anarşi, fakirlik, cinsel dejenerasyon artacak; doğal afetler sıklaşacak; insanlar güzel ahlaktan uzaklaşacak; sahte peygamberler ortaya çıkacaktır. Tüm bunların ardından, Allah Hz. Mehdi'yi vesile kılarak İslam ahlakını bütün dünyaya hakim edecektir.

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde yer alan bu bilgilerin gerçekliğini bize gösteren en önemli delil, bu olayların vakti geldiğinde tam tarif edildiği şekilde ve birbiri ardına gerçekleşmiş olmasıdır. Hadislerde bildirilen çok sayıda alamet, 1979'dan 2006'ya kadar yaşanan -dünya tarihine oranla- kısa bir zaman dilimi içinde "birbiri ardınca" gerçekleşmiştir.

Bu işaretleri anlamak için yapmamız gereken, kıyamet günü ve alametleri ile ilgili Kuran ayetleri ve Peygamber Efendimiz (sav)'in on dört asır öncesinden bildirdiği hadisler üzerinde dikkatle düşünmektir. Rabbimiz bir ayetinde "Ve de ki: Allah'a hamdolsun. O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız..." (Neml Suresi, 93) şeklinde vaat etmektedir.

Ancak öncelikle belirtmek gerekir ki, herşeyin en doğrusunu Allah bilir. Her konuda olduğu gibi kıyamet hakkında da O'nun bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Kesin olarak gerçekleşecek olan kıyametin vaktini sadece Allah bilmektedir:

"De ki: "Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?" O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)" (Cin Suresi, 25-26)

Afganistan'ın Rusya tarafından işgali (1979)

"Talikan'a (Afganistan'a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala'nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır. Orada Allah'ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar ahir zaman Mehdi'sinin yardımcılarıdır."
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)

Hadiste Afganistan'ın ahir zamanda işgal edileceğine işaret vardır. Gerçekten de Rusların Afganistan'ı işgali olan 1979 yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14. yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir. Ayrıca bu rivayette Afganistan'ın maddi zenginliklerine dikkat çekilmektedir. Bugün Afganistan'da çeşitli sebeplerle işletilmeye açılmamış büyük petrol yatakları, demir havzaları ve kömür madenleri tespit edilmiştir.

Dördüncü Sulh (Arap-İsrail Barışı) (1979)

"Sizinle insanlar (bir nüshada Rumlar deniyor) arasında dört sulh olacak, dördüncü sulh, Heraklius ehlinden bir adam vasıtası ile olur ve bu yedi sene devam eder..."
(Kıyamet Alametleri, Osman Çataklı, 299/8)

Hadiste Hz. İsa ile birlikte yeryüzünde bulunacak olan Hz. Mehdi'nin alametlerinden biri haber verilmiştir. Bu alamete göre Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasında 4. kez bir barış anlaşması yapılacak, bu anlaşma 7 yıl sürecektir. İslam aleminden birçok kimsenin kanaati, hadiste geçen "4. Sulh"un, 1979'da ABD-İsrail ve Mısır arasında Amerika'da Camp David'de yapılan anlaşma olduğudur. (En doğrusunu Allah bilir.)

Kabe'de Kan Akıtılması (1979)

"Onun çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler... Hep birlikte Beyt-i Şerif'i tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak." (Kıyamet Alametleri, s. 168-169)

"İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina'ya indiklerinde büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır." (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 35)

Hadislerde "onun çıkacağı yıl" cümlesi kullanılarak, Mehdi'nin çıkış tarihinde Hac sırasında meydana gelecek bir katliama dikkat çekilmektedir. 1979 yılında, Hac sırasında gerçekleşen Kabe baskınında aynen böyle bir katliam yaşanmıştır. Çok ilginçtir ki bu kanlı Kabe baskını da ahir zamanın başlangıcının ve Mehdi'nin çıkışının diğer alametlerinin gerçekleştiği dönemin tam başında yani Hicri 1400 yılının ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (21 Kasım 1979) tarihinde meydana gelmiştir.

Yine hadis-i şerifte kanların akacağından bahsedilerek öldürme olayına dikkat çekilmiştir. Baskın sırasında Suudi askerleri ile saldırgan militanlar arasında meydana gelen çarpışmada 30 kişinin öldürülmesi, bu rivayetin kalan kısmını da doğrulamıştır.

İran-Irak Savaşı (1980)

Şevval ayında ayaklanma Zilkade'de harb konuşmaları, Zilhicce'de ise harb vaki olacak." (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 166)

Hadiste belirtilen Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları İran-Irak savaşının gelişim aşamalarıyla aynı tarihlere denk gelmektedir: İran Şahı'na karşı olan ilk ayaklanma, bilindiği gibi, hadiste belirtilen 5 Şevval 1398 (8 Eylül 1976)'de olmuştur. Hicri 1400 Zilhicce (1980 Ekim) ayında İran-Irak arasındaki savaş tam anlamıyla başlamıştır.

Depremlerin Çoğalması

"Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. depremler çoğalacak." (Ramuz-El Ehadis, 476/11)

"Kıyametten önce iki büyük hadise vardır. ve sonra da zelzeleli yıllar." (Ramuz-El Ehadis, 187/2)

Son birkaç yıl içinde meydana gelen büyük ve sürekli depremler, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi verilerine bakılırsa 1999 yılında, yeryüzünde 20.832 deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde yaklaşık olarak 22.000 insan hayatını kaybetmiştir.

(Afganistan ve Endonezya depremlerinde ölen yaklaşık 500 bin kişi bu istatistiklere dahil edilmemiştir)

Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi tarafından yapılan ölçümlere göre;

1556 yılı ile 1975 yılı arasındaki 400 yıllık dönemde meydana gelen deprem sayısı: 110 iken (5.0'dan büyük)

1980 yılı ile 2003 yılı arasındaki 23 yıllık dönemde meydana gelen deprem sayısı 1685 olmuştur. ( 6.5'dan büyük)

Bir başka deyişle, 400 yılda kayıtlara geçen deprem sayısı 110 iken,

Hz. Mehdi'nin çıkış alametlerine işaret eden 23 yıllık dönemde 1685 deprem yaşanmıştır.


Mısır Meliğinin Öldürülmesi (1981)

"Ondan önce Şam ve Mısır melikleri öldürülecektir..." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Mısır'ın yakın tarihi incelendiğinde hadiste de belirtildiği gibi, bir "meliğin" öldürüldüğü görülmektedir: 1970 yılında Mısır'ın başına geçen ve 11 yıl iktidarda kalan Enver Sedat.

Enver Sedat 1981 yılında bir resmi geçit sırasında muhalifleri tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda hayatını yitirmiştir.

Ramazan Ayında Güneş ve Ay Tutulmaları (1981-1982)

"Mehdi için 2 alamet vardır ki... Bunun birincisi, Ramazan'ın birinci gecesi Ay'ın; ikincisi de, Ramazan'ın ortasında Güneş'in tutulmasıdır."
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)

"... Güneş'in oruç ayının ortasında, Ay'ın ise sonunda tutulması..."
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 37)

"Ramazan'da iki defa tutulma olacaktır..."
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 49-53)

Hadislerde dikkati çeken en önemli nokta Ramazan Ayı'nın ortasında hem Güneş tutulmasının, hem de bir ay içinde "Ay"ın ve "Güneş"in iki kere tutulmasının gerçekte çok düşük bir ihtimal olduğudur. Bu, belli döneme denk gelmesi olasılığı açısından normal şartlarda gerçekleşmeyecek bir durumdur.

Eğer bu hadislerde tarif edilen olaylar dikkatle incelenirse, rivayetler arasında çeşitli farklılıklar olduğu göze çarpar. Böyle bir durumda yapılacak en doğru şey, aynı olaya bakan farklı rivayetlerin ittifak ettikleri ortak yönleri tespit etmek olacaktır. Buna göre, hadis rivayetlerinin toplamından çıkan ortak sonuçlar şunlardır:

1. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olacaktır.

2. Bu tutulmalar ortalama 14-15 gün arayla olacaktır.

3. Bu tutulmalar iki kere tekrarlanacaktır.

Bu tespitlere uygun olarak, 1981 yılında (Hicri-1401'de) Ramazan Ayı'nın 15. günü Ay, 29. günü de Güneş tutulmuştur.

Yine "ikinci olarak", 1982 yılında (Hicri-1402'de) Ramazan Ayının 14. günü Ay, 28. günü de Güneş tutulmuştur.

Ayrıca bu hadisede "Ay"ın Ramazan'ın tam ortasında DOLUNAY halinde tutulması ve dikkatleri çekecek bir alamet olarak belirmesi de son derece anlamlıdır.

Bu olayların Hz. Mehdi'nin diğer çıkış alametleriyle aynı dönemde meydana gelmesi ve Hicri 14. yüzyıl başlarında, üst üste iki yıl (1401-1402) mucizevi bir tarzda tekrarlanması rivayetlerin işaretinin bu olaylar olabileceğini kuvvetlendirmektedir.

Şam Meliğinin Öldürülmesi (1982)

"Ondan önce Şam ve Mısır melikleri öldürülecektir..."
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Şam kelimesi, yalnızca Suriye'deki Şam şehri için kullanılmaz. Şam, Arapçada kelime anlamı olarak "sol" anlamına gelir ve eskiden beri Hicaz bölgesinin (Mekke ve Medine şehirlerinin bulunduğu bölge) sol tarafında kalan ülkeleri ifade eder. Şam bölgesi yöneticilerinden de suikaste uğrayan çok sayıda kişi olmuştur.

Kuyruklu Yıldızın Doğması (1986)

"Mehdi'nin çıkışından evvel, (her tarafı) aydınlatan kuyruklu bir yıldız doğacaktır." (Kıyamet Alametleri, s. 200)

"O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)

"O yıldızın doğması, Güneş ve Ay tutulmasından sonra olacaktır."
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)

Hadislerde belirtildiği gibi:

1986 yılında (Hicri 1406'da) yani 14. yüzyıl başlarında "Halley" kuyruklu yıldızı Dünyamızın yakınından geçmiştir. Bu kuyruklu yıldız parlak, ışıklı bir yıldızdır.

Hareket yönü doğudan batıya doğrudur.

1981 ve 1982 (1401-1402) yıllarında meydana gelen Ay ve Güneş tutulmaları olayından sonra ortaya çıkmıştır.

Bu yıldızın doğuşunun da diğer alametler ile aynı zamanda meydana gelmesi, Halley kuyruklu yıldızının hadiste işaret edilen yıldız olduğunu doğrular niteliktedir.

Tozlu Dumanlı Bir Fitne (2001)

"Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek,
bunu diğerleri takip edecek..." (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)

Bu hadiste ise, Hz. Mehdi'nin çıkışından önce, tozlu ve dumanlı, karanlık bir fitnenin görüleceğinden söz edilmektedir. Fitne, "insanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya hak ve hakikatten saptıracak şey, savaş, azdırma, karışıklık, ihtilaf, kavga" gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Hadiste bu fitnenin ardında toz ve duman bırakacağı belirtilir. Ayrıca bu fitnenin "karanlık" olarak nitelendirilmesi, nereden geldiği belli olmayan, umulmadık bir olay olduğuna işaret kabul edilebilir. Bu açılardan bakıldığında söz konusu hadisin, 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nin New York ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırıya işaret etmesi muhtemeldir. Televizyon ekranlarında ve gazetelerde de şahit olunduğu gibi, bu iki büyük terör olayının ardından büyük bir toz bulutu ve duman çevreyi sarıp kuşatmıştır. Patlamalar sonucunda çöken binalar ise, daha büyük bir toz bulutunun oluşmasına neden olmuş, hatta çevredeki insanların üzerleri tamamen bu tozla kaplanmıştır. Bu olay, hadiste haber verilen ve Hz. Mehdi'nin çıkışının bir alameti olarak bildirilen "tozlu dumanlı, karanlık fitne" olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Bağdatın Alevlerle Yokedilmesi ( 2003)

"Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir..." (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, Cilt 3, sf. 177)

2003 Irak Savaşı'nda, savaşın ilk gününden itibaren Bağdat, en yoğun bombardımana tutulan şehirlerden biri olmuştur. Ağır bombardıman, geceleri Bağdat'ın tıpkı hadiste haber verildiği gibi alev alev yanmasına neden olmuştur. Bağdat'ın gazete ve televizyon haberlerine yansıyan görüntüleri, yukarıdaki hadiste dikkat çekilen "alevlerle yok edilir" açıklaması ile tam olarak mutabıktır. Bu da ahir zamanda bulunduğumuzu gösteren açık alametlerden biridir.

Irak Halkı Üç Fırkaya Bölünür (2003)

"Irak halkı üç fırkaya ayrılır. Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar. Bir kısmı savaşır ve öldürülürler. Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın."
(Fera İdu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar)

Ahir zaman alametlerinden biri de Irak halkının üçe ayrılmasıdır. Hadiste haber verildiğine göre, halkın bir grubu "çapulculara" katılacaktır. Savaş sonrasında otorite boşluğu nedeniyle Irak'ta büyük yağmalama olayları yaşanmıştır. Gerçekten de halkın bir kısmı, hırsızlık, gasp, yağmalama gibi "çapulculuk" olarak nitelendirilebilecek faaliyetleri yapanlara dahil olmuşlardır.

Hadiste bir kısım halkın ise, bulundukları yerden bir an önce kaçmaya yeltenecekleri, hatta geride bıraktıkları ailelerini dahi düşünemez konumda olacakları haber verilmiştir. Gazetelerde bu yönde yer alan haberler dikkat çekicidir.

Hadiste halkın bir kısmının ise, savaşa katılacağı ve öldürüleceği bildirilmektedir. Irak Savaşı sırasında da, bir kısım insanlar çeşitli bölgelerde yaşanan çatışmalara katılmış ve hayatlarını kaybetmişlerdir.

Ayrıca hadisin ilk bölümünde dikkat çekilen, "Irak'ın üçe ayrılması" konusu fiziki anlamda da gerçekleşmiştir. Körfez Savaşı sonrasında, Irak coğrafi olarak üç bölgeye ayrılmıştır. 32. ve 36. paralelin arası, 32. paralelin güneyi ve 36. paralelin kuzeyi olarak belirlenen bu üç bölgenin oluşturulması, hadisin işaret ettiği gelişmelerden biri olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Irak ve Şam'a Ambargo (2003)

Ebu Nadre (r.a.) dedi ki; Cabir (r.a.)'ın yanında idik, şöyle dedi: "Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine bir kafiz (ölçek), bir dirhem (bir ağırlık ölçüsüdür) sevk olunmayacak". Dedik ki: "Bu kimden dolayı olur." Dedi ki: "Acemler ('Arap olmayanlar) bunu men' ederler." Sonra dedi: "Şam ahalisine bir dinar, bir müdy (kile, bir ölçü birimidir) sevk olunmayacak". "Bu kimden dolayı olur" dedik. "Rumlar'dan dolayı" dedi. (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseyni)

Irak ve Şam'a ambargo uygulanacak olması kıyamet öncesinde yaşanacağı bildirilen olaylardan, yani Hz. Mehdi'nin geliş alametlerinden biridir. Irak'a, hadiste haber verildiği gibi, on yılı aşkın bir süredir ambargo uygulanıyor olması dikkat çekicidir. Bununla birlikte, Suriye'ye de ambargo uygulanması ihtimali sıkça gündeme gelmektedir.

Irak Halkı Şam'a ve Kuzeye Kaçar (2003)

"Masum ve temiz Irak halkı Şam'a kaçar." (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, s. 210)

2003 senesinde Irak Savaşı başlamadan hemen önce onbinlerce Iraklı'nın, Suriye başta olmak üzere çeşitli ülkelere göç etme çabaları bu hadisteki olayla büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu konuyla ilgili de çeşitli haber ve resimlere medyada yer verilmiştir.

Iraklıların Parası Kalmayacak (2003)

"Iraklıların elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alış-veriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak." (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c.5 , s. 45)

Ahir zaman ve dolayısıyla Hz. Mehdi'nin çıkış alametlerinden biri de Iraklıların parasının değer kaybetmesidir. Bu hadis iki ayrı duruma işaret ediyor olabilir. Bunlardan birincisi, İran-Irak ve Körfez Savaşı sonrasında Irak'ta yaşanılan ekonomik çöküntüdür. Savaş dolayısıyla büyük zarar gören Irak ekonomisi, savaş sonrası devam eden ambargolar nedeniyle bir türlü düzelmemiştir. Halkın alım gücü düşmüş, yokluk ve fakirlik en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.

Ordunun Kaybolması (2003)

"Mehdi'nin beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, semadan bir sayha (çağrı, nara), Beyda'da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir". (Naim Bin Hammad)

"...Kendisine bir ordu gönderilecek. Bunlar yerin bir çölünde iken yere batırılacaklardır." (Müslim'den; Geleceğin Tarihi 4, s.31)
"Bir ordu savaş için gelir, çöle girdiğinde baş ve sonundakileri batar, ortadakiler de kurtulmaz." (Hanbel, Tirmizi, İbni Mace, Ebu Davud'dan; Geleceğin Tarihi 4, s.30)

2003 yılında gerçekleşen Irak Savaşı sırasında Irak ordusunun büyük bir kısmının neredeyse birdenbire ortadan yok olması savaşın en dikkat çekici olaylarından biriydi. Birçok gazete ve televizyonda, Cumhuriyet Muhafızları olarak bilinen yaklaşık 60.000 kişilik ordunun ve Fedailer olarak bilinen yaklaşık 15.000 Iraklı askerin kaybolması haber olarak yer aldı. Yan sayfadaki hadislerde bu konuya dikkat çekilmesi, Hz. İsa'nın ve dolayısıyla Hz. Mehdi'nin geliş alametlerinden biri olan "bir ordunun batması" olayının gerçekleşmiş olabileceğini göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Nitekim ilerleyen günlerde de savaş uçaklarının bir kısmının çöl kumları altına gömülmüş olarak bulunması, hadiste bahsedilen çölde bir ordunun batması olayının Irak ordusu ile ilgili olma ihtimalini güçlendirmektedir.

Irak'ın Yeniden Yapılanması (2003)

".Irak'a saldırmadıkça kıyamet kopmaz. Ve Irak'taki masum insanlar Şam'a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır." (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c.5, s. 254)

Hadiste Irak'ın yeniden inşa edileceğine dikkat çekilmektedir. Önce İran-Irak Savaşı, daha sonra Körfez Savaşı, son olarak da 2003'teki Irak Savaşı'nın ardından, Irak'ta pek çok şehir yerle bir olmuştur. Bu savaşın sonrasında yaşanan yağmalama olaylarının da etkisiyle büyük bir harabeye dönüşen Irak'ın yeniden inşa edilmesi mecburi hale gelmiştir. Bu durum gazete haberlerinde de çok geniş olarak yer almıştır.

Şam Irak ve Arabistan'da Kargaşa Yaşanması (2003)

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "...Öyle bela ve musibetler olacak ki, hiçbir kimse, sığınabileceği bir makam bulamayacaktır. Bu belalar Şam'ın etrafında dolanacak, Irak'ın üzerine çökecek. Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaktır... Onlar belayı bir tarafta defetmeye çalışırlarken, diğer taraftan o yine ortaya çıkacaktır." (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c.5, s. 38-39)

Doğuda Yer Batması Tsunami(2004)

"On alamet görülmeden kıyamet kopmayacaktır; ... Biri doğuda, biri batıda, bir diğeri de Arap Yarımadası'nda meydana gelecek yere batma hadisesi..." (Müslim, Fiten, 39)

Peygamber Efendimiz (sav)'in haber verdiği kıyamet alametlerinden bir tanesi, "doğu tarafında gerçekleşecek olan yere batma" hadisesidir.

Bu alametin büyük bir kara parçasının ya da insan topluluğunun ortadan kalkması, yeryüzünden yok olması anlamına gelmesi muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.) 2004 yılının son ayında Güney Asya'da gerçekleşen büyük tsunami felaketi bu alametle çok büyük benzerlikler göstermektedir. Dolayısıyla Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği "doğudaki yere batış" alameti, bu büyük tsunami felaketine işaret ediyor olabilir. (Hiç şüphesiz en doğrusunu Rabbimiz bilir.)

Tarih boyunca Asya'da, Uzakdoğu'da çeşitli felaketler, depremler ve kasırgalar yaşanmıştır. Bu felaketlerde çok büyük yıkımlar gerçekleşmiş, çok yüksek sayılarda insan hayatını kaybetmiştir. Ancak 26 Aralık 2004 tarihinde Güney Asya'da gerçekleşen ve 400 bin kişiye yakın insanın ölümüyle sonuçlanan tsunami, bu felaketlerin en büyüğü olmuştur. Bu büyük felaket sırasında, yeraltındaki büyük levhaların hareketi sonucu oluşan 1000 kilometrekarelik kırılmalar ve kıtaların yer değiştirmesinin yarattığı büyük enerji, okyanuslarda meydana gelen çok büyük enerjiyle birleşip, Güney Asya ülkelerinden Endonezya, Sri Lanka, Hindistan, Malezya, Tayland, Bangladeş, Myanmar, Maldiv Adaları ve Seyşel Adaları'nı hatta 5 bin km uzaklıktaki bir Afrika ülkesi olan Somali sahillerini dahi vurmuştur.

Kıyamet alametlerinin birbiri ardına gerçekleştiği ahir zamanda meydana gelen bu tsunami felaketi, çok geniş bir alanı etkilemiş, şehirlerin deniz sularının altında kalıp yok olmasına, dünya haritasının değişmesine neden olmuştur. İşte bu nedenle de "doğudaki yere batış" ifadesi ile Güney Asya'da gerçekleşmiş olan bu felakete işaret ediliyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Batıda Yer Batması Katrina (2005)

"On alamet görülmeden kıyamet kopmayacaktır; ... Biri doğuda, biri batıda, bir diğeri de Arap Yarımadası'nda meydana gelecek yere batma hadisesi..." (Müslim, Fiten, 39)

ABD'nin Meksika Körfezi'nde yaşanan Katrina Kasırgası'nın meydana getirdiği büyük yıkım, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in haber verdiği bir diğer kıyamet alametini, "Batıdaki Yere Batış"ı akıllara getirmektedir.

Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanda gerçekleşeceğini bildirdiği bu "yere batışın", tarihteki benzerlerinden çok daha büyük, çok daha etkili olması gerekmektedir. Nitekim Katrina Kasırgası da geçmişteki benzerlerinden çok daha büyük bir yıkım meydana getirmiştir.
"İnsanlara ölüm gelip evler mezar olduğu zaman halin nice olur." (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 392, no. 726)

New Orleans Şehrinin Yere Batışı

Katrina Kasırgası birçok şehirde çok büyük tahribat oluştururken, New Orleans'ı yaşanamayacak hale getirdi. ABD'nin turizm ve kültür merkezlerinden biri olarak kabul edilen New Orleans'ın yüzde 80'i sular altında kaldı. Bazı yerlerde suyun yüksekliği 6 metreyi aştı. Dolayısıyla New Orleans suların altına gömülerek, adeta ortadan kalktı. Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği "Doğudaki yere batma" alameti Endonezya'da yaşanan tsunami felaketine bir işaret olabileceği gibi, "Batıdaki yere batma" hadisesi de New Orleans şehrinin ortadan kalkışına bir işaret olabilir. Hiç şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

Büyük Olayların ve Hayret verici Şeylerin Meydana Gelmesi

"Onun zamanında büyük hadiseler vuku bulacak." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)

"Onun zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir." (Mektubat-ı Rabbani, 2/258)

"Onun zuhur mebdeleri ve mukaddimeleri (çıkış alametleri) Resulullah Efendimiz (sav)'in irhasatına (peygamberliğine delil olan alametlere) benzer." (Mektubat-ı Rabbani, 2/258)

Hz. Muhammed (sav)'in doğumundan önce büyük ve olağanüstü olaylar meydana gelmişti. Doğduğu gece yeni bir yıldız doğmuş, ateşe tapan İran Padişahlarının sarayının 14 burcu yıkılmış, İran'da 1000 yıldır yanmakta olan Mecusi ateşi sönmüş, Semavi Vadisi sel suları altında kalmış, Save Gölü kurumuştu...

1979 2500 yıllık İran şahlığı yıkıldı ve İran Şahı Rıza Pehlevi öldü.
1980 1980 yılı başlarında ilk AIDS vakaları tespit edildi. Şu ana kadar on binlerce kişinin ölümüne sebep olan bu hastalığa "Çağın Vebası" ismi verildi. AIDS, 1960'larda Amerika'da başlayan ve her çeşit cinsel serbestliği getirmiş olan "Seks Devrimi"ni sona erdirdi.
1985 Kuzey Kolombiya'daki Nevada Del Ruiz yanardağı 400 yıldır ilk kez patladı. Eriyen kar ve buzun oluşturduğu çamur yüzünden Armero kenti haritadan silindi. 20.000 kişi öldü.
1989
Soğuk Savaşın sembolü olan Berlin Duvarı inşasından tam 28 yıl sonra yıkıldı.
1990 Sovyetler Birliği yıkıldı ve Gorbaçov'la birlikte Bağımsız Devletler ortaya çıktı.
1991 Irak'ın Kuveyt'i ilhak etmesinden sonra yıllarca sürecek olan Körfez Savaşı başladı.
1993 Avrupa'nın ortasında bulunan Bosna ve Kosova'daki katliamda yüz binlerce Müslüman öldürüldü ve yüzbinlercesi yurtlarından çıkarıldı.
2003
60.000 senede bir gerçekleşen bir olay meydana geldi ve Mars gezegeni Dünya'ya en yakın konuma geldi.
Dünyanın en kurak bölgelerinden olan Mekke'de meydana gelen sel felaketinde 12 kişi yaşamını yitirdi.

Alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/11/2008 - Mühendislik Perspektifinden Kıyamet

Kategori: Ahir Zaman

Mühendislik Perspektifinden Kıyamet

Kıyamet insanlığın ve dünyanın sonudur. Bu son, önemine binaen Kur'ân-ı Kerîm'de teferruatlı anlatılır. Birçok sûrede insanlık bu dehşetli sona karşı şiddetle uyarılır. Allah'ın (cc) kudret ve azametinin tecelli edeceği bu günde, bütün insanlar ölecek ve hemen akabinde diriltilerek hesaba çekilecektir. Âyetlerden anlaşıldığına göre insanlığın ve dünyanın sonunu getiren Kıyamet hâdiseleri muhtemelen önce fizik kanunları çerçevesinde cereyan edecek, daha sonra ise, bütün insanların diriltilmesi ile başlayan safhada bilinen kâinat kanunlarının geçerliliğinin kaldırıldığı bir devir başlayacaktır. Fizik kanunlarının geçerli olduğu ilk safhayla ilgili bazı âyet ve hadîsler dinamik bilimi prensipleri çerçevesinde yorumlanabilir. Bu âyet ve hadîsler bugüne kadar birçok tefsirci tarafından yorumlanmış ve değişik görüşler öne sürülmüştür. Bugünün bilgi birikimiyle yapılan yorumlar ise, öncekilere yeni zenginlikler katabilir. Bütün yorumlar insanların sınırlı ilim ve anlayışı ile yapıldığından, yanılmaların da olabileceği unutulmamalıdır. Bu hakikati gözönüne alan âlimler yorumlarının sonuna "En doğrusunu ancak mutlak ilim sahibi Allah (cc) bilir." şeklinde not düşmüşlerdir.

Zilzal sûresindeki âyetler kıyamet sahnelerini çarpıcı şekilde anlatmaktadır: "Yer o müthiş depremiyle sarsıldığı zaman... Ve yer bağrındaki ağırlıkları çıkardığı zaman..." (Zilzal, 1-2) .1 Burada bahsedilen müthiş deprem bazı volkanik faaliyetlerden kaynaklanabileceği gibi, başka bir gök cismi ile çarpışma neticesinde de vuku bulabilir. Son devrin âlimlerinden Bediüzzaman Said Nursi bu depremi, Dünya'nın başka bir gök cismi ile çarpışmasına bağlamıştır. Yerin ağırlıklarını çıkarmasından bahsedilen ikinci âyet, önceki tefsirlerde2 volkanik hareketlenmelerden ve şiddetli sarsılmalardan dolayı yeraltındaki magma, maden vb. ağır kütlelerin yeryüzüne çıkması, ölülerin kabirlerinden fırlatılıp çıkarılması şeklinde yorumlanmıştır. Dinamik bilimine göre, kütlesi olan ve yerküre tarafından çekilen her cismin bir ağırlığı vardır. O hâlde ağırlıktan kasıt, yeryüzündeki bütün cisimler (insanlar, evler, arabalar vb) olabilir. Bu cisimlerin yeryüzünden yukarıya doğru fırlaması anlatılıyor olabilir. Kıyametin başlangıcında yerçekimi kuvvetinin iptal edilmediği farzedilirse böyle bir fırlatılma mümkün müdür?

Şekil 1'de çarpışma senaryosu şematik olarak verilmiştir. Dünya'ya m kütleli bir gök cismi şekildeki doğrultuda (dünyanın dönme ekseni ile d kadar dik uzaklıktaki bir doğru boyunca) v hızıyla yaklaşır ve çarpar. Açısal momentumun korunumu prensibi gereğince çarpışma sonrasında, Dünya'nın dönme yönü ve hızı değişecektir. Şekilde gösterilen doğrultudaki bir çarpma saatin tersi yönünde olan Dünya'nın dönme yönünü de saat yönü olarak değiştirebilir. Dünya'nın dönme yönünü değiştirip açısal hızını çok arttıracak bir çarpışma için m v d çarpımı yeterince büyük olmalıdır. Dünya'mız kendi ekseni etrafında w=1 devir/gün veya 7,27x10-5 rad/s açısal hızına sahiptir ki bu dönme hızı çok düşüktür ve tesiri hissedilmemektedir. Şiddetli çarpışma sonrasında açısal hız artarak cisimler üzerinde büyük merkezkaç kuvvetler oluşmasına yol açabilir. Şekil 2'de Ekvator'da bir insan ve ona tesir eden zıt yönlü çekim kuvveti ve merkezkaç kuvvet gösterilmiştir. Çekim kuvveti mg ile merkezkaç kuvvet mw2R birbirine eşitlenirse elde edilir. g=9,81m/s2 ve Dünya'nın yarıçapı R=6370000m ifadeye yerleştirilirse açısal hız w=1.24x10-3 rad/s olarak bulunur. Bu hız şu andaki hızın 17.06 katıdır. Dönme eksenine yaklaştıkça (kuzeye ve güneye doğru gittikçe) dönme eksenine olan mesafe azalacağı için merkezkaç kuvvet azalacak ve yönü de değiştiği için ağırlığı tamamen yok edemeyecektir. Yaklaşık 17 kat hızın üzerinde bir hızla dönen dünya üzerinde Ekvator'a yakın kısımlarda insanlar havaya uçuşacaktır. Diğer bölgelerde ne olabileceğini tahmin etmek için Şekil 3'e bakalım. Verilen bir q açısı konumunda bulunan bir insana tesir eden atalet kuvveti mw2 Rcosq olur. Bu kuvvetin yere dik bileşeni mw2Rcos2q, yere paralel bileşeni ise, mw2Rcosq sinq olur. Ekvator'dan (q=0o) Kutuplara (q=90o) doğru ilerledikçe dik bileşen maksimum değerinden düzenli azalarak Kutuplarda sıfır olur (q enlem değerini temsil etmektedir). Yere paralel bileşen ise, Ekvator ve Kutuplarda sıfırdır. Kutuplardan başlayarak önce artış gösterir, q=45o için maksimum değerine ulaşır, sonra da azalarak Ekvator'da sıfırlanır. Bu yüzden q=45o konumu önem arz etmektedir. Eğer Ekvator'da ağırlık tamamen kayboluyorsa, q=45o konumunda (ABD'nin kuzeyi, Avrupa, Kazakistan, Moğolistan, Arjantin, Yeni Zelanda vb.) insan yarı ağırlıkta olacak ve yine yarı ağırlıkta yere paralel bir kuvvetle çekilecektir. Bu durum insanın yüzükoyun yere kapaklanmasına yol açabilir. Bu anlatılanları destekleyen başka âyet ve hadîsler de vardır.

Kari'a sûresinde "Kari'a. Nedir o Kari'a. Kari'ayı, o kapıları döven ve dehşetiyle kalblere çarpan o kıyamet felaketini sen nereden bileceksin ki? O gün insanlar uçuşan kelebekler gibi şuraya buraya fırlatılırlar. Dağlar atılmış rengarenk yünlere dönerler. Artık kimin tartıları ağır basarsa, memnun kalacağı bir hayata girer. Kimin tartıları da hafif gelirse, onun barınağı da haviye olur. Onun ne olduğunu bilir misin? Haviye bir ateştir, kızgın mı kızgın!" 1 . Bu âyetlerde kelebekler gibi uçuşan insanlardan bahsediliyor. Bu uçuşma çok şiddetli çarpışmadan olabileceği gibi, çarpışma sonrasında dönme hızının artması ile savrulmadan da kaynaklanabilir. Tartıların ağır veya hafif gelmesi ifadeleri mecâzî mânâda olsa da maddî ağırlıktaki azalmaya da ince bir işaret vardır. Ekvator'a yakın bölgede havaya uçuşan insanlar tartıları hafif gelenleri temsil etmekte, çarpışmadan kaynaklanan taş ve meteor yağmuru havanın sürtünmesiyle alev topuna dönüşmekte, insanlar bu alevlere doğru uçan kelebeklere benzetilmektedirler. Havaya uçmayan daha emniyetli bölgedeki insanların tartıları ağır gelmiş, uçanlarla karşılaştırıldığında daha az kötü durumdadırlar. Benzer bir işaret Zilzal sûresinin son ayetlerinde geçen "zerre ağırlığınca hayır" ve "zerre ağırlığınca şer" ifadelerinde de mevcuttur çünkü "zerre miktar hayır" yerine "zerre ağırlığınca hayır" ifadeleri tercih edilmiştir. Dağların atılmış yünlere dönmesi hem çarpışmanın şiddeti, hem de açısal hızdaki artma ile ilgili olabilir. Hac sûresinin ilk iki âyetinde ise "Ey İnsanlar! Rabb'inize karşı gelmekten sakının. Gerçekten kıyamet saatinin depremi müthiş bir hâdisedir. Onu göreceğiniz gün… Çocuğunu emziren anne, dehşetten çocuğunu unutup terk eder. Hamile olan her kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş olmuş görürsün, halbuki gerçekte onlar sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı pek çetindir."1 buyrulmaktadır. Şiddetli çarpışma ve bilhassa açısal hızın çok artması ile insanlar sarhoş gibi yürümektedirler; ama sarhoş değillerdir, açısal hızın artması denge merkezlerine tesir etmekte ve baş dönmesi yapmaktadır. Bu insanlar muhtemelen Ekvator ve orta bölge arasında veya orta bölge ile kutuplar arasındaki bölgededirler. (Ekvator'dakilerin uçtuğunu ve orta bölgedekilerin yüzükoyun kapaklandığını varsayıyoruz). Hamilelerin korku ve dehşetten çocuklarını düşürmesi3 psikolojik bir izah olmakla beraber, bu konuya tamamen fizikî bir açıklama da getirilebilir. Otobüs anî bir fren yaptığında veya anî bir kalkış yaptığında kendimizi öne veya arkaya doğru çekiliyor hissederiz. Bunun sebebi atalet kuvvetidir ve bu kuvvet, kütlemizle ivmenin çarpımına eşittir. Benzer şekilde şiddetli çarpma ve dönme tesiriyle oluşacak atalet kuvvetleri rahimdeki çocuğu tutan kas kuvvetlerini yenebilir ve düşüklere yol açabilir. Hamileliğin ileri safhalarında uçak yolculuğunun tavsiye edilmemesi bu tip atalet kuvvetlerinden dolayıdır. Âyette geçen "Allah'ın azabı pek çetindir." ifadesi Kıyametin inanmayanlar üzerine kopacağına işarettir. Bunu teyid eden çok sayıda hadîs de vardır.

Nebe sûresi 20. âyette "Dağlar yürütülür, serab olur gider, her taraf dümdüz olur." 1 buyrulmaktadır. Her tarafın dümdüz olması çarpışmanın şiddeti ile birlikte dönme hızının çok artması ile olabilir. Tekvîr sûresi 6. ayette "Denizler ateşlenip kaynatıldığı zaman" 1 ifadesi geçmektedir. Bu yüzden çarpışma doğrultusu Dünya'nın Güneş etrafında dönerken süpürdüğü eliptik alanın dışından içe doğru seçilmiştir ki (Şekil 1) çarpışma sonrasında lineer momentum korunumundan Dünya Güneş'e yaklaşabilsin. Kıyamet sûresi 7-11. âyetlerde, "Gözler kamaşıp karardığı, Ayın ışığının büsbütün gittiği, Güneş ile Ay yan yana getirildiği zaman… İşte o gün insan der: 'Var mı kaçacak mekân?' Hayır, sığınacak hiçbir yer yoktur." 1 buyrulmaktadır. Bu âyetlerde çarpışmanın tesiriyle Ay'ın Dünya çekiminden kurtulup Güneş'e doğru ilerlemesi anlatılmaktadır. Güneş'e doğru ilerleyen Ay artık, Dünya'ya ışığını yansıtamamakta, bir nevi Ay tutulması olmaktadır. Şiddetli çarpışma ve akabindeki savrulma tesirlerinden dolayı artık emin ve sığınılacak bir mekân kalmamıştır.

Târık sûresinin 11-13. âyetlerinde "Andolsun o dönüşlü göğe (semaya), o yarılıp çatlayan yere, kuşkusuz Kur'ân ayırıcı bir sözdür." 4 ifadesi geçmektedir. Bazı meallerde [1,5] yağmur dolu göğe (semaya) mânâsı da verilmektedir. Eğer "dönüşlü" mânâsı alınırsa, ve sema olarak da atmosfer kabul edilirse, bu, çarpışmadan sonra aşırı hızlanan dünyanın viskoz tesirlerle (akışkan sürtünmesi) atmosferi de zamanla aynı hıza ulaştırarak döndürmesi olarak düşünülebilir. Eğer yağmur mânâsı alınırsa bildiğimiz yağmur olabileceği gibi çarpışmanın tesiriyle kopan taş parçalarına ait bir taş ve meteor yağmuru da kastedilmiş olabilir. Sema kelimesi ile kâinat kastediliyor ise, dönüşlü semanın bir diğer anlamı da kâinatın Big-Bang ile açılmasından sonra kıyamet günü tekrar eski hâline dönüp içine kapanması olabilir. Tâhâ sûresi 105-107. âyetlerde "Bir de sana o gün, dağların durumunu sorarlar. De ki: Rabbim onları darmadağın edecek, ufalayıp savuracak, yerlerini dümdüz, boş vaziyette bırakacak. Orada artık ne iniş, ne yokuş göremeyeceksin" 1 buyrulmaktadır. Şiddetli çarpma ile un ufak olan dağlar, yüksek dönme hızı ile de homojen hâle getirilmekte, çukur ve tümsek kalmamaktadır. İnşikak sûresinin ilk dört âyetinde ise, "Gök yarıldığı zaman… Ve hep yapageldiği gibi, Rabbinin buyruğunu dinlediği zaman…Yer yayılıp dümdüz edildiği, İçindekileri dışarı atıp boşaldığı, Ve hep yapageldiği gibi, Rabb'inin buyruğunu dinlediği zaman…"1 denilmektedir. Buradaki ifadelerde de şiddetli çarpışma ve hızlı dönme senaryosunu destekleyecek açıklamalar mevcuttur.

Konu ile ilgili sahih hadîslerde de kuvvetli deliller mevcuttur. Peygamberimiz (sas) buyuruyor: "Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." 6 Daha önce de belirttiğimiz gibi çarpışmanın tesiriyle Dünya'nın dönme yönü değişmiştir ve saat yönünde dönmeye başladığı için Güneş artık batıdan doğmaktadır. Güneş'in batıdan doğmasından sonra artık imanın fayda vermemesi, bundan sonra hayatın çok kısa bir süre devam edeceğine işarettir. Dünya'nın dönme yönünü değiştirecek şiddette böyle bir çarpışma, dünyayı, hayatın devamı için elverişsiz hâle getirecektir. Asrın büyük müfessiri ve İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursi, çarpışma ve Güneş'in batıdan doğması ile ilgili şöyle demektedir: 7 "Amma Güneş'in mağripten tuluu (doğması) ise, bedahet derecesinde bir alâmet-i kıyamettir. Ve bedaheti için aklın ihtiyarı ile bağlı olan tevbe kapısını kapayan bir hâdise-i semaviye olduğundan tefsiri ve mânâsı zahirdir, te'vile ihtiyacı yoktur. Yalnız bu kadar var ki: Allahu a'lem, o tuluunun sebebi zâhirisi küre-i arz kafasının aklı hükmünde olan Kur'ân onun başından çıkmasıyla zemin divane olup, -izn-i İlâhî ile başını başka seyyareye çarpmasıyla hareketinden geri dönüp- garbden şarka olan seyahatini irade-i Rabbani ile şarktan garba tebdil etmekle Güneş garbden tulua başlar." Güneşin kıyamet alâmeti olarak batıdan doğması açıkça Kur'ân-ı Kerîm'de geçmese de buna dâir işaret bulunabilir. Hazreti İbrahim'in (as) Nemrut ile münazarası Bakara sûresi 258. âyette şöyle ifade edilir: "Allah kendisine hükümranlık verdiği için şımararak, Rabbi hakkında İbrahim ile tartışan kişinin hâline bir baksana! İbrahim ona: 'Benim Rabbim hayatı veren ve hayatı alandır' deyince O: 'Ben de yaşatır ve öldürürüm.' dedi. Bunun üzerine İbrahim: 'İşte Allah Güneş'i doğudan doğuruyor, haydi sen de batıdan doğdur bakalım.' der demez kafir donakaldı" 1. Bu âyette Güneş'in doğuş yönünü değiştirecek derecede büyük bir kudretin ancak Rab olabileceği ima edilmektedir ve kıyamette de Âlemlerin Rabbi bunu yapacaktır, misâl boşuna verilmemiştir.

Dünyanın dönme hızının artmasına işaret eden sahih bir hadîs şöyledir "Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur" .8 Zamanın yakınlaşması tabiri için eski yorumlarda8 zamanın bereketinin azlığı, faydasının azalması, insanların karşılaştıkları musibetlere ilgileri ve kalblerinin büyük fitnelerle meşguliyeti gibi sebeplerle gece ve gündüzlerinin nasıl geçtiğini idrak edememeleri şeklinde mecâzî yorumlar yapılmışsa da, bu yorumlara hiç gerek olmadan zâhiri mânâ fizik prensipleri ile kolaylıkla izah edilebilmektedir. Bir günün 1 saate inmesi demek dünyanın kendi ekseni etrafında dönme hızının 24 katına çıkması demektir. Hızın yaklaşık 17 katı geçmesi durumunda Ekvator'da bulunanların havaya savrulacağını belirtmiştik. Bir yılın 1 aya inmesi ile kastedilen ise Güneş'e yaklaşan Dünya'nın Güneş etrafındaki turunu daha kısa sürede tamamlaması olabilir. Ebu Hureyre'den (ra) gelen bir hadîs rivayetinde "Kıyamet günü insanlar üç sınıf olarak haşrolunurlar: Yayalar sınıfı, binekliler sınıfı, yüzüstü sürünenler sınıfı" Aleyhissalatu Vesselam'a soruldu: "Ey Allah'ın Resulü! Bunlar yüzleri üzerine nasıl yürürler?" Şu cevabı verdiler: "Onları ayakları üzerine yürüten Zât-ı Zülcelâl, yüzleri üzerine yürütmeye de kâdirdir. Ancak bilesiniz, bu yüzleri üstü yürüyenler, önlerine çıkan her engele, her dikene karşı kendilerini yüzleriyle korumaya çalışırlar." 9 Bu sahneler fizik kurallarının bittiği, gelmiş geçmiş bütün insanların diriltildiği bir ana ait gibi gözükmekle birlikte, kıyametin başlangıç safhalarına da işaret ediyor olabilir. Eğer böyleyse, binekliler havada uçuşan Ekvator civarındaki insanları, yüzüstü sürünenler Kuzey ve Güney Yarımküre'nin orta bölgelerini, yayalar ise Ekvator'la orta bölge arasında veya orta bölge ile Kutuplar arasında kalan insanları temsil edebilir. Yüzüstü sürünenler hadîsin ifadesiyle bir zorlama ile bu şekilde hareket etmektedirler. Merkezkaç kuvvetin yere paralel bileşeninin ağırlığın yarısına ulaştığı ve insan ağırlığının yarı yarıya azaldığı orta bölgelerde böyle bir durum ortaya çıkabilir. Başka bir hadîste Allah Rasulü (as) buyuruyor: "Kıyamet gününde semiz, iri bir adam gelecek. Fakat Allah indinde bir sivrisineğin kanadı kadar ağırlığı olmayacaktır." 10 Ağırlığının olmaması Allah katında hiçbir kıymeti olmaması şeklinde yorumlanmıştır. Yukarıdaki açıklamaların ışığında gerçekten maddî ağırlığının olmaması da düşünülebilir. En doğrusunu ancak kıyamet gününün sahibi bilir.
SELAM VE DUA İLE...

Prof.Dr. M.Sami POLATÖZ

--
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/11/2008 - KUR'AN VE HADİSLERLE AHİR ZAMAN ALAMETLERİ

Kategori: Ahir Zaman

KUR'AN VE HADİSLERLE AHİR ZAMAN ALAMETLERİ

Bir fitne görülür, BUNU DİĞER FİTNELER TAKİP EDER. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)

Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yiyicilikte ÇABALARINA HIZ KATTIKLARINI GÖRÜRSÜN... (Maide Suresi, 62)

Mağrib'de (batıda) karışıklıklar, FİTNELER ve korku OLACAK... FİTNELER ÇOĞALACAK. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 440)

Ki onlar, şehirlerde azgınlaşmışlardı. Böylece oralarda FESADI YAYGINLAŞTIRMIŞ-ARTIRMIŞLARDI.' (Fecr Suresi, 11-12)

HİÇBİR TARAFIN ONDAN MAHFUZ KALMAYACAĞI BİR FİTNE (korunamayacağı bir fitne) zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 21-22)

VE SİZLERDEN YALNIZCA ZULMEDENLERE İSABET ETMEKLE KALMAYAN BİR FİTNEden korkup-sakının. ... (Enfal Suresi, 25)

... Bu FİTNE KALDIĞI YERDEN HEMEN BAŞKA BİR TARAFA YAYILACAK. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 21-22)

Böylece oralarda FESADI YAYGINLAŞTIRMIŞ-ARTIRMIŞLARDI.' (Fecr Suresi, 12)

Kıyamet önü sıra, KARANLIK GECELER GİBİ FİTNELER VARDIR. (Ramuz-El Ehadis, 121/5)

Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki KARANLIKLARA BENZER... (Nur Suresi, 40)

... Onları nurdan KARANLIKLARA ÇIKARIRLAR. ... (Bakara Suresi, 257)

Milletler arasında ticaret ve YOLLAR KESİLECEK... (El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 39-40)

... HER YOLUN (BAŞINI) KESİP-oturmayın... (Araf Suresi, 86)

Kişi, KARDEŞİNİ ÖLDÜRMEDİKÇE kıyamet kopmaz. (Kıyamet Alametleri, s. 141)

Sonunda nefsi ona KARDEŞİNİ ÖLDÜRMEYİ (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, ... (Maide Suresi, 30)

... ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık TAHAMMÜL EDEMEZ BİR HALE GELDİĞİNDE zuhur edecektir... (El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37)

... Onlara öyle bir yoksulluk, öyle DAYANILMAZ BİR ZORLUK ÇATTI ve öylesine sarsıldılar ki... (Bakara Suresi, 214)

CİNAYETLER ARTMADIKÇA… kıyamet kopmaz. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 468)

Sonra (yine) siz, BİRBİRİNİZİ ÖLDÜRÜYOR, …(Bakara Suresi, 85)

Kıyametin hemen yakınında ANARŞİ VE KARGAŞA GÜNLERİ VARDIR. (Suyuti, Cami'üs Sagir, 3/211; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/492)

"Ki onlar, yeryüzünde BOZGUNCULUK ÇIKARIYOR VE DİRLİK-DÜZENLİK KURMUYORLAR (ıslah etmiyorlar)." (Şuara Suresi, 152)

HARAM OLAN ŞEYLERİN HELAL SAYILMASI… kıyamet alametlerindendir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 454)

Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve HARAM YİYİCİLİKTE ÇABALARINA HIZ KATTIKLARINI GÖRÜRSÜN. ... (Maide Suresi, 62)

Mehdi, bütün HARAMLARIN HELAL SAYILDIĞI büyük bir fitneden sonra çıkacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

…Böylelikle Allah'ın HARAM KILDIĞINI HELAL KILMIŞ oluyorlar…(Tevbe Suresi, 37)

FAİZİN AŞİKAR OLMASI kıyamet alametlerindendir. (Ramuz-El Ehadis, 448/8)

İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, FAİZ YEMEYEN ADAM KALMAZ. Onu yemese bile
kendisine tozu isabet eder. (Ramuz-El Ehadis, 360/8, 503/7)

... Bu, onların: "ALIM-SATIM DA ANCAK FAİZ GİBİDİR" DEMELERİNDEN DOLAYIDIR... (Bakara Suresi, 275)

Büyük ŞEHİRLER DÜN SANKİ YOKMUŞ GİBİ HELAK OLUR. (Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 38)

... ŞEHİRLERDEN (BİRÇOĞUNU) YIKIMA UĞRATTIK ... (Ahkaf Suresi, 27)

ALİMLER İLMİ SIRF PARA KAZANMAK İÇİN ÖĞRENDİĞİNDE… DİNİ DÜNYALIK KARŞILIĞINDA SATTIKLARINDA… HÜKMÜ SATTIKLARINDA… kıyamet yaklaşmış olacaktır. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480)

Artık vay hallerine; KİTABI KENDİ ELLERİYLE YAZIP, SONRA AZ BİR DEĞER KARŞILIĞINDA SATMAK İÇİN "BU ALLAH KATINDANDIR" DİYENLERE... (Bakara Suresi, 79)

DİLLERİ ŞEKERDEN TATLI... (Tirmizi, Zühd, 60)

... KONUŞTUKLARI ZAMAN DA ONLARI DİNLERSİN. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. ... (Münafikun Suresi, 4)

... SÖZLERİ SENİN HOŞUNA GİDER... (Bakara Suresi, 204)

... fakat KALPLERİ KURT KALBİ GİBİ KATI olacaktır. (Tirmizi, Zühd, 60)

Bundan sonra KALPLERİNİZ YİNE KATILAŞTI; TAŞ GİBİ, HATTA DAHA KATI. ... (Bakara Suresi, 74)

Kıyametten önce iki büyük hadise vardır… ve sonra da ZELZELELİ YILLAR. (Ramuz-El Ehadis, 187/2)

YER, O ŞİDDETLİ SARSINTISIYLA SARSILDIĞI, Yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı, Ve insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman; (Zelzele Suresi, 1-3)

AÇLIK VE HAYAT PAHALILIĞI alabildiğine yayılacak. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 440)

... onları DAYANILMAZ BİR ZORLUK (YOKSULLUK) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz. (Araf Suresi, 94)

İŞLERİN KESAD GİTMESİ (durgun olması). Herkes "satamıyorum, alamıyorum, kazanamıyorum!" diye yakınacak. (Kıyamet Alametleri, s. 152)
Piyasanın durgun olması, KAZANÇLARIN AZALMASI... (Kıyamet Alametleri, s. 148)

... onları DAYANILMAZ ZORLUK (YOKSULLUK) ve sıkıntılarla çeviriverdik... (Enam Suresi, 42) ...

Onlara ÖYLE BİR YOKSULLUK, ÖYLE DAYANILMAZ BİR ZORLUK çattı ve öylesine sarsıldılar ki... (Bakara Suresi, 214)

FAKİRLER ÇOĞALACAK. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 455)

... Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona AÇLIK VE KORKU ELBİSESİni tattırdı. (Nahl Suresi, 112)

İnsanlar 95. seneye kadar malik olacak, yani işleri iyi gidecek, 97 veya 99. senede MÜLKLERİ ZAİL OLACAK (yıkılıp yok olacak)... (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)

... belki öğüt alıp düşünürler diye YILLAR YILI KURAKLIĞA VE ÜRÜN KITLIĞINA UĞRATTIK. (Araf Suresi, 130)

Kişi MÜMİN OLARAK SABAHLAYIP KAFİR OLARAK AKŞAMLAYACAK, mümin olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlayacaktır. (Kur'an ve Sünnette Kıyamet ve Ahiret, s.155)

... onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İSLAMLIKLARINDAN SONRA İNKARA SAPMIŞLARDIR ... (Tevbe Suresi, 74)

... Siz, İMANINIZDAN SONRA İNKARA SAPTINIZ. ... (Tevbe Suresi, 66)

İyilik terk edilip emredilmediğinde, KÖTÜLÜK İŞLENİP ALIKONULMADIĞINDA… (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480)

Yapmakta oldukları münker (ÇİRKİN İŞ)LERDEN BİRBİRLERİNİ SAKINDIRMIYORLARDI... (Maide Suresi, 79)

İnsanlara bir zaman gelir ki camilerinde toplanıp NAMAZ KILARLAR. FAKAT ARALARINDA MÜMİN BULUNMAZ. (Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 17)

İşte (şu) namaz kılanların vay haline, Ki onlar, NAMAZLARINDA YANILGIDADIRLAR, Onlar gösteriş yapmaktadırlar. (Maun Suresi, 4-6)

Mescitler, NAMAZ KILINMAYIP gelip geçilen bir yol haline geldiği… bir zaman gelmedikçe kıyamet kopmaz. (Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 87)

Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, NAMAZ (KILMA DUYARLILIĞIN)I KAYBETTİLER... (Meryem Suresi, 59)

Kıyamet yaklaşınca… ÖLÇÜ VE TARTILARDA HİLE YAPILIR. (Ramuz-El Ehadis, 33/7)

EKSİK ÖLÇÜP TARTANLARIN vay haline, Ki onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alırlar. Kendileri onlara ÖLÇTÜKLERİNDE VEYA TARTTIKLARINDA EKSİLTİRLER. (Mutaffifin Suresi, 1-3)

GANİMET BELİRLİ KİŞİLERİN İNHISARINDA OLDUĞU, emanet ganimet sayıldığı, zekat ağır bir yük kabul edildiği zaman... (Kıyamet Alametleri, s. 114)

…Öyle ki (BU MALLAR VE SERVET) sizden ZENGİN OLANLAR ARASINDA DÖNÜP-DOLAŞAN BİR DEVLET OLMASIN…(Haşr Suresi, 7)

EMANETİN GANİMET, zekatın da (altından zor kalkılacak) bir borç OLARAK İTTİHAZ EDİLMESİ (kabul edilmesi)... (Kıyamet Alametleri, s. 139)

... ona bir dinar EMANET BIRAKSAN, SEN, ONUN TEPESİNE DİKİLİP DURMADIKÇA ONU SANA ÖDEMEZ... (Ali İmran Suresi, 75)

KÜFÜR HER YANI İSTİLA EDİP HÜKMÜ CEMİYET İÇİNDE AŞİKARE İŞLENMEDİKÇE (açıkça işlenmedikçe) Mehdi zuhur etmez... (Mektubat-ı Rabbani, 2-259)

.... gerçekten AÇIKÇA BİR SAPIKLIK İÇİNDE İDİLER. (Cuma Suresi, 2)

KÖTÜLERİN ÇOĞALDIKÇA ÇOĞALMASI, …

Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım 'KÖTÜ KİMSELER' GEÇTİ…(A'raf Suresi, 169)

... DOĞRULARIN YALANCI SAYILMASI… (Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 92)

... Doğrusu BİZ SENİN YALANCILARDAN OLDUĞUNU SANIYORUZ." (A'raf Suresi, 66)

İŞ EHİL OLMAYANA VERİLİNCE, ARTIK KIYAMETİ BEKLE! (Zebidi, Tecridi Sarih, 12/201)

O, İŞ BAŞINA GEÇTİ Mİ (ya da sırtını çevirip gitti mi) YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK ÇIKARMAYA, EKİNİ VE NESLİ HELAK ETMEYE ÇABA HARCAR... (Bakara Suresi, 205)

AKRABA İLE İLİŞKİLER KESİLİR. (Ramuz-El Ehadis, 448/7)

... AKRABALIK BAĞLARINIZI KOPARIP PARÇALAYACAKSINIZ, öyle mi? (Muhammed Suresi, 22)

Onlar (hiç) bir mümine karşı NE 'AKRABALIK BAĞLARINI', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip TANIRLAR. ... (Tevbe Suresi, 10)

İnsanlarda CİMRİLİK VE HIRS ARTACAK. (Müslim, İmare, 176; İbni Mace, Fiten, 24)

ONLAR, CİMRİLİKTE BULUNURLAR, insanlara da CİMRİLİĞİ EMREDER (ÖNERİR)LER... (Nisa Suresi, 37)

... MALI 'BİR YIĞMA TUTKUSU VE HIRSIYLA' SEVİYORSUNUZ. (Fecr Suresi, 20)

KIYAMET YAKLAŞTI. Halbuki insanlar dünyaya karşı ancak hırslarını artırıyorlar, Allah'tan da uzaklaşıyorlar. (Suyuti, Camiü's-Sagir, 2/57)

İNSANLARI SORGULAMA (ZAMANI) YAKLAŞTI, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. ...(Enbiya Suresi, 1)

Kıyamet yaklaşır, HAYIRLI İŞLER AZALIR. (Kıyamet Alametleri, s. 264)

HAYRI ENGELLEYİP SÜRDÜREN, saldırgan, olabildiğince günahkar. (Kalem Suresi, 12)

İnsanlara bir zaman gelir ki KURAN-I KERİM BİR VADİDE, İNSANLAR BAŞKA BİR VADİDE OLURLAR. (Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 23)

... ALLAH'IN KİTABINI ARKALARINA ATTILAR. (Bakara Suresi, 101)

KURAN-I KERİM'İN YALNIZ RESMİ, İSLAM'IN YALNIZ İSMİ KALACAKTIR... (Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 24)

... BU KUR'AN'I TERKEDİLMİŞ (BİR KİTAP) OLARAK BIRAKTILAR." (Furkan Suresi, 30)

Kuran okuyan fakat OKUDUKLARI DİLLERİNDE KALAN, KALPLERİNE İNMEYEN İNSANLARIN TÜREYECEĞİ bir zaman gelecektir. (Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 61)

... Sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, KALBLERİ İSE KARŞI KOYAR... (Tevbe Suresi, 8)

... Onlar, KALPLERİNDE OLMAYAN ŞEYİ DİLLERİYLE SÖYLÜYORLAR.... (Fetih Suresi, 11)

BİR SÛRE İNDİRİLDİĞİNDE ONLARDAN BAZISI: "BU, HANGİNİZİN İMANINI ARTTIRDI?" DER.... (Tevbe Suresi, 124)


Alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/6/2008 - İslam Kaynaklarında Ahir zaman

Kategori: Ahir Zaman
    • Yahudi kaynaklarindan Mesih ile ilgili olarak elde ettigimiz bu ipuçlarinin ardindan, simdi Islam kaynaklarina bakmak gerekmektedir. Çünkü yahudilerin asirlardir bekledikleri, gelsin diye 500 yillik bir Plan yaptiklari ve adina da "Mesih" dedikleri deccal, Islam kaynaklarinda ayrintili bir biçimde anlatilmaktadir.

      Islam Kaynaklarinda "Ahir Zaman"

      Kitabin simdiye kadarki bölümlerinde hep yahudilerin ve kismen de hiristiyanlarin Mesih inanislarindan ve dünyanin son dönemleri ile ilgili beklentilerinden söz ettik. Ancak sözkonusu dinlerin her ikisi de, ilahi kaynaklari tahrif edilmis, dejenere edilmis birer dindir ve her konuda oldugu gibi dünyanin gelecegi hakkindaki hükümlerine de tam olarak güvenmek dogru olmaz. Buna karsin, Islam tahrif edilmemis tek ilahi dindir. Kuran, Resulullah'a ( s.a.s.) vahyedildigi haliyle elimizdedir. Ayrica peygamberimizin pek çok güvenilir hadisi de bize ulasmistir. Ve bu kaynaklarda, özellikle hadislerde, dünyanin gelecegi konusu hakkinda son derece detayli bilgiler verilmektedir. Bu bilgilere bakarak, hem insanligin gelecegini hem de bu gelecek içinde önemli bir yer tutan Mesih Plani'nin nasil sonuçlanacagini tahmin edebiliriz.
      Islam kaynaklarinda, dünyanin son dönemlerde, aralarinda Mesih'in ortaya çikisi da dahil olmak üzere son derece büyük olaylarin yasanacagi anlatilir. Bu zaman dilimi, kiyametten bir süre öncedir ve "ahir zaman" (son zaman) diye adlandirilir. Ahir zamanda neler yasanacagi peygamberin hadislerinde ayrintilariyla tarif edilmektedir. Çesitli Islam büyüklerinin de ayet ve hadislere dayanarak yaptiklari açiklamalar vardir.

      Ahir zamanla ilgili olarak verilen bilgileri çok kisa olarak söyle özetleyebiliriz: Ahir zaman, insanlarinin çogunun sapkinliga düsecegi, Islam'in zayiflayacagi, din aleyhtari ve zalim bir sistemin tüm dünyaya egemen olacagi bir dönemle birlikte baslayacaktir. Bu dönem, çesitli deccallerin insanlari saptirmasiyla olusacak ve sürecektir. (Bu deccallerin bir tanesi Islam dünyasi içinde çikmasi nedeniyle önemlidir ve bu nedenle de Süfyan-i Deccal olarak özel bir isim almistir). Ahir zamanda olusacak olan zulüm ve inkar sistemi, "fitne" olarak tanimlanir. "Fitne" insanlarin manevi yönden sapmalari (Allah'i tanimamalari, O'nun hükümlerinden yüz çevirmeleri) yaninda büyük bir anarsi ortamini, savas, zulüm ve kan dolu bir sistemi ifade etmektedir.

      Ahir zamanda dogacak olan bu fitne sirasinda, Islam da çesitli nedenlerden dolayi olumsuz bir durum içinde olacaktir. Bunun nedenleri, müslümanlarin fiziki yönden zayiflamalari ve ondan daha da önemlisi, dinin aslindan uzaklasarak bir tür gaflet içine düsmüs olmalaridir. Islam, içine sokulmus olan pek çok "bidat" (dinin aslinda yeri olmayan sonradan eklemeler, hurafeler, vb.) nedeniyle aslindan kopmus olacak, müslümanlar Islam'a yalnizca sözde baglanmis bir konumda olacaktir.

      Iste bu ortam içinde, pek çok güvenilir hadiste haber verildigi gibi Allah, hem Islam ümmetinin hem de ikinci asamada tüm insanligin kurtulusu için "Mehdi" olarak tanimlanan bir lideri seçip gönderecektir. Mehdi, kendisine "hidayet" (dogruya ve hayra yönelme, iman) verilen ve insanlarin hidayetine araci olan anlamina gelir. Mehdi, din aleyhtari düsünce sistemini yikarak insanlari imana yöneltecek, Islam'i bidat ve hurafelerden kurtararak asil saf haline döndürecek, hilafet kurumunu yeniden olusturarak Islam ümmetine halife olacak ve Allah'in hükümlerini eksiksiz uygulayacaktir.

      Ancak Mehdi Islam'i "ihya" edip (hayata döndürüp) müslümanlari birlestirirken, öte yandan karsit bir güç, önceki deccallere göre çok daha etkili ve güçlü bir deccal (saptirici) ortaya çikacaktir. Bu deccal, hadislerde bildirildigi üzere, kendisinin Mesih oldugunu öne sürecektir ve bu nedenle de Mesih-i Deccal olarak tanimlanir. Yine hadislerde bildirildigi üzere, Mesih-i Deccal yahudidir, yahudiler arasindan çikacaktir ve ona uyanlarin büyük kismi da yahudi olacaktir. Mesih-i Deccal parapsikolojik yeteneklere, hipnoz gücüne sahip olacak, büyü yoluyla bazi olaganüstü isler yapacak ve böylece baglilarinin sayisini artiracaktir. (Dikkat edilirse, bu Mesih-i Deccal, Kabalacilarin Mesih Plani sonucunda bekledikleri kisidir, buna ilerde yeniden deginecegiz).

      Dolayisiyla ahir zamanin bir devresinde yeryüzünde iki büyük güç merkezi olusacaktir. Mehdi önderligindeki Islam dünyasi ve Mesih-i Deccal'in ruhani önderligindeki "Judeo-Christian" ittifaki (hadislerde hiristiyanlarin önemli bir bölümünün de Mesih-i Deccal'i Hz. Isa ( a.s.) sanarak ona baglanacaklari haber verilir). Bu durum, ahir zamanin son önemli liderinin, Hz. Isa'nin yeryüzüne inmesi ile degisir.

      Hz. Isa veya Kuran'da sik sik tekrarlandigi gibi Meryem oglu Isa Mesih, çok sayida güvenilir hadiste bildirildigi üzere, ahir zamanda yeniden yeryüzüne dönecektir. (Kuran'da da bu konuya isaret eden çok sayida ayet vardir). Hz. Isa, Mehdi ile birlesecek ve onunla birlikte Mesih-i Deccal'in liderligindeki yahudi-hiristiyan ittifakina karsi mücadeleye girisecektir. Yine hadislerde bildirildigi üzere, hiristiyanlarin önemli bir bölümü, Hz. Isa'nin ortaya çikisindan bir süre sonra, gerçek Mesih'in o oldugunu anlayarak Mesih-i Deccal'i terkedip, Islam'i kabul edecektir. Böylece Mesih-i Deccal, yegane baglilari olan yahudilerle birlikte yalniz kalacak ve iki taraf arasinda büyük bir savas yasanacaktir. Kitab-i Mukaddes'te Armagedon olarak bilinen bu savas, Arapça'da Melaheme-i Uzma olarak adlandirilir. Savas müslümanlar tarafindan kazanilacak, Mesih-i Deccal öldürülecektir. Bunun ardindan, tüm dünya Islam'in egemenligi altina girecek; ahir zamanda yeryüzünü adaletsizlik ve zulümle dolduran fitne, yerini ilahi adalet, bereket ve barisa birakacaktir. Bu "altinçag" bir süre devam ettikten sonra yine dejenerasyon baslayacak, insanlar dinin aslindan uzaklasmaya, sirk (Allah'tan baska ilahlar edinme) ve inkara sapmaya baslayacaklardir. Bunun ardindan da tüm evrenin helak edilmesi ve ahiret hayatinin baslangici anlamina gelen kiyamet gerçeklesecektir.

      Ahir zamanda yasanacak olaylar özetle böyledir. Bazi müslümanlar, ahir zamanin çok daha ileri tarihlerde yasanacak bir dönem oldugunu, su an içinde bulundugumuz dönemin ahir zamanla ilgisi olmadigini düsünüyor olabilirler. Ancak, konuyla ilgili kaynaklarin gösterdigine göre, ahir zaman hiç de uzak degildir; HATTA ŞU AN AHİR ZAMANIN İÇİNDEYİZ!...

      Ahir Zamanin Zamani

      Hadisler bizlere ahir zamanin ilk evresinin büyük bir fitne olacagini haber veriyor. Bu fitnenin en büyük özelligi insanlarin dinden sapmalari, ikinci özelligi ise dünyada büyük bir kargasa, savas, adaletsizlik yasanmasidir. Bediüzzaman Said-i Nursi, Mektubat'ta ahir zaman fitnesinden söyle söz eder: "Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-i nemrudane, gittikçe ahir zamanda felsefe-i maddiye vasitasiyla intisar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir." Yani; Tabiatçi ve materyalist felsefeden dogan bir "nemrudi" (Hz. Ibrahim'in mücadele ettigi deccal) akim, ahir zamanda maddeci felsefe sayesinde yayilarak kuvvet bulup, Allah'i inkar edecek bir dereceye gelecektir. Bu, ahir zaman fitnesinin daha önce hiç görülmemis derecede büyük bir inkar (küfür) sistemi kuracagini haber verir.

      Kitabin basindan beri inceledigimiz Yeni Seküler Düzen (Novus Ordo Seclorum), iste bu fitnedir.

      Yeni Seküler Düzen'in yeryüzünde olusturdugu anarsi ve zulüm de ahir zaman fitnesinin tanimina uymaktadir. Düzen, kitabin önceki bölümlerinde gördügümüz gibi tüm yeryüzünü kana bogmustur. Avrupa'daki mezhep savaslarindan Fransiz ya da Bolsevik devrimleri gibi ihtilallere, ulus-devlet çatismalarindan dünya savaslarina, ideolojik çarpismalardan Üçüncü Dünya katliamlarina kadar pek çok toplu ölüm ve aci, bu Düzen'in sonuçlaridirlar. Düzen'in zirveye tirmandigi 20. yüzyil, daha önceki dünya tarihiyle kiyaslanamayacak kadar kanlidir. Düzen'i kuran ve yöneten yahudi önde gelenleri, " ... (yahudiler) yeryüzünde bozgunculuga çalisirlar..." (Maide, 64) hükmü uyarinca, yeryüzünde bozgunculuk üretmislerdir. Isra Suresi'nin basinda haber verilen Israilogullarinin çikaracagi global bozgunculuk ve kibirli-yükselis, ahir zaman fitnesinin ta kendisidir.

      Ahir zamanin zamani konusunda bize yol gösteren asil konu ise Mehdi konusudur. Mehdi, az önce belirttigimiz gibi ahir zamanin büyük fitnesi zamaninda ortaya çikacak ve bu fitneyi bastiracaktir. Mehdi'nin ne zaman çikacagi ise hadislerde en çok üzerinde durulan konulardan biridir. Mehdi'nin gelecegi zaman bellidir ve bu da, ortaya çikisindan kisa bir süre önce belirecek alametler ile anlayanlara duyurulacaktir.

      1480-1567 yillari arasinda yasamis olan Ali bin Hüsameddin El Muttaki'nin hadislere ve diger Islami kaynaklara yazdigi Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman) adli kitapta, Mehdi'nin gelisinden önceki ortamla ilgili Peygamberimizin su haberi aktarilmaktadir: "Ahir zamanda ümmetimin basina, sultanlarindan siddetli belalar gelir, öyle ki yerler müslümanlara dar gelir. O zaman Allah, daha önce zulümle dolu olan dünyayi adaletle dolduran benim soyumdan birisini gönderecektir." 17

      Peygamberden bize ulasan bir hadis ise söyledir: "Yemin ederim ki bu ümmete öyle siddetli belalar gelecek de, kisi zulümden gaddarliktan kurtulmak için siginacak bir yer bulamayacaktir. Öyle sikintili bir sirada Allah, benim hanedanimdan bir kimseyi gönderecek." 18

      Bu hadisler, Mehdi'nin ortaya çikisindan hemen önce, Islam ümmetine karsi çok büyük bir saldiri, çok büyük bir baski olacagindan söz etmektedir. Ve, bir önceki bölümde inceledigimiz gibi bugün Düzen'in dünya müslümanlarina karsi girismis oldugu saldirinin tanimi tam da budur. Hadiste geçen "ümmetimin basina sultanlarindan siddetli belar gelir" ifadesi, Islam dünyasinin dört bir yaninda bolca bulunan ve Düzen'le (özellikle de Israil'le) isbirligi içine girerek ülkelerindeki müslümanlara baski uygulayan seküler liderleri tarif etmektedir. Son otuz-kirk yila bir göz attigimizda, bu "sultan"larin; Sah Riza Pehlevi, Habib Burgiba, Cafer Numeyri, Enver Sedat, Hüsnü Mübarek, Kral Hüseyin, Cezayir cuntasi, Fas Krali Hasan, Hafiz Esad, Suharto gibi örneklerini gözlemleyebiliriz.

      Yine hadislerde, Mehdi'nin ortaya çikacagi zamanin, Islam halifeligi kurumunun kalkmis oldugu bir zaman olacagi haber verilmektedir: "(Mehdi) dünyada ismi geçecek bir halife kalmayincaya kadar çikmayacaktir." 19 Mehdi, Islam'i hayata döndürdügü gibi Hilafeti de hayata döndürecektir. Ve kuskusuz bu da, ahir zamanin içinde yasadigimiz zaman oldugunun bir göstergesidir. Çünkü 20. yüzyila dek, iyi-kötü de olsa, hadiste dendigi gibi en azindan "ismi geçecek" bir Hilafet kurumu vardi. Hilafet, Osmanli Imparatorlugu'nun çökmesinden sonra yok oldu. Bugün ümmet halifesizdir ve gerçekten bu kurumun yeniden hayata döndürülmesi, ancak Mehdiyet gibi bir karizma sayesinde mümkün olabilir.

      Ahir zamanin en önemli olaylarinin basinda Mehdi'nin ortaya çikisi ve onun liderliginde Islam egemenliginin kurulmasi gelmektedir. Bu nedenle, bu konuyu daha ayrintili incelemek gerekiyor.

      Mehdi Konusuna Giris
      Kuran'in genel mantigi içinde ayetleri inceledigimizde, ahir zamanda Mehdi gibi bir kisinin çikarak Islam'i hayata döndürecegine dair pek çok isaret bulabiliyoruz. Kuran'dan bu konuda ilk olarak ögrendigimiz gerçek, Islam'in bir gün tüm diger dinlere (buradaki "din" kavrami seküler sistem ve ideolojileri de kapsar) üstün gelecegidir. Tevbe Suresi 32 ve 33. ayetlerde söyle denir:

      Agizlariyla Allah'in nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan baskasini istemiyor. Müsrikler istemese de O dini (Islam'i) bütün dinlere üstün kilmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.
      Ayette Islam'in bütün dinlere (farkli inanç ve yasam sistemlerine, Islam-disi her türlü ideoloji ve güce) üstün kilinacagi haber veriliyor. Bu vaat peygamberimiz ve dört halife zamaninda kismen yerine gelmisti. O dönemde Islam karsilastigi her dine üstün geldi. Ancak bugün Islam, dünyanin dört bir yanindaki dinlerle karsi karsiyadir ve ayetin "bütün dinler" ifadesine göre, Allah Islam'i onlara da üstün kilacaktir. Bu ise Islam'in sonunda tüm dünyaya egemen olacagi anlamina gelir.

      Enbiya Suresi 105-106'da da, yeryüzünün sonunda "Allah'in salih kullari" tarafindan hakimiyet altina alacagi haber verilir:

      Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Süphesiz Arz'a salih kullarim varisçi olacaktir" diye yazdik. Gerçek su ki kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur'an'da) 'açik bir mesaj' (veya gerçek bir çikis yolu) vardir.
      Nur Suresi 55. ayette ise söyle denir:

      Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaadetmistir: Hiç süphesiz onlardan öncekileri nasil 'güç ve iktidar sahibi' kildiysa, onlari da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kilacak, kendileri için seçip begendigi dinlerini kendilerine yerlesik kilip saglamlastiracak ve onlari korkularindan sonra güvenlige çevirecektir. Onlar, yalnizca bana ibadet ederler ve bana hiçbir seyi ortak kosmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, iste onlar fasiktir.
      Ayette, sirk kosmadan, katiksiz bir biçimde Allah'a kulluk eden ve "salih amel" isleyen (O'nun hükümlerini koruyan, yolunda çabalayan, cihad eden) müminlerin, kendilerinden öncekiler gibi yeryüzünde güç ve iktidar sahibi olacagi haber verilmektedir. Öncekiler, Kuran'da anlatilan Resuller ve onlarin ümmetleridir. Hz. Nuh, Hz. Lut, Hz. Hud, Hz. Ibrahim gibi Resuller yanindaki müminler ile birlikte kafir kavmine karsi galip gelmisler; Hz. Süleyman, Hz. Zülkarneyn gibi müminler çarpistiklari tüm kavimleri askeri yönden yenerek egemenlik altina almislardir. Ayni sey Hz. Muhammed için de geçerlidir.

      Bugün ise biz müslümanlar, çagin teknolojisi sayesinde, yalnizca tek bir kavimle ya da bir kaç kavimle degil, tüm bir dünya ile karsi karsiyayiz. Dolayisiyla bizim için "yeryüzü" bütün dünyadir. Ve üstteki ayette haber verilen "yeryüzünde güç ve iktidar sahibi olma" durumu, tüm dünyayi kapsamaktadir.

      Ancak burada önemli bir nokta vardir. Tevbe 32-33 ve Enbiya 105-106 yeryüzüne müslümanlarin egemen olacagini söylerken, Nur 55'de bu egemenligin sartini bildirmektedir; sirk kosmadan yalnizca Allah'a kulluk eden ve O'nun yolunda salih amelde bulunan müminlerin varligi. Bu tür bir mümin modeli, sahabe (Peygamberin yanindaki müminler) modelidir. Eger Islam "yeryüzünde güç ve iktidar sahibi" degilse, bu, sahabe modelinin var olmadigi anlamina gelir. Ve madem sonuçta Islam sonuçta bütün dinlere üstün kilinacaktir, sahabe modeli de yeniden müslümanlar arasinda ortaya çikacak demektir.

      Demek ki, Kuran'in bize verdigi mesaja göre; bir zaman, müslümanlar "yeryüzünde güç ve iktidar" sahibi olacaklardir, bunun içinse katiksiz ve üstün bir imanin hayata döndürülmesi gerekmektedir.

      Bu noktadan hareketle de, müslümanlarin mutlaka ve mutlaka bir lidere (halifeye) muhtaç olduklarini söyleyebiliriz. Çünkü aksi bir model yoktur. Kuran'da anlatilan tüm kissalarda, müminler bir imama tabidirler. Bu lider çogu zaman peygamberdir (Peygamber olmadigi halde imam olanlar da vardir, Talut gibi). Imam hem ümmetin imanina ve hidayetine araci olur, hem ümmeti yönetir, hem de inkarcilara karsi yürütülen mücadelenin liderligini üstlenir. Kuran'in hiçbir yerinde basibos bir mümin toplulugundan söz edilmemektedir. Bu, Adetullah'a, yani Allah'in kanuna aykiridir.

      Dolayisiyla bugün dünya müslümanlarinin içinde bulunduklari durumun patolojik bir durum oldugunu, bir tür fetret döneminden kaynaklanan bir anormallik oldugunu söyleyebiliriz. Imamsiz bir ümmetin varligini kabullenmek abestir. Peygamberimiz son peygamber olduguna göre, ondan sonra bir peygamber gelecek degildir. Ama onun ölümünden sonra ümmet, sahabenin yaptigi gibi bir halifenin izinden gitmek durumundadir. (Ama bu konuda sahabe içinde çikan ilk fitnenin nedeni, ne yazik ki bugün hala ümmeti parçalara ayirmaya devam ediyor).

      Ve madem Islam, Kuran'in vaadine göre, "yeryüzünde güç ve iktidar sahibi" olacaktir, o halde bu patolojik durumun sona ermesi ve ümmetin bir imama tabi olmasi zorunludur. Bunun, Islam dünyasinin bugünkü karmasik ve parçalanmis tablosu içinde normal yollardan gerçeklesmesi mümkün görülmüyor. O halde bunun tek yolu, bu is için özel görevlendirilmis, Islam'i hayata döndürmesi ve ümmete halife olmasi için özel olarak seçilmis birisinin Allah tarafindan gönderilmesidir. Ümmetin içinde bulundugu fetret devri ancak böyle sona erebilir. Bir hadiste, peygamberimiz söyle demektedir:


      Aranizda nübüvvet (peygamberlik) Allah'in istedigi kadar sürer, sonra onu kaldirmayi istedigi zaman da kaldirir. Sonra Allah'in sürmesini murad ettigi kadar (otuz sene) 'nübüvvet yolunda halifelik' gelir. Sonra kaldirmayi istedigi zaman onu kaldirir. Ve Allah'in murad ettigi kadar devam eden 'siddetli bir meliklik' idaresi gelir... Sonra onu kaldirmayi istedigi zaman kaldirir. Sonra zorba bir idare gelir. Sonra da 'nübüvvet yolu üzere bir hilafet' gelir. 20
      Kisacasi, Kuran'in isaretleri ve hadislerin açik ifadeleri, bizlere ahir zamanda müslümanlarin yeryüzünde güç ve iktidar sahibi olacaklari ve özel gönderilmis bir halifenin emri altinda birlesecekleri göstermektedir. Bu halife bir "Mehdi", yani kendisine özel olarak bir hidayet verilmis ve insanlarin hidayetine araci olacak bir kisi olacaktir.

      Mehdi'nin ne zaman gelecegi de kuskusuz son derece önemli bir sorudur. Az önce, ahir zamanin büyük fitnesinin günümüze karsilik geldigini söylemistik. Ayni durum Mehdi için de geçerlidir. Hadislerde bu büyük olayin tam olarak ne zaman gerçeklesecegi de haber verilmistir ve bu haberler, içinde bulundugumuz zaman dilimini göstermektedir.

      Mehdi'nin Ortaya Çikis Zamani
      Peygamber'den bize ulasan bir hadis söyledir: "Kiyametin kopmasi için sadece bir günden baska vakit kalmamis da olsa, Allah benim ehl-i beytimden bir zati gönderecek, yeryüzü zulümle doldugu gibi o yeryüzünü adaletle dolduracaktir." 21

      Hadis, Mehdi'nin çikisinin ve hakimiyet saglayisinin mutlaka gerçeklesecek bir olay oldugunu ve kiyametten hemen önce gerçeklesecegini vurguluyor. Buna göre, kiyamet kopmadan önce; Mehdi'nin çikisi, Hz Isa'nin yeryüzüne inisi, Armagedon ile Mesih-i Deccal'in yenilgiye ugratilmasi gibi birbirini izleyen olaylar gerçeklesmelidir.

      Bu oldukça önemlidir, çünkü bir baska rivayette söyle denir: "Bu ümmetin ömrü bin seneyi asacak, fakat binbesyüz seneyi asmayacaktir." 22 Buna göre, Hicri 1500 yilindan önce, Mehdi'nin ortaya çikisini izleyen olaylarin olup-bitmesi gerekir. Ve biz su anda, bu satirlarin yazildigi sira, 1416 yilinda oldugumuza göre, Mehdi ve onu izleyen olaylara çok yakinda sahit olmamiz gerekmektedir.

      Bediüzzaman Said Nursi'nin bu konuda son derece önemli açiklamalari vardir. Bediüzzaman, konuyu açiklarken, öncelikle "müceddid" kavrami üzerinde durur. Müceddid, "yenileyici" anlamina gelir ve pek çok hadiste belirtildigi üzere, Allah her Hicri yüzyilin baslarinda bir müceddid yollayarak dinin yeniden yorumlanmasini ve din aleyhtari akimlara karsi ayakta tutulmasini saglar. Islam kaynaklarinda kabul edildigi üzere, Peygamberimizin vefatinin ardindan her asirda gerçekten de bir müceddid gelmis, yeni soru ve sorunlara göre yeni açiklamalar getirmis, yasadiklari çagda ortaya çikan din aleyhtari düsünce akimlarina cevap vermislerdir. Imam Gazali, Imam Rabbani gibi Islam büyükleri, müceddidlerin en ünlülerindendirler. Bediüzzaman Said Nursi ise pek çok kisinin kabul ettigi üzere, Hicri 13. yüzyilin müceddidir. Yazdigi Risale-i Nur çok degerli bir Kuran tefsiridir ve pek çok kimsenin imanina araci olmustur.

      Mehdi ise 13 asirdir süren müceddid zincirinin en son ve en önemli halkasidir. Bediüzzaman'in deyimiyle "en büyük bir müceddid"dir. Ve diger müceddidlerin aksine, yalnizca dini konulari açiklamakla kalmayacak, ayni zamanda Hilafeti hayata döndürecek ve yeryüzünde güç ve iktidar sahibi olacaktir.

      Bediüzzaman'in sik sik vurguladigi çok önemli bir gerçek ise Mehdi'nin kendisinden bir sonraki müceddid oldugudur. Eserlerinde "bir asir sonra gelecek olan o zat"tan söz eder. 23 Bir baska yerde, "bundan bir asir sonra zulümati (karanligi) dagitacak zatlar ise Hazret-i Mehdi'nin sakirdleri (ögrencileri) olabilir" diye yazar.24 Bir baska risalesinde ise Islam tarihinde pek çok kisinin Mehdi'nin gelmek üzere oldugunu sandiklarini hatirlayarak "istikbal-i dünyeviyede bin dörtyüz sene sonra gelecek bir hakikati asirlarinda karib (yakin) zannetmisler" der. 25

      Evet, Mehdi, Peygamberden "bin dörtyüz sene sonra gelecek bir hakikat"tir. Imam Rabbani, "onun zuhuru (ortaya çikisi), yüz baslarinda olacaktir" diyerek Mehdi'nin yüzyil basinda gelecegini haber vermistir. 26 Ümmetin ömrü "bin besyüz sene" olduguna göre, Mehdi'nin ortaya çikisi da Hicri 1400'ün basinda olmalidir.

      Bediüzzaman, Mehdi'nin kendisinden bir sonraki kisi oldugunu sik sik vurgular. Kendisinin yalnizca imani konularla ilgilendigini, buna karsilik Mehdi'nin Hilafet ve Seriat'i da hayata döndürecegini yazar. Kendisinin ve ögrencilerinin yaptigi ise kendi ifadesine göre, yakin gelecekteki bu büyük olaya zemin hazirlamaktir:

      Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli sahistan) isittim ki; o zat, eski velilerin gaybi isaretlerinden istihrac etmis ve kanaati gelmis ki: 'Sark tarafindan bir nur zuhur edecek (ortaya çikacak), bidatlar zulümatini (dine sonradan girmis hurafeleri) dagitacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazir etmek lazim gelir. Ve anladik ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazirliyoruz). 27
      Bir baska yerde söyle yazar: "Ta ahir zamanda, hayatin genis dairesinde asil sahipleri, yani Mehdi ve sakirtleri (ögrencileri), Cenab-i Hakk'in izniyle gelir, o daireyi genisletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a sükrederiz." 28

      Tüm bunlar, Mehdi'nin çikis zamaninin Hicri 14. asrin basi oldugunu gösteriyor. Bu tarih Miladi 1979 ve 1980 yillarina karsilik gelir. Ve çok ilginç, Mehdi'nin çikis alametleri, gerçekten de tam tamina bu tarihlerde gerçeklesmistir.

      Mehdi'nin Alametleri
      Ahir zamanla ilgili hadislerde Mehdi'nin ortaya çikmasindan hemen önce, ya da ortaya çiktigi siralarda belirecek pek çok "alamet" haber verilir. Önemli olan, bu alametlerin hemen hepsinin, Mehdi'nin çikis tarihi olarak tespit ettigimiz 14. asrin basina denk düsmesidir. Bu hadisleri sirasiyla inceleyebiliriz.

      1- Kabe'de Kan Akitilmasi
      Kabe, Peygamberimizin Mekke'yi fethetmesinden bu yana hep müslümanlarin elinde oldu. O günden sonra da asirlardir Kabe'de hiçbir çatisma olmadi; müslümanlar Beyt-i Haram'a saygi gösterdiler, kafirler ise yaklasamadilar. Kabe'nin yalnizca bir ibadet mekani olmasi, içinde hiçbir gerginlik ve çatisma olmamasi, bir Islam gelenegi haline geldi.

      Ancak ahir zamanla ilgili hadislerde, bir gün Kabe'de müslümanlarin birbirlerini bogazlayacaklari ve bunun da Mehdi'nin gelisinin büyük bir alameti olacagi haber verilmektedir: "Onun çikacagi yil, insanlar Hacca baslarinda bir emir bulunmadan gidecekler. Hep birlikte Beyt-i Serifi tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde köpekler gibi birbirlerine saldiracak, hacilar soyulacak, kanlar Akabe Cemresi'nin üzerine akacak." 29

      Kabe'de kan atilacagini haber veren bu hadisler, ne zaman gerçege dönüstü dersiniz?

      Tam tamina Hicri 1400 yilinda!...

      20 Kasim 1979 gecesi Iranli bir grup militan, Mescid-i Haram'i basti, içindekileri rehin aldi, Suudi kuvvetleri ile çarpismaya girdi. Sonuçta 30'un üzerinde müslüman öldü ve kanlari "Akabe Cemresi'nin üzerine" akti.

      Olayin zamanlamasi o kadar ilginçti ki, tam olarak hadiste geçen "onun çikacagi yil" ifadesine uyuyordu. Öyle ki, Kabe baskinin gerçeklestigi gün, Hicri 1400 yilinin ilk günüydü. 21 Kasim 1979 tarihli Türkiye gazetesinin ilk sayfasinda "bugün 1 Muharrem 1400 Hicri senesinin 1. günüdür, bütün müslümanlarin Hicri yilini tes'id eder, saadetler dileriz" yaziyordu. Gazetenin mansetinde ise "MEKKE ISGAL EDILDI... Suudi Arabistan'in dünya ile irtibati kesildi. Iran'li militanlarla siddetli çarpismalar oluyor, 30 ölü var! 90 kisi rehin alindi" diye yazilmisti.

      Bir baska hadiste ise bu ilk Kabe baskinindan sonra gerçeklesecek bir ikinci baskindan haber verilir: "Sevval (ayi)nda savas nidalari, Zilhicce'de harp olur ve kital olur, yine Zilhicce'de hacilar talana ugrar, hatta caddeler kandan geçilmez ve haramlar çignenir. Beytül Muazzam'in yaninda büyük günahlar islenir." 31

      Bu hadiste haber verilen ikinci Kabe baskini da Hicri 1407'de (Miladi 1987) gerçeklesmisti. Bu olayda caddelerde gösteri yapan hacilara saldirilarak 402 kisi katledilmis, çok fazla kan akitilmisti. Kabe'de müslümanlarin müslümanlari öldürmeleri sebebiyle hadiste bildirildigi gibi "büyük günahlar" islenmisti.

      Birbirini izleyen bu iki Kabe'de kan dökülmesi olayinin, meydana geldikleri yer de tam olarak hadislere uygundu. 1 Muharrem 1400'deki Kabe baskini, Harem-i Serif'in tam içinde olmustu. 1407'deki olay ise hadiste dendigi gibi Harem-i Serif'in "yaninda", Mekke caddelerinde gerçeklesti.

      2- Iran-Irak Savasi
      Mehdi'nin çikis alametlerinden biri de, "Farslar ve Araplar" arasinda yasanacak bir savastir. Hadislerde sözkonusu savastan söyle söz edilir:

      Onlarla Mevali maddesi de gelecek... 'Mevali maddesi nedir ey Allah'in Resulü?' Onlar sizin azadlilarinizdir... Onlar sizdendir... Yani Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, söyle diyecekler: 'Ey Araplar, siz fazla taassuba kaçtiniz! Siz bunlara geregi gibi hak tanimazsaniz, sizinle hiçbir birlik kurulmayacaktir... Bir gün onlara, bir gün size verilsin ve karsilikli sözler tutulsun'... Onlar Mutik'a çikacaklar, müslümanlar oradan asagiya yaziya inecekler... Müsrikler öbür yandaki Rakabe denilen simsiyah bir nehrin kenarina duracaklar... aralarinda savas olacak. Her iki ordudan Allah zaferi kaldiracak. 32
      Aktarimi biraz karmasik olan hadisten anlasilan kisaca sudur: Bir zaman Faris (Iran) yönünden gelecek olan bir kavim, yani Iranlilar, bir kisim Araplarla savasacaklardir. Bir taraf müslüman, diger taraf müsrik olacak, ancak sonuçta her iki ordu da zafere ulasamayacak, savasi kazanamayacaktir.

      Bu noktada yine son derece ilginç bir gerçekle karsilasiyoruz: Araplarla Iranlilar arasinda, yüzyillardan bu yana gerçeklesen tek savas, Hicri 1400'de baslayan Iran-Irak savasiydi! Savas, gerçekten de Mehdi'nin çikis zamani olan 14. yüzyilin basinda patlak verdi.

      Iran Islam Cumhuriyeti ile Irak'in Baasçi sosyalist rejimi arasinda geçen savas, gerçekten de hadiste dendigi gibi müslümanlarla müsrikler arasindaki bir çatisma olarak yorumlanabilir. Mutik, bölgedeki bir dag ismidir, Rakabe ise içinde petrol kuyularinin çokça yer aldigi bölgedir ki, petrol bölgeleri üzerinde geçmis olan Iran-Irak savasina tam uymaktadir. "Her iki ordudan Allah zaferi kaldiracak" ifadesi de gerçege dönüsmüs, savas her iki taraf tarafindan da kazanilamamis, "berabere" bitmistir.

      3- Firat'in Suyunun Kesilmesi
      Mehdi'nin çikis alametlerinden bir baskasi da, Firat nehrinin suyunun kesilmesidir. Kuskusuz bu ahir zamana dek hiç olmamis bir olaydir. Insanlar kendilerini bildiklerinden bu yana, Firat nehri akar durur. Ancak hadisler ahir zamanda nehrin suyunun "altin bir dag" nedeniyle kesilecegini haber verir. Mehdi'nin alametleri arasinda "Firat nehrinin durdurulmasi" sayilmaktadir. 33 Bir baska hadiste ise söyle denir:

      Ebu Hureyre'den naklen rivayet edildi ki, Resulullah söyle buyurdu; Firat nehrinin suyu çekilip, altindan bir dag meydana çikmadikça kiyamet kopmaz. Bu hazine üzerine kital (savas) vukua gelir, her yüzden doksan dokuzu ölür. Diger bir rivayette, Firat nehrinin suyu çekilerek altin hazinesini açiklamasi zamani yaklasiyor. Her kim o zaman orada bulunursa, o hazineden bir sey almasin. Aksi halde ya ölür veya öldürülür, denmektedir. 34
      Hadiste önüne çikacak "altindan bir dag" nedeniyle Firat'in sularinin kesilecegini ve sonra da bu dag yüzünden çok kanli bir savas olacagi söyleniyor. Bu söylenenlerin Hicri 14. asrin baslarinda yasanan olaylarla paralelligi sasirtici boyutlardadir. Çünkü Firat'in suyu gerçekten de ilk kez Keban barajinin yapimi sirasinda 1973 yilinda, yani Hicri 14. asrin hemen öncesinde kesilmistir. O tarihli gazetelerde, Keban'in açilisi ile ilgili su satirlar yer almisti:


      Gözümüz Aydin Olsun, Keban Açildi... Cumhuriyetin ilanindan bu yana Türkiye'deki en büyük yatirimlardan biri olan Keban Baraji'nda derivasyon tünellerindeki kapaklar dün kapatilmis, bu Firat Nehri'nin akisi, üç günlügüne ilk defa durmustur. Firat, tarihinde ilk ve son defa üç gün akmayacak. 35
      Baraji, sahip oldugu ekonomik önem nedeniyle de hadiste geçen "altindan dag" seklinde anlamak mümkündür. Hadiste haber verilen diger olay, yani bu dag yüzünden çikacak kanli savas da, gerçekten 14. yüzyilin basindan bu yana, büyük ölçüde su sorunun bir yansimasi olan kanli çatismalar seklinde ortaya çikmaktadir.

      Bu kadar çok rivayetin çok anlamli bir tarihte birbiri ardina gerçege dönüsmesi, kuskusuz bir rastlanti olamaz.

      4- Ramazan'da Ay ve Günes Tutulmalari

      Hadis kaynaklarinda sik sik tekrarlanan bir baska Mehdi alameti ise Ramazan ayi içinde on bes gün arayla iki defa üst üste gerçeklesecek olan Ay ve Günes tutulmalaridir. Bir kaynakta söyle denir: "Mehdi için iki alamet vardir ki, bunun birincisi Ramazan'in birinci gecesinde Ay'in, ikincisi de ortasinda Günes'in tutulmasidir." 36 Bir baska yerde, "günesin oruç ayinin ortasinda, Ay'in ise sonunda tutulmasi"ndan söz edilir.37 Üçüncü bir kaynakta ise söyle denir: "Mehdi'nin gelisi, Ramazan ayinda Ay'in iki kere tutulmasina sebep olacaktir." 38

      Görüldügü gibi konu hakkindaki rivayetlerde ufak bazi farkliliklar yer almaktadir. Bunu normal bir durum olarak karsilamak gerekir; günleri verilerek Ay ve Günes tutulmalarini anlatan bir açiklamanin, yillar içinde farkli kisilerin hafizasinda farklilasmis olmasi olagandir. Ancak tüm bu rivayetlere bakarak, hepsinin ortak bir noktaya isaret ettiklerini görebiliriz: Mehdi'nin çiktigi siralarda, Ramazan ayi içinde iki hafta arayla Ay ve Günes tutulacak ve bu olay iki kere gerçeklesecektir.

      Çok ilginç; Hicri 14. asrin hemen basinda gerçekten de tam bu tarife göre Ramazan içinde Ay ve Günes tutulmalari gerçeklesti. Hicri 1401'in, yani 1981 yilinin Ramazan ayinda, Ramazanin 15. günü Ay, 29. günü Günes tutulmasi yasandi. Bir yil sonra da ayni olay tekrarlandi, 1982 Ramazaninin 14. günü Ay, 28. günü Günes tutuldu.

      Kuskusuz tüm bunlar birer tesadüf olamaz. Yeryüzü, ay ve günes, birbiri ardina önemli bir olayin gelisini haber vermektedirler.

      5- Bir Kuyruklu Yildiz Dogmasi
      Konuyla ilgili kaynaklarda Mehdi alametlerinin bir digeri söyle açiklanir: "O gelmeden önce, dogudan isik veren bir kuyruklu yildiz görünecektir." 39 Ayni haber bir ikinci kaynakta da aktarilir: "Mehdi'nin çikisindan evvel, (her tarafi) aydinlatan kuyruklu bir yildiz dogacaktir." 40

      Rivayetlerde bu alametin zamanlamasina da yer verilir: "O yildizin dogmasi, Ay ve Günes tutulmasindan sonra olacaktir." 41

      Yine çok ilginç, gerçekten de Hicri 14. yüzyilin basinda tam da hadislerde yapilan tariflere uygun bir kuyruklu yildiz ortaya çikti: 1986 yilinda ünlü Halley kuyruklu yildizi, 76 yillik çevrimini tamamlayarak dünyanin çok yakinindan geçti. Halley'in yönü de, rivayetlerde söylendigi gibi "dogudan batiya"ydi. 42 Olayin hadislerde dendigi Ay ve Günes tutulmalarinin ardindan, 1982 (1402) yilindaki Ramazan içi tutulmalardan dört yil sonra gerçeklesmis olmasi da anlamliydi.

      Olayin bir diger yönü ise Halley'in zaten ilahi bir takim isaretler tasiyan bir yildiz olusuydu. Bu yildizin dünyayi önceki ziyaretleri sirasinda da önemli olaylar gerçeklesmisti. Örnegin Hz. Nuh'un kafir kavminin helak edilisi; Hz. Ibrahim'in atese atilisi; Hz. Musa'ya saldiran Firavun ve kavminin yok edilisi; Hz. Yahya'nin öldürülüsü hep bu kuyruklu yildiza rastlamistir. Ilgili kaynaklarda bu bilgiler aktarildiktan sonra, "siz o yildizi gördügünüzde fitnenin serrinden Allah'a sigininiz" denir. 43

      Bu arada Halley yildizi ile ilgili olarak bazi ilginç matematiksel mesajlar da vardir. Kuran'in Müdessir Suresi'nin 30. ayetinde haber verildigi gibi 19 rakami; "kafirler için fitne", müminler içinse bir hayirdir. Iste ilginç olan nokta buradadir: Halley'le ilgili rakamsal veriler, 19'la yakindan ilgilidir. Örnegin Halley dünyaya 76 yilda bir ugrar ve bu sayi, 19'un 4 katidir. Halley dünyaya en son 1406 yilinda ugramistir ve bu rakam da 19'un 74 katidir. Burada bir ilginç sonuç daha vardir: 74, içinde 19'la ilgili ayetin yer aldigi Müdessir Suresi'nin Kur'an'daki sira numarasidir.

      Halley, Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.) zamaninda da, 618 yilinda dünyanin yakinindan geçmisti. 1406'daki geçisi ise Islam ümmetinin üzerindeki 19. geçisi oldu. Bu da oldukça anlamlidir. 19 rakami, "kafirlere fitne" müminlere ise bir rahmet olduguna göre, Mehdi'nin bir alameti olan 1986 yilindaki Halley kuyrukluyildizinin geçisinde bu denli "19 baglantisi" olmasi dogaldir. Çünkü Mehdi de kafirlere fitne, müminlere rahmet olacaktir. (Yani kafirlere yikim, müminlere fetih ve hidayet getirecektir). En dogrusunu Allah bilir

      6- Mehdi Öncesi Fitne
      Önceki sayfalarda Mehdi öncesinde çok büyük bir fitnenin yasanacagina, Allah'i inkar ya da O'na isyanin dev boyutlara ulasacagina, tümüyle seküler bir dünya kurulacagina ve bunun bir sonucu olarak da büyük bir anarsi ve zulüm sistemi olusacagina deginmistik.

      Bu konu, Mehdi ile ilgili tüm kaynaklarda vurgulanir. Imam Rabbani, söyle demektedir: "Küfür her yani istila edip, hükmü cemiyet içinde asikarane islenmedikçe Mehdi zuhur etmez. Bu vakitte vaki olan ise küfrün istilasidir. Onun kuvvetidir." 44 Bir baska kaynakta söyle denir: "Alenen ve apaçik Allah inkar edilinceye kadar Mehdi gelmez." 45 Ayrica, "Hz. Mehdi, bütün haramlarin helal sayilacagi büyük bir fitneden sonra çikacaktir." 46

      Bu fitnenin bir bölümü de ümmete dokunmaktadir. Mehdinin gelmesinden önce, hadislere göre, müslümanlar da bir yönüyle fitneye düsmüs, gerçek Islam'dan uzaklasmis, bidatlara bogulmus olacaklardir. Bir hadiste bu durum söyle anlatiliyor:

      Kiyamet yaklastigi zaman ve müminlerin kalbi; ölüm, açlik, fitneler, sünnetlerin kaybolmasi, bidatlarin ortaya çikmasi, emri bil maruf nehyi anil münker (iyiligi emredip kötülügü men etme) imkanlarinin kaybolmasi gibi sebeplerle zayifladigi zaman, benim evlatlarimdan Mehdi ile Cenab-i Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalbi ferahlar, Acem ve Arab milletleri arasinda ülfet ve muhabbet yerlesir. 47
      Hadiste vurgulanan bir diger nokta da, Mehdi öncesinde "Acem ve Arap milletleri"nin, yani ümmetin içindeki farkli etnik kökenlerin birbirine karsi uzak ve soguk olusudur. Ulusçulugun olusturdugu bu parçalanma, ancak Mehdi ile birlikte tedavi edilecektir. Kisacasi, Mehdi ile birlikte Islam dünyasi hizli bir yeniden dogus, dirilis ve öze dönüs hareketi yasayacaktir.

      Iste bu durum, Mehdi'nin 14. Hicri asrin basinda geleceginin bir baska alameti olarak yorumlanabilir. Çünkü, herkesin bildigi gibi Islam dünyasi—buna Türkiye de dahildir—1980'li yillardan, yani Hicri 1400'lü yillarin basindan itibaren hizli bir yeniden dogus sürecine girdi. Tüm dünyada Islami hareket yükseldi, Islam, yüzyillardir hiç olmadigi kadar dünya gündemine girdi. Öyle ki bugün dünya sistemine karsi tek önemli alternatifin Islam oldugunu herkes kabul ediyor. (Tabii bu durumun farkli sosyolojik açiklamalari vardir; fakat bu bir seyi degistirmez. Sosyolojik gelismeler de ilahi kaderin disinda degildir. Zaten Mehdi de bulutlarin üstünde dünyaya inecek olan metafizik bir varlik degildir.)

      Islam'in sözkonusu yükselisi, Mehdi için bir altyapi, bir zemindir. Bu yükselis, bugün Islam dünyasini hizla bir halife arayisina sürüklüyor. Ayrica bu yükselise ragmen, yine de dinin özüne dönülmüs, tüm bidatlar yok edilmis ve hakiki Islam hayata döndürülmüs sayilmaz. Dolayisiyla bu sosyolojik yükselis, yakin gelecekteki büyük olayin habercisidir, dogum sancisidir. Bu büyük kipirdanmanin tam 14. asrin basina karsilik gelmis olmasi ise yeterince anlamlidir.

      Mehdi'nin Dini aslina Döndürmesi
      Islam tasavvufunun en büyük isimlerinden Muhyiddin Arabi Fütühat-ül Mekkiye isimli eserinde söyle der:

      ... Mehdi, dini peygamberin zamaninda oldugu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünden mezhepleri kaldiracak. Halis ve hakiki dinden baska hiçbir mezhep kalmayacak. Onun düsmanlari, içtihat alimlerini taklit edenler olacak. Çünkü onlar Mehdi'nin mezhep imamlarinin tersine hükmettigi gördüklerinde bundan hoslanmayacaklar, fakat karsi da gelemeyecekler. Kilicindan korktuklari için ister istemez hakimiyetine boyun egecekler... Onun açik düsmanlari fukaha (fikih alimleri) olacak. Çünkü halk arasinda bir imtiyazlari kalmayacak. Hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Bu imamin gelisiyle, alimlerin hükümlerdeki anlasmazliklari da giderilecek... Sayet elinde kiliç olmasaydi fakihler onun ölümüne fetva verirlerdi. Lakin Allah onu kiliç ve cömertligi ile hakim kilacak. Ondan hem korkacaklar hem de bir seyler umacaklar. Kalben ondan nefret edecekler. Fakat buna ragmen ister istemez hükmünü kabul edecekler. 48
      Hicri 10. asrin müceddidi olan Imam Rabbani ise söyle yazmaktadir:


      Gelecegi vaat edilen Mehdi dinin tervicini (degerinin artmasini), sünnetin ihyasini murad ettigi (istedigi) zaman; bidat ehli ile ameli adet edinen, hasene zanni ile dini karistiran (dinin aslinda olmayanlari dinden zannedenler) hayretle söyle diyeceklerdir: 'Bu kimse, dinimizi kaldirmak ve seriatimizi izale etmek (mahvetmek) istiyor. 49
      Bu yorumlarin da gösterdigi gibi Mehdi geldigi zaman mevcut din anlayisinda köklü bir degisiklik yapacaktir. Bu yapilacak degisiklik, Protestanlik benzeri bir Reform degildir. Reform, dinin özünden uzaklastirilmasi ve bir takim tavizler vererek mevcut seküler dünyaya boyun egdirilmesi hareketiydi. Mehdi'nin gerçeklestirecegi "ihya" (hayata dönüs) hareketi ise özden uzaklasma degil, öze dönüstür. Mehdi zamanina dek Islam'a pek çok bidat karismis, dinde gereksiz ihtilaflar olusmus, dinin asil kaynagindan uzaklasilirken, yanlis kaynaklara baglanilmistir. Bunun sonucu olarak da statükodan memnun, pasif, mücadele azmini yitirmis çarpik bir "dindar" modeli gelismistir. Mehdi, Islam'i saran tüm bu pasi kaldirip atacak, dini peygamber zamanindaki gibi halis ve saf biçimde uygulayacaktir. Bediüzzaman, Mehdi'yi tanimlarken onun "en büyük bir müceddid ve en büyük bir müçtehid" oldugunu söyler. Mehdi'nin "en büyük bir müceddid" olusu, onun, daha önce kimsenin yapmadigi kadar büyük bir tecdid (yenileme) hareketi yapacagini gösterir. "En büyük bir müçtehid" olduguna göre de, baska müçtehidlerin önceden yaptiklari içtihatlara göre degil, kendi içtihatina göre davranacaktir. Bu müceddid ve müçtehid özellikleri, Mehdi'nin mevcut din yapisi üzerinde yapacagi degisikligin boyutlarini anlamak için yeterlidir.

      Ancak bu "ihya" hareketi, üstteki yorumlarda da belirtildigi üzere, samimi bir sekilde dindar olmayan, ancak mevcut çarpik din modeli sayesinde bir takim çikarlar (örnegin statü) elde eden bir kisim sözde "alim"ler tarafindan büyük tepkiyle karsilanacaktir. Statükonun korunmasini kendi çikarlari için uygun bulan bu çevreler, Muhyiddin Arabi ve Imam Rabbani'nin hadislere dayanarak açikladiklari gibi Mehdi'yi "dini kaldirmak, seriati mahvetmek"le suçlayacaklardir.

      Aslinda Mehdi'ye yapilacak olan bu saldiri, onun dogru yolda oldugunun en büyük ispatidir. Çünkü, Kuran'in bir çok yerinde anlatildigi üzere, tüm Resuller samimiyetsiz tutucu çevrelerle mücadele etmislerdir; bu hem Resullerin hem de onlara tabi olan müminlerin özelliklerinden biridir. Kendisi peygamber olmamasina karsin, peygamber vasiflari üzerinde tecelli edecek olan Mehdi'nin tutucularla karsi karsiya gelmesinden daha dogal bir sey olamaz.

      Kuran Resullerin tutucularla mücadelesine genis yer ayirir. Bu kisiler atalarindan kendilerine miras kalan dini, Resulün kendilerine teblig ettigi Hak Din'e tercih eden, Allah'in yolundan gittiklerini iddia ederek Allah'in Resulüne savas açan kisilerdir. Bir ayette, dini teblig eden her Resulün mutlaka atalarindan miras kalan dinlerine körü körüne bagli kalan muhafazakarlardan tepki alacagi söyle haber verilir:


      Iste böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermis olmayalim, mutlaka onun 'refah içinde simarip azan önde gelenleri' (söyle) demislerdir: "Gerçekten biz, atalarimizi bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve dogrusu biz, onlarin izlerine (eserlerine) uymus kimseleriz." (O peygamberlerden her biri de söyle) Demistir: "Ben size atalarinizi üstünde buldugunuz seyden daha dogru olanini getirmis olsam da mi?" Onlar da demislerdi ki: "Dogrusu biz, kendisiyle gönderildiginiz seye kafir olanlariz." (Zuhruf, 23-24)
      Kurulu düzeni ve mevcut din yapisini degistirdikleri için, tüm Resuller tepki görmüslerdir. Hz. Hud'a "Sen bize yalnizca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarimizin tapmakta olduklarini birakmamiz için mi geldin? Eger gerçekten dogru isen, bize vaadettigin seyi getir, bakalim " (Araf, 70) diyen Ad kavmi; ya da Hz. Salih'e "Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararliliklar) umulan biriydin. Atalarimizin taptigi seylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Dogrusu biz, senin bizi davet ettigin seyden kusku verici bir tereddüt içindeyiz " (Hud, 62) diyen Semud kavmi; ya da Hz. Musa'ya karsi "Bu, düzüp uydurulmus bir büyüden baskasi degildir. Biz geçmis atalarimizdan bunu isitmedik" (Kasas, 36) diyen Firavun çevresi, hep ayni nedenle Resul'e tavir almislardir.

      Imana karsi gelenekleri savunan bu kesimin en büyük özelliklerinden biri de, Resul'e ve onunla birlikte iman edenlere karsi saldiriya geçerken kendilerini gerçek birer dindar gibi göstermeye çalismalaridir. Allah ve din adina ortaya çikarlar. Bu sekilde saldiri ve baskilarina sözde mesru bir zemin olusturmaya çalisirlar. Elbette bu son derece sahtekarca bir tavirdir ve sözkonusu kisilerin de gerçekte Allah'la ve O'nun diniyle hiçbir ilgileri yoktur. Ancak o denli sahtekardirlar ki, "Resulü öldürmek" gibi olabilecek en büyük suçu islerken, yine sözde "Allah adina" hareket ederler. Kuran'dan ögreniyoruz:


      Andolsun, biz Semud (kavmine de) kardesleri Salih'i: "Yalnizca Allah'a kulluk edin" diye (demek üzere) gönderdik... (Salih'e) Dediler ki: "Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden ugursuzluga ugradik." Dedi ki: "Sizin ugursuzlugunuz (basiniza gelenler) Allah katinda (yazili)dir. Hayir, siz denenmekte olan bir kavimsiniz." Sehirde dokuzlu bir çete vardi, yeryüzünde bozgun çikariyorlar ve dirlik-düzenlik birakmiyorlardi. Kendi aralarinda Allah adina and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskin düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok olusuna biz sahit olmadik ve gerçekten bizler dogruyu söyleyenleriz, diyelim."Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onlarin hilesine karsi) onlarin farkinda olmadigi bir düzen kurduk. Artik sen, onlarin kurduklari hileli-düzenin ugradigi sona bir bak; biz, onlari ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. (Neml, 45-51)
      Bu ayetlerde konu edilen "Allah adina" peygamberi öldürmeye kalkan müsrik modeli, kuskusuz dini aslina döndüren, dindeki bölünme ve parçalanmayi ortadan kaldirarak Islam'i peygamber devrindeki gibi saf bir biçimde uygulayacak olan Mehdi'ye karsi da eyleme geçmek isteyecektir. Ancak Allah'in ona verecegi güç ve iktidar sayesinde bunu basaramayacaklardir. Muhyiddin Arabi'nin "sayet elinde kiliç olmasaydi onun ölümüne fetva verirlerdi" derken kastettigi de budur. En dogrusunu Allah bilir.

      Mehdi'nin Mücadele Sekli
      Bazi müslümanlar Mehdi ve ilgili olaylari son derece mistik bir tablo içinde hayal etmekte, Mehdi'nin olaganüstü harikaliklar yapacagini, mucizeler gerçeklestirecegini düsünmektedirler. Oysa gerçek böyle degildir. Mehdi ile ilgili mucizelerden söz eden hadislerin hepsi gerçekte "mütesabih" hadistir; yani birer benzetmedir. Örnegin Mehdi'nin kuru bir dali topraga dikecegi ve dalin yeserecegi seklindeki hadisin anlami, bir yoruma göre, önceden hidayet sahibi olmayan bir insanin kisa sürede Mehdi araciligiyla hidayete ermesi ve dine yararli hale gelmesidir. En dogrusunu Allah bilir.

      Mehdi'yi ve islerini abartili bir mistisizm içinde degerlendirmenin yanlis oldugunu, bize öncelikle Kuran'in genel mantigi göstermektedir. Kuran, insanlarin peygamber denince insanüstü varliklar beklediklerini, oysa bunun yanlis oldugunu haber verir. Furkan Suresi'nde konu söyle vurgulanir:


      Senden önce gönderdiklerimizden, gerçekten yemek yiyen ve pazarlarda gezen (elçi)lerden baskasini göndermis degiliz. Biz, sizin kiminizi kimi için deneme (fitne konusu) yaptik. Sabredecek misiniz? Senin Rabbin görendir.Bize kavusmayi ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüge kapildilar ve büyük bir azginlikla bas kaldirdilar. Melekleri görecekleri gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktir, yasak. (Furkan, 20-22)
      Enbiya 7-8'de "Biz senden önce de kendilerine vahyettigimiz erkekler disinda elçi göndermedik. Eger bilmiyorsaniz, o halde zikir ehline sorun. Biz onlari, yemek yemez cesetler kilmadik ve onlar ölümsüz degillerdi " denir. Bakara 210'da ise "Onlar, bulut gölgeleri içinde Allah'in (azabinin) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) emrinin gerçeklesmesini mi gözlüyorlar? Oysa bütün isler Allah'a döner" ihtari yapilir. Tüm bunlar, Mehdi ve diger ahir zaman konularinin da akilciliktan uzaklasilarak incelenmesinin ve gereginden fazla mistik bir boyutta düsünülmesinin dogru olmadiginin isaretleridir. Mehdi "sebepler dairesinde", yani dogal dünya sartlarinda süren bir mücadele yönetecektir.

      Ancak bu mücadelede çok sabirli olacagina ve son derece etkin yöntemler kullanacagina kusku yoktur. Hadislerde Mehdi'nin "isi siki tutacagi", "hesabi seri görecegi", karsisina çikan her engeli ezecegi anlatiliyor. Muhyiddin Arabi, Mehdi'nin mücadelesinden söyle söz eder:


      Allah'in bir Halifesi daha vardir ki, yeryüzü zulüm ve haksizliklarla doldugu zaman zuhur edecektir... Yeryüzünü adalet ve sükunetle dolduracaktir... Peygamber'in (s.a.v.) yolundan gidecektir... O hiç yanilmayacaktir. Çünkü onun görmedigi yerde dogrultan bir melegi vardir... Dedigini yapacak, bildigini söyleyecek; Allah ona o kadar güç verecek ki, bir gece içinde zulmü ve ehlini ortadan kaldiracak. Dini ikame edecek, Islam'i ihya edecek, önemsenmez bir hale geldikten sonra ona tekrar kiymet kazandiracak, ölümünden sonra onu diriltecek. Asrinda cahil, bahil ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak... Allah'a kiliçla davet edecek... Kendisine karsi geleni öldürecek, kafa tutani perisan edecek. 50
      Hadislerden, Mehdi'nin alisilmadik, ilginç ve farkli yöntemler kullanacagi da anlasilmaktadir. Bediüzzaman Mehdi için sik sik "acip (acayip) sahis" ifadesini kullanir ki, bu da Mehdi'nin gerçekten oldukça ilginç, orjinal, o zamana dek görülmemis metotlar kullanacagi anlamina gelir.

      Mehdi'nin hakimiyetinden söz eden hadislerin birinde söyle denir: "Mehdi tipki Hz. Süleyman ve Zülkarneyn gibi bütün dünyaya hükmedecek." 51 Bu durum, Mehdi'nin mücadele ve fetih yöntemlerinin de Hz. Süleyman ve Zülkarneyn gibi olacagina isaret eder. Nitekim Kuran'a baktigimizda bu iki imamin, özellikle de Hz. Süleyman'in son derece etkin ve orjinal yöntemlere sahip olduklarini görüyoruz.

      Hz. Süleyman'in egemenliginin sirlarindan birisi, kendisine cinler üzerinde denetim kurma gücünün verilmis olmasidir. Hatta Süleyman, bu sayede kafir cinleri emrine musahhar kilmis ve dine hizmet ettirmistir. (Sad, 37-3 Cool Bu durum, Mehdi'nin de cin ve insanlardan olan kafirleri farkli yöntemlerle kendine musahhar kilarak dinin menfaatleri yönünde kullanabilecegine isaret ediyor olabilir.

      Hz. Süleyman'in bir diger özelligi, çok büyük bir mülke, büyük bir güç ve ihtisama sahip olmasi ve bunu da inkarcilari hem korkutmak hem de etkilemek için kullanmasidir. Kuran'da Hz. Süleyman'in estetige olan ilgisine, sarayinin büyüleyici güzelligine ve tüm bu güzelliklerin dini teblig ederken kullanilmasina da ciddi biçimde dikkat çekilir. (Sebe, 13; Sad, 32-33) Hz. Süleyman'in sahip oldugu güç ve ihtisam, Sebe Melikesi'nin ona tabi olmasinda önemli rol oynamistir (Neml, 44). Hadislerde de Mehdi'nin sahip olacagi büyük güç ve ihtisama, devrinde yasanacak refah ve bolluga dikkat çekilir. Ayetlerden, ayrica Hz. Süleyman'in oldukça gelismis bir istihbarat sistemine sahip oldugu da anlasilmaktadir. Neml, 20-27'de Hz. Süleyman'in bir kus (muhtemelen kus suretine girmis bir cin) olan Hüdhüd'ü istihbarat için kullandigi anlatilir.

      Mehdi çok kisa bir süre içinde çok büyük bir egemenlik elde edecegine göre, tüm eylemleri, yürüttügü mücadelenin her asamasi, son derece hikmetli, son derece sonuca yönelik olmalidir. Mücadele ederken seçecegi hedefler, olabilecek en etkili, en kritik hedefler olmalidir. Çok büyük bir sistemi çok kisa bir sürede maglup edecegine göre, sistemin en hassas noktasini belirleyerek, oradan eyleme geçmelidir.

      Zaten Kuran'in gösterdigi yöntem de budur. Enbiya 18'de söyle denir: "Hayir, biz hakki batilin üstüne firlatiriz, o da onun beynini darmadagin eder. Bir de bakarsin ki, o, yok olup gitmistir... " Ayetten anlasildigi gibi Hak, batilin "beynini", yani en hassas noktasi olan karar mekanizmasini darmadagin etmektedir. Beyni dagitildiktan sonra batil tümüyle yok olur.

      Mehdi de mevcut batil dünya düzeninin "beynini" hedef alacaktir. Tüm bu kitap boyunca dünyada egemen olan sistemin (Yeni Seküler Düzen-Novus Ordo Seclorum), temelde yahudi önde gelenleri ve onlara tabi olan masonluk tarafindan üretildigini ve halen de onlar tarafindan yönetilmekte oldugunu inceledik. Dolayisiyla Mehdi de yürütecegi mücadelede bu "beyin" takimini öncelikli hedefleri arasina dahil edecektir. En dogrusunu Allah bilir.

      Mehdi'nin Yeni Seküler Düzen'i yikarken karsi karsiya gelecegi "beyin"in en önemli unsurlarindan biri ise hem Düzen'in kendi kaynaklarindan hem de hadislerden anladigimiza göre, yahudilerin bekledikleri Mesih'tir. Çünkü, önceden de degindigimiz gibi ahir zaman yalnizca Mehdi'nin çikis zamani degildir. Ayni zamanda Kabalacilar'in 500 yildir sürdürdükleri Mesih Plani'nin sona erisi ve Plan'in hedefi olan Mesih'in ortaya çikmasinin da zamanidir. Mehdi, Plan'in sonunda ortaya çikacak olan bu Mesih'le, bir diger deyisle Mesih-i Deccal'le mücadele edecektir.

      Yahudilerin bekledigi Mesih: Mesih-i Deccal

    • Alıntıdır...
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Uzun Zamandır okudugum birikimlerimi Aktarmak İnsanların Okuyup Faydalanması en önemliside Hak Rızası içindir çabamız...

Son Yazılarım

İnsan Allah'a inanmaya programlanmış
Kuran ALLAH''ın Sözü
ARMAGEDON DOSYASI-3
ARMAGEDON DOSYASI-2
ARMAGEDON DOSYASI 1
Yahudilerin bekledigi Mesih: Mesih-i Deccal
HZ. İSA ALLAH'IN OĞLU DEĞİLDİR ALLAH'IN PEYGAMBERİDİR
Hz. İsa'nin Tebliğine Uyan Samimi Hıristiyanlar: Nasraniler
İNCİL'DEKİ GERÇEK HIRİSTİYANLIK
Yahudilik, Tevrat ve TalmudSual: Yahudiliğin tarihçesi nasıldır?
HZ. İSA ALLAH'IN OĞLU DEYİL PEYGAMBERİDİR
Mesih Plani'nin Sonu ve 'A hir Zaman'
Mesih PLANI-2
Mesih PLANI-1
Peygamberimiz neden 'zengin' değildi? İhsan Eliaçık
Güzelim Teorileri Mahveden Pis Gerçekler_ ihsan eliaçık
HANGİSİ BİZİM GERÇEĞİMİZ_ ihsan eliaçık
MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ-2
MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ -1-
TÜRKİYE 'DE MASONLUĞUN GİZLİ TARİHİ
TAPINAK ŞÖVALYELERİ VE MASONLAR
Neden 2012
1979'dan 2006 ya Kıyamet Alametleri
Mühendislik Perspektifinden Kıyamet
KUR'AN VE HADİSLERLE AHİR ZAMAN ALAMETLERİ

Kategoriler

Arkadaşlarım

fuadyusufoglu
gulpinarim
hubeyb33
e güN
surgunsehrim
adinakurbaneyrasul
yenihilal
bilaltaha
tesetturluyum
mukarrebin
ahid77
tokaris
osmanlicemiyeti
sultanabdulhamidhan
medenizat
Adem Armağan
mustafa mazlum