Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (MAİDE SURESİ / 51)

17/11/2008 - MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ-2


MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ-2

 Masonlar Ateizme Temel Oluşturan Evrimi Neden Desteklerler?

Bilimsel hiçbir dayanağı olmadığı halde bilimsel bir gerçekmiş gibi lanse edilen evrim teorisi Türkiye'ye ilk defa Masonlar tarafından sokulmuş ve din ahlakına karşı kullanılmaya başlanmıştır. Masonlar kendilerine özel yayınları olan Mimar Sinan Dergisi’nde bu konuyu şu sekilde anlatmaktadırlar:

"Bizde de Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde (Mason) Ahmet Mithat Efendi'nin kendi çıkardığı "Dağarcık" dergisinde "Dünyada İnsan Zuhuru" adlı kısa makalede Lamarck'in "Dönüşüm" teorisine dayanarak insanın maymundan türediğini bildirmesi üzerine İstanbul din bilginlerinin tepkisine yol açtı." (Mimar Sinan Dergisi Sayi: 39, Sf: 38)

Masonlar evrim teorisini kabulle yetinmeyip, bunu topluma da yayma ve benimsetmenin en büyük görevlerinden biri olduğunu şöyle ifade etmektedirler:

"Hepimize düşen en büyük insancıl ve Masonik görev, olumlu bilim ve akıldan ayrılmamak bunun "Evrimde en iyi ve tek yol olduğunu benimseyerek, bu inancımızı insanlar arasında yaymak halkı olumlu bilimlerle yetiştirmektir." (Türk Mason Dergisi, Sayı:25-26, Mart 1977, Sf: 59)

Masonluğun gizli bir örgüt olmasının belki de en önemli sebebi din ahlakına karşı olan yapılarını belli etmemeye çalışmalarıdır. Çünkü masonluk dine inanmaz ve bunu topluma yaymak için çaba harcar. Din ahlakının ortadan kalkması için ilk başvurdukları yöntem de bilimsellikten uzak bir aldatmaca olan evrim teorisini gerçekmiş gibi topluma yaymaya çalışmalarıdır. Yine kendi yayın organları olan bir dergide Üstadları Selami Işındağ evrimi çıraklarına şöyle öğütlüyor:

"Araştırmalara göre, XIX. asrın sonları ile XX. asrın başlarında İngiltere'nin Sussex Kontluğunda ve Piltdown bölgesinde bulunan iskeletler, insan ile maymun arasında bir taslak mevcuda aittir. Bu taslağa, iki ayak üzerinde yürüdüğünden (Ayakta duran insan maymun-Pitocantrus erektus) ismi verilmiştir. Yani evvela yüksek maymunlar, sonra da Tantativ Men ve sonra da insan, gelmiş gibi görülmektedir." (Otuzuncu Derece Ritüelinin Tetkiki, Dr. Selami Işındağ, 1966, Sf: 34)

Önemli Not: Piltdown bölgesinde bulunduğu iddia edilen kafatasının gerçek olmadığı, çenesinin yeni ölmüş orangutana, kafatasının ise 500 yaşında bir insana ait olduğu, eskitmek için de çeşitli kimyasallar kullanıldığı anlaşıldıktan sonra, bu olay bilim tarihine Piltdown Sahtekarlığı olarak geçmiştir. (Daha fazla bilgi için Hayatın Gerçek Kökeni, Harun Yahya, Araştırma Yayıncılık)

Yakın Tarihimizde Türk Masonlarının Dine Karşı Yürüttükleri Mücadeleler Nelerdir?


Yıllar boyunca kendilerini bir 'hayır kurumu' olarak tanıtan masonların en rahatsız oldukları konulardan birisi, gerçek yüzlerinin açığa çıkarılması, gizli faaliyetlerinin deşifre edilmesidir. Dünyanın pek çok ülkesinde, bu yönde faaliyet yapan kişiler masonlar tarafından engellenmiş, bir şekilde faaliyetleri durdurulmuştur. İtalya'da P2 mason locasının açığa çıkmasının ardından, bu konuyu soruşturan savcıların ve emniyet görevlerinin birer birer faili meçhul bir şekilde öldürülmeleri bu durumun yakın tarihten çarpıcı bir örneğidir. Ülkemizde ise, masonların iç yüzlerini açığa çıkaran çalışmalar yapan kişilere karşı da, zaman zaman çeşitli komplolar yapılmış, ancak bu komplolar bir sonuca ulaşamamıştır.

Bu durum İslam tarihinde de birçok defa yaşanmıştır. İnkarcılar hep tuzak kurmuşlar ancak Allah kurdukları tuzakları inananlardan uzaklaştırmış, hayra çevirmiştir. Bu durum bir ayette şöyle bildirilmiştir:

“Hani o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.” (Enfal Suresi, 30)

Değerli İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur'da masonların kendisine olan özel düşmanlıklarını da ifade etmiştir. Bu büyük alime yapılan haksız baskı ve zulümlerde masonların büyük rolü vardır:

“Burada bir günde çektiğim sıkıntı ve azabı, Eskişehir'de bir ayda çekmezdim. Dehşetli masonlar, insafsız bir masonu bana musallat etmişler, ta ki hiddetimden ve işkencelerine karşı "artık yeter" dememden bir bahane bulup, zalimane tecavüzlerine bir sebep göstererek yalanlarını gizlesinler.”

Bediüzzaman'ın hayatını anlatan Son Şahitler adlı kitapta, bu büyük İslam alimine masonların çektirdiği sıkıntı ve eziyetler anlatılmaktadır. Bediüzzaman'ın kendi ağzından masonların suçsuz yere kendisini hapse attırdığı açıklanmaktadır.


Türkiye’deki Masonlar Yabancı Ülkelerdeki Masonlarla Nasıl Bir İlişki İçindedirler?


Masonluk varlığını ilk kez 1717'de İngiltere'de resmi olarak ilan etti. Bu tarihten sonra, önce İngiltere'de, ardından başta Fransa olmak üzere kıta Avrupası'nda yayılan masonluk, her ülkede din ahlakına karşı olan kişilerin toplanma yeri oldu. Kendilerini "hür düşünürler" olarak ilan eden -bununla, İlahi dinleri tanımadıklarını ifade eden- (Allah’ı tenzih ederiz.) pek çok Avrupalı mason, localarda buluştu. Kendi anlatımlarında uluslarüstü olduklarını şu şekilde açıklıyorlardı:

“Franmasonluk siyasal bir parti olmamakla beraber, siyasal ve sosyal olayların akımına uygun olarak uluslararası birleşik ve sosyal bir kuruluş halinde örgütlenmesi 18. yüzyılın başlarına rastlar. Mezheplerin özgürlük kurallarını uygulamaya çalıştığı sırada, onlara yardım için, din adamları kurallarının (ruhban heyetlerinin) nüfuz ve iktidarlarına karşı savaş açmak durumuna giren farmasonluğun yıkmak istediği şey, Kilisenin hükümetler ve halk üzerindeki tahakkümü idi. Bundan dolayı 1738 ve 1751 yıllarında Papa tarafından dinsiz olarak ilan edilmiştir...” (Naki Cevad Akkerman, Politika ve Masonluk, Mimar Sinan, Eylül 1968, Sayı 7, s. 66-67)

Hepimize düşen en büyük insancıl ve masonik görev, olumlu bilim ve akıldan ayrılmamak, bunun evrimde en iyi ve tek yol olduğunu benimseyerek bu inancımızı insanlar arasında yaymak, halkı olumlu bilimlerle yetiştirmektir. Ernest Renan'ın şu sözleri çok önemlidir: "Ancak halk olumlu bilim ve akıl ile eğitilirse, aydınlatılırsa, dinlerin boş inançları kendi kendine yıkılır." Lessing'in şu sözleri de bu düşünceyi destekler: "İnsanların olumlu bilim ve akıl ile aydınlatılmasıyla bir gün dine gerek kalmayacaktır.

Masonik sembollerden bazıları:

Masonlar, felsefelerini, gerçek manalarını sadece kendi üyelerine açıkladıkları semboller aracılığıyla ifade ederler. 33 derecelik masonik hiyerarşi içinde kademe kademe yükselen mason, her derecede masonik sembollerin yeni anlamlarını öğrenir.

Çift Sütun

Üzerlerine "Jakin" ve "Boaz" kelimeleri kazınmış olan bu sütunlarda masonların amacı, ilham aldıkları pagan inançları ifade etmektir. Mason localarının değişmez dekorlarından biri, locanın girişinde yer alan bu ikiz sütunlardır.

Altı Köşeli Yıldız

Masonlar altı köşeli yıldızı, Eski Mısır'ın putperest kültürünün sembolü olarak benimsemişlerdir.

Göz Altındaki Piramit

Bu sembol hakkında yapılan araştırmalarda, 1 dolarlık Amerikan banknotunun üzerinde yer alan bu sembolü benimseyen ABD kurucularının mason olduklarına, bu nedenle hümanist felsefeyi benimsediklerine vurgu yapılmaktadır.

Gönye ve Pergel

Bu sembolün, aslında yine Eski Mısır'dan veya Hristiyanlık öncesi Aryan inançlarından kaynaklanan pagan bir hurafenin işareti olduğu masonik kaynaklarda da kabul edilmektedir.

Bilimsel hiçbir dayanağı olmadığı halde bilimsel bir gerçekmiş gibi lanse edilen evrim teorisi Türkiye'ye ilk defa Masonlar tarafından sokulmuş ve din ahlakına karşı kullanılmaya başlanmıştır.

Masonlar tüm dünyayı bir "tapınak" haline getirme amacındadır. Ama hayal ettikleri bu tapınak, İlahi bir dinin değil, hümanist bir dinin tapınağıdır.

"İnsan" kavramının putlaştırıldığı, materyalist ve evrimci felsefenin tek doğru sayıldığı bir dünya hayalidir bu.

Harun yahyadan alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/11/2008 - MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ -1-


MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ -1-

Bir kişi, internet sitelerinden veya gazete, dergi ve kitaplarda yapılan açıklamalardan masonları takip ederse, onların insancıl olduklarını ve iyiliğe hizmet ettiklerini zannedebilir. İlkelerini anlattıklarında, masonluğun faydalı ve gerekli bir dernek olduğunu düşünebilir. Ancak masonların kendi gizli kaynaklarını incelediğimizde karşımıza daha başka bir yapı çıkar. Bu kaynaklarda masonluğun, hükümetleri ve devletleri yok sayıp ülkeleri yönetmeyi, devrimler yapmayı hedefleyen, hatta masonik amaçlar uğruna göz kırpmadan savaşlar dahi çıkartabilen bir örgüt olduğu görülecektir. Bununla birlikte vurgulanması gereken önemli bir nokta da, çeşitli vaadlerle masonluğa dahil edilmiş bazı alt düzey masonların, örgütün bu faaliyet sistemine farkında olmadan dahil edildikleridir.
 
Masonluk aynı zamanda, hakkında en çok soru işareti bulunan ve insanların merakını çeken konulardan biridir. Çünkü bu örgütün çalışmaları gizlidir, gerçek felsefesi ve amaçları hakkında da çok farklı yorumlar yapılmaktadır.
 
Masonlar kendilerini tanıtırken "insan sevgisi, hoşgörü, evrensel kardeşlik, akıl ve bilim yolu" vs. gibi etkileyici kavramlar kullanırlar. Oysa, masonluk oldukça karanlık bir örgüttür. En temel özellikleri ise dini inançlara saygılı gibi görünmelerine rağmen dinsiz, hatta din ahlakının karşısında olmalarıdır. Ancak bunu doğrudan söylemeyip farklı şekillerde dile getirirler. Asıl amaçları, insanın merkez olarak kabul edilmesi yani insanın ilahlaştırılmasıdır. (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.) Türk mason localarının 1923'te yayınladığı "Meşrik-i Azam İçtimai Zabıtları"nda, bu sapkın felsefe şöyle ifade ediliyor:
 
‘’Biz artık Allah'ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık. O gaye Allah değil, beşeriyettir.’’ (Rabbimiz’i tenzih ederiz.)
 
Bir başka masonik kaynakta ise şöyle denmektedir:
 
''İptidai (eski-ilkel) cemiyetler, acizdiler, aczleri dolayısıyla etraflarındaki kuvvetleri ve hadiseleri ilahlaştırdılar. Masonizm ise insanı ilahlaştırdı.’’ (Rabbimiz’i tenzih ederiz.)
 
Masonluğun temelini oluşturan hümanizmin tanımı, bu felsefenin doğrudan din ahlakına karşı bir kimliğe sahip olduğunu göstermektedir. 20. yüzyıldaki hümanist felsefe akımının öncüsü olan Julian Huxley, Darwin'in evrim teorisini rehber kabul ederek "Evrimsel Hümanizm" adı altında yeni bir batıl din kurmuş ve bu sapkın inanışın anlamını da şöyle ifade etmiştir:
 
''Ben "hümanist" kelimesini kullanırken, insanın, aynı bir bitki ya da hayvan gibi, doğal bir varlık olduğunu kastediyorum. Yani insanın bedeni, zihni ve ruhu, doğa üstü bir güç tarafından yaratılmamış, aksine evrim süreci sonunda oluşmuştur. Dolayısıyla insan, herhangi bir doğa üstü gücün kontrolü ya da yol göstericiliğine değil, sadece kendi varlığına ve kendi gücüne inanmalıdır.’’ (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.)

Huxley'in yolunu izleyen John Dewey adlı Amerikalı filozof, 1933 yılında bir "Hümanist Manifesto" yayınlamıştır. 1973 yılında yayınlanan II. Hümanist Manifesto'da ise insanlığı tehdit eden sorunlar anlatıldıktan sonra bu felsefenin Allah'ı nasıl inkar ettiği şöyle özetlenmiştir: "Bizi kurtaracak bir Yaratıcı yoktur, kendimizi biz kurtarmalıyız." (Rabbimiz’i tenzih ederiz.)
 
İşte masonik felsefenin özündeki, insanın temel alınması düşüncesinin özeti budur. Bu sapkın felsefenin öne sürdüğü iddialar aldatıcıdır.
Çünkü Yüce Rabbimiz’in eşsiz gücünü kabul etmeyerek sözde "insanlar arasında sevgi, barış, kardeşlik" gibi kavramların öneminden bahsetmenin tek başına hiçbir kıymeti kalmaz. İnsanoğlunun varoluşunun amacı, Kuran'ı Kerim'in, "Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat Suresi, 56) ayetinde bildirildiği gibi, Allah'a kulluk etmektir. İnsan bu sorumluluğunu göz ardı edip, Yüce Allah’a iman etmedikten sonra kurtuluşa eremez.
 
1- Masonluğun Temel İlkeleri Nelerdir? Kimler Mason Olabilir?
 
Masonlar, haricilere yani mason olmayanlara "Biz Allah inancı olmayanları aramıza almayız, hepimiz Allah'a inanırız" derler, ancak bunun sadece bir kamuflaj olduğu kendi yayınlarındaki bilgilerden açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim masonik kaynaklara bakıldığında Allah inancının, örgütün içinde aşamalı bir şekilde ortadan kaldırıldığı görülebilir. Türk masonlarının bir yayın organında, dinsizliği "bilim" maskesi altında yaymanın masonların en büyük görevi olduğu şöyle ifade edilmektedir:
 
Hepimize düşen en büyük insancıl ve masonik görev, olumlu bilim ve akıldan ayrılmamak, bunun evrimde en iyi ve tek yol olduğunu benimseyerek bu inancımızı insanlar arasında yaymak, halkı olumlu bilimlerle yetiştirmektir. Ernest Renan'ın şu sözleri çok önemlidir: "Ancak halk olumlu bilim ve akıl ile eğitilirse, aydınlatılırsa, dinlerin boş inançları kendi kendine yıkılır." Lessing'in şu sözleri de bu düşünceyi destekler: "İnsanların olumlu bilim ve akıl ile aydınlatılmasıyla bir gün dine gerek kalmayacaktır.”
 
Masonların, bilimsel düşünen insanların din ahlakından uzaklaşacağını öne sürmeleri büyük bir yanılgıdır. Din, düşünmeyi, araştırmayı ve incelemeyi teşvik eder. Akılcı ve vicdanlı düşünenler din ahlakını samimi olarak yaşarlar. Başka bir masonik metinde şöyle denir: "Sizler Allah'ı, kader, tabiat, kanun, kuvvet gibi zeka ve ruhunuzun eğilimine, inanç ve idrakinize göre herhangi bir isimle adlandırabilirsiniz." (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.)
 
Kaderi, tabiatı, kanun, kuvvet ve zekayı yaratan Yüce Allah'tır ve Rabbimiz sonsuz kudret sahibidir. Bu en büyük hakikatten gaflet içinde olan masonluk, içinde bulunduğu gafleti topluma da yayma çabası içindedir. Masonlar insanları da ahlaki durumuna göre değil, kendilerince belirledikleri koşullara göre seçerler. Bunlardan bazıları şu şekildedir:
 
“Umumi vasıflardan sonra bir de bizim Masonik açıdan arayacağımız bazı şartlar lazımdır. Şimdi onları inceleyelim.
 
1) İdealist olmak;
2) İyi isim ve şöhret sahibi olmak:
3) Maddi ve mali imkanların iyi durumda olması.
4) Haricilerin vaktinin müsait olması (MASON DERGISI - 81/4, s.32)
 
2- Masonluğun Dünya Görüşü Nasıldır?
 
"Masonlukta hareketlerin rehberi Akıl ve Hikmettir. Masonluğa göre Akıl, mevhumelerinden (Dini inançlardan), batıllardan, hurafe ve hayallerden kurtulmak ve mevzuunu (konusunu) hakkiyle (gerektiği gibi) tanımaktır. Akıl ile mevhumelerden (Dini inançlardan) kurtulan kimse mevzuuna (konusuna) hakim olduğu zaman Hikmete ermiştir. Hakiki masonun en önemli vasfı da budur." (Din açısından Mason öğretisi, Akasya Tekamül Mahvili Yayın. Dr. Selami Işındağ s: 11)
 
"Bugün yavaş da olsa, şuuru tam manasıyla tatmin edebilecek tek ve evrensel bir din TEŞEKKÜL ETMEKTEDİR (meydana getirmektir)... Bu evrensel dine paralel olarak, bir de dünya görüşü ölçüsünde ahlak kurulacaktır... Böyle bir din insanı kainatla birleştirecektir. İşte bu MASONİZM'dir. Bu din gönülden gönüle kurulacaktır. Kurulan bu dinin mabetleri insanlık mabetleri olacaktır. Bu tapınakta okunan ilahiler, belki de bir insanın ruhundan fışkıran müzik eserlerinin en soylusu olan Beethowen'in 9. Senfonisi olacaktır... (Mason Dergisi, Yıl: 29, Sayı. 40-41, 1981, s.105-107)
 
Masonluğun din-dışı hümanist ahlak teorisinin gerçek amacı, adı Masonizm olan "ahlaklı bir dünya kurmak" değil, din-dışı bir dünya kurmaktır.
Bir başka deyişle, masonlar, ahlaka çok önem verdikleri için değil, sadece topluma "din ahlakı gerekli değil" mesajını verebilmek için hümanist felsefeye sarılmaktadırlar. Oysa ne hümanist felsefe ne de bir başka batıl düşünce insanlara güzel ahlakı yaşatamaz. Ancak Allah'tan gereği gibi korkan insanlar gerçek anlamda güzel ahlak gösterebilirler.
 
Açıkça görüldüğü gibi, masonların amacı, Hak dini ortadan kaldırarak Hümanist felsefeye dayalı yeni bir dünya, yani tümüyle din ahlakından uzak bir dünya meydana getirmektir. Ancak bilinmelidir ki, Allah, iman etmeyenlerin planlarını bozulmuş olarak yaratmaktadır. Allah bir ayette şöyle buyurur:
 
"Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır." (Al-i İmran Suresi, 54)
 
3- Türkiye’de Masonluk nasıl Kurulmuş, Nasıl Gelişmiştir?
 
Her ne kadar Türkiye'de Masonluğun ve ilk Masonların 1720'li yıllardan bu yana var olduğu bilinse de, daha ziyade dış güçlere bağlı ve Osmanlı topraklarındaki yabancıların etkinliğinde sürdürülen bu çalışmalar, 18. yüzyılın ortalarından itibaren Türkleri daha da kapsamlı şekilde içine almaya başlamıştır. Bilinen ve kayıtları günümüze ulaşan ilk Türk Masonlar, bu yüzyılın ortalarında topluluğa kabul edilmiş olan İbrahim Müteferrika ve Yirmisekiz Çelebizade Sait Çelebi'dir. Sonrasında hızla gelişmiş ve yaygın hale getirilmiştir.
 
4- Masonların Yahudilik ve Yahudi Örgütleriyle İlişkileri Var Mıdır?
 
Masonluğun kökeni Tapınak Şövalyelerine kadar iner. Kudüs’e yerleşen Tapınakçılar, bir müddet sonra gizli ve tehlikeli bir örgüt halini alırlar. Tapınakçıların tarihi incelendiğinde, zaman içinde büyük bir değişim gösterdikleri hemen fark edilir. İlk başta Hıristiyan bir kimlikle ortaya çıkan şövalyeler aradan uzun bir süre geçmeden, sapkın felsefe ve öğretilerle, karanlık bir dünyanın içine girmişlerdir. Bu geçiş birden bire olmamış, birçok olay bu değişimi şekillendirmiştir.
 
Tapınakçıların bu büyük değişiminde iki unsur belirleyici olmuştur. Bunlardan birincisi, tarikat üyelerinin kutsal topraklarda bulundukları süre boyunca başta Kabala olmak üzere, çeşitli Yahudi mistik öğreti ve inançlarını öğrenmeleridir. Bu öğretilere, Haşhaşilerin sapkın anlayışı da eklenmiş, böylece Tapınakçıların Hıristiyanlık inançları kaybolmuş, yerini okültist (kara büyü ve gizliliğe dayalı) bir inanç almıştır. Yeni inançla birlikte, Tapınakçıların idealleri ve amaçları da değişmiş, tarikat çalışmaları yeni bir hedefe yönelmiştir. Ancak bu yapıya dini çevrelerden tepki gelmiş ve Tapınakçılar her ortamda dışlanarak din dışı tarikat oldukları anlaşılınca kilise tarafından yasaklanmışlardı.
 
Tapınakçılar engizisyona yakalanmamak için kendilerini gizlemiş bunun için çeşitli tarikatlara ve örgütlere sızmışlardır. Tarikat mensupları bu amaca en uygun yol olarak masonluğa sızmış, ele geçirmiş, kendi felsefe, inanç ve ritüellerini masonluğa kabul ettirmişlerdir.
 
Masonluk felsefesi üzerinde de Kabala'nın etkisi yoğun olarak görülür. Bu konu masonik dergi ve kitaplarda üstü kapalı olarak anlatılır. Örneğin Amerikan masonluğunun yayın organı New Age dergisi, Kabala ile masonluk arasındaki bağlantıyı şöyle dile getiriyor:
 
"Kabala, bilinç altının kapılarını açan ve ruhu saran manevi değerlerinin dışarı çıkmasını sağlayan anahtardır. Masonluk, onu insanın yaşamı anlaması için gerekli görür." (New Age, sf.31)
 
"Masonlar ana düşüncelerini ve belirgin sembollerini Kabala'dan almışlardır. Amblemlerin pek çoğu da Kabala kaynaklıdır. Örneğin; Jakin ve Boaz sütunları Kabalist bir eser olan Chearé Ora'dan alınmıştır. Masonluğun, Kabala'nın felsefesiyle olan çok büyük benzerliği çok yerde belirtilmiştir." (La Kabbala, Henri Seronya)
 
Türk mason kaynakları da bu bağlantıyı aynı çarpıcılıkta işlerler:
 
"Görüyoruz ki, Kitab-ı Mukaddes'in haricinde Yahudiliğin gizli bir ananesi, bir geleneği (Tradition Orale-Kabbala) vardır. Ve yalnız buna vakıf olanlar, Kitab-ı Mukaddes'in hakiki manasını anlayabilirler. Biz de bu gelenek (Kabala) etrafında teessüs eden (kurulan), yüksek felsefeyi hülasa etmeye çalışıyoruz." (Selamet Mahfili, 4. Konferans, sf.48)
 
Masonların kendi izahlarından da anlaşılacağı üzere masonluk, Yahudilik ve hatta onun okültizm kitabı olan Kabala kaynaklıdır. Aslında masonluk din kabul etmediği için Yahudiliğe de karşıdır. Ancak öğreti olarak fanatik siyonist ideolojiyi kullanır.
 
5- Masonların Gizli Örgütlerle Bağlantısı Var Mıdır?
 
İngiliz tarihçi Michael Howard, The Occult Conspiracy (Okült Komplosu) adlı kitabında, Tapınakçı gelenekten gelen masonluk, Gül-Haç, İlüminati gibi okült (gizli) derneklerin, Batı medeniyetini Hıristiyanlık öncesindeki putperest kültüre geri döndürmek için yürüttükleri uzun mücadeleyi anlatmaktadır. Kitabın girişinde konu şöyle açıklanır:
 
Kendisi de gizli bir dernek olan masonluk, pek çok gizli dernek ve örgütlerle iç içe olmuş birçok entrika ve batıl işler yürütmüşlerdir. Örneğin, İtalya’da ortaya çıkan Propaganda Due (P2) locasının skandalı, masonların bu örgütlerle olan ilişkilerini su yüzüne çıkarmıştı.
 
Masonların Mossad, MI5 ve CIA gibi gizli haberalma teşkilatlarıyla olan ilişkileri artık herkes tarafından biliniyor. Gladio da bunlar gibidir, daha çok İtalya'daki siyasi cinayetleriyle adını duyurmuş bir gizli örgüttür. Gladio’nun görünüşteki amacı herhangi bir komünist saldırı karşısında gerilla savaşını organize etmektir. Ancak Gladio’nun mason yöneticileri, bu örgütü de masonik amaçlar uğruna kullanmışlardır. Gladio’nun masonlarla olan ilişkilerini bağımsız gazete ve yayın organlarında açıklanmıştır.

Harun yahya dan alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/11/2008 - TÜRKİYE 'DE MASONLUĞUN GİZLİ TARİHİ

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/11/2008 - TAPINAK ŞÖVALYELERİ VE MASONLAR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/4/2008 - VATİKAN PKK'NIN ARKASINDA NE ARIYOR?

 

Soykırım iddialarında Ermeni-Rum ittifakına PKK ve Vatikan'ın da dahil olması
dikkat çekicidir. Apo İtalya'ya gitmek zorunda kaldığında önce Vatikan, PKK'ya
ve Apo'ya sahip çıkma mesajları vermişti:
Hürriyet'in 22 Kasim 1998 tarihli bir haberinde "Vatikan'dan teröre destek"
verildiği bildiriliyordu: "Katolik dünyasının ruhani merkezi olan Vatikan,
Apo'ya sığınma hakkı verilmesine taraftar olduğunu bildirdi." Vatikan bunun da
ötesinde Kürtçü arılıkçılığı kışkırtacak bir tavır sergilemektedir: "Doğu
Kiliseleri Topluluğu sorumlusu Kardinal Achille Silvestrini, Kilise'nin Kürt
toplumunun ulusal kimlik kazanmasına sempatiyle baktığını hatırlattı."
Silvestrini'nin Apo'nun sığınma talebini düşünce özgürlüğü çerçevesinde
değerlendirdiklerini söylemesi ise PKK terörünün destekçilerinin bir itirafı
olarak değerlendirmek gerek herhalde.

Kardinal Silvestrini'nin Vatikan adına bu jestine karşılık Apo, Hıristiyanlığı
yücelten ve Papa'ya Mekke'den yakın olduğunu vurgulayan mesajlar yayınlamıştı:
Hürriyet'ten Reha ERUS'un haberinden izleyelim:
"Apo'nun Papa'ya Mektubu
PKK'nin Italya'daki yayin organı haline gelen, La Repubblica Gazetesi, bölücü
başı Apo'nun Katolik dünyasinin ruhani lideri Papa 2'nci Jean Paul'e bir mektup
yazarak kendisini kabul etmesini istedi. Apo, Papa'ya barış ve adalet
çerçevesinde birlikte hareket edip Kürt davası için Türkiye'ye karşı mücadele
etmeyi de önerdi. Gazeteye göre 18 Kasım'da Palestrina Hastanesi'nden Papa'ya
bir sayfalık mektup gönderen Apo, Türkiye'yi şikayet ettikten sonra, İtalya'ya
niçin geldiğini anlattı. Mektuptan alıntılar yapan gazeteye göre bölücü başi,
''Hıristiyanlik eşitlik, barış ve insanlık üzerine kurulmuştur. Büyük saygım
var. Benim sosyalizm fikrim bundan çok uzak değil, hatta Hıristiyan değerlerine
çok yaklaşıyor. Sizin şahsınıza ve dininize duyduğum saygı, benim mücadelem ve
düşüncelerimde sabit bir noktadır'' dedi. Türkiye'nin Kürtlere barbarlik
yaptığını iddia eden bölücü başı yakın geçmişte Süryani, Ermeni, Rum ve Kürtlere
karşı soykırım uygulandığı şeklinde yalanlar sıraladı. Mektubun bir bölümünde
Papa'ya, ''Kapınızı bize destek vermek için çalıyorum Papa Hazretleri'' diye
yalvardı... (24 Kasım 1998)
Apo'nun Papa'ya mektubunda Süryani, Ermeni, Rum ve Kürtlere karşı soykırım
uygulandığı şeklinde yalanlar sıralaması, hem iftiranın hem de şer ittifakının
boyutlarını göstermesi bakımndan kayda değerdir.
Apo, Papa'ya gönderdiği mektubun üzerinden bir ay geçmeden bu defa da " Papa'ya
Mekke'den yakınım" diyordu.

Hürriyet'ten İhsan DÖRTKARDEŞ'in haberine göre,
Med TV'de 3 saat konuşan terörist Öcalan, AB ve ABD'den çözüm bulmasını istedi.
30 bin insanın katili, Arapları suskun kalmakla suçlarken, ''Papa'ya saygı
duydum ama Mekke şehrine yoktur'' diye konuştu. (15 Aralık 1998 )
Vatikan Apo'nun bu mesajlarını ödülsüz karşılıksız bırakmadı ve Türkiye'nin
büyük baskıları sonucu kapatılan PKK'nın yayın organı Med TV'nin yerine
hıristiyanlık propagandası da yapan CTV'yi yayına soktu:
"PKK'nin sözcülügünü yapan ve Türkiye'nin girişimleri sonucu kapatılan Med
TV'nin yerine, adını Şırnak'taki Cudi Dağı'ndan alan ve Kürtçe başta olmak üzere
çesitli dillerden Hıristiyanlık propagandası da yapan CTV yayına başladı.
Belçika, Almanya ve İngiltere'de stüdyoları bulunan ve İngiltere'den aldığı
ruhsatla 3 yıla yakın süre Kürtçenin yanı sıra Türkçe, Arapça, İngilizce,
Asurice dillerinde günde 18 saat yayın yapan Med TV, bölücübaşı Abdullah
Öcalan'ın yakalanmasından sonra ekrana çıkardığı PKK'nın üst düzey yöneticileri
aracılığıyla sürekli terör eylemleri çağrısı yapmıştı. Türkiye'nin şikáyetleri
üzerine yayın ruhsatı veren İngiltere'deki Bağımsız Televizyon Komisyonu (ITC),
Med TV yayınlarını 22 Mart tarihinden itibaren 21 gün süreyle geçici olarak
durdurduktan sonra, ruhsatı da iptal etti.

Eutelsat uydusu üzerinden 40 ülkede
izlenebilen Med TV'nin yerine yine İngiltere'den Kürtçe basta olmak üzere
çesitli dillerden yayın yapacak CTV 12 Mayıs'tan itibaren deneme yayınlarına
başladı. Med TV yöneticileri, İngiltere'deki Hıristiyanlığı yaymaya çalışan
CTV isimli kanalla işbirliğine giderek, Türkiye'deki Kürtlere yönelik Kürtçe
yayın yapılması için öneri götürdü. Med TV'nin kapatılmasından sonra boşalan
frekans için CTV adına yapılan başvuru Eutelsat uydusunu işleten şirket
tarafından kabul edilince bölücü örgütün önceden yayın yaptığı yerde yine yayın
başladı. ... Med TV ile doğrudan hiç bir bağlantısı olmadığı iddia edilen CTV,
önceki akşam ilk kez normal yayına başladi. Çocuk, müzik ve kültür
programlarının yanı sıra Kürtçe ve Türkçe haber yayını yapılırken, sunucu ve
program yapımcılarının Med TV'de daha önce çalışanlar olduğu görüldü. ( 31
Mayıs 1999, Copyright 1999 Hurriyet)
Bütün bunlar gösteriyor ki dün olduğu gibi bugün de soykırım iddialarında başta
gelen aktörler arasında yer almaktadır Kilise çevreleri ve misyonerler.


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/4/2008 - YALAN VE İFTİRADAN NE ZAMAN VAZGEÇECEKSİNİZ?

YALAN VE İFTİRADAN NE ZAMAN VAZGEÇECEKSİNİZ?

ÖNCELİKLE RİCAM BİRAZ ZAMAN AYIRIN VE YAZININ TAMAMINI OKUYUN......
Goruyoruz ki misyonerler son zamanlarda mantar gibi tureyerek hacli ordularina asker aramaktalar. Insanlari para, makam, yurtdisinda egitim gibi maddi cikarlar ile kandiriyorlar ve muslumanlari sozde "baris dinine" cagiriyorlar. Bunlar son zamanlarda internete de dadandilar ve insanlari kandirmaya calisiyorlar. Nedense genelde kendi dinleri hakkinda hemen hemen hic bilgi vermezken sitelerinin ana konusu Islam`a camur atmak. Saniyorlar ki onlar Islam`a camur atinca Muslumanlar hemen hiristiyanligi sececekler. Aksine her yil milyonlarca insan o ortacag dininden cikip cagimizin ilerisinde olan Islam`a sariliyorlar. Propogandalari ise yaramayan papazlar da iyice cildirip para, makam gibi vaatlerle muslumanlari kendi taraflarina cekmeye calisiyorlar.
Unutulmamasi gereken bir sey var, o da Islam Dunya`da en hizli buyuyen din. Nedeni ise her yil milyonlarca insanin Islam`i secerek mutluluga ermesidir. Islam`i secenlerin cogu da hiristiyanliktan kopup geliyorlar subhanallah...
İFTİRALAR VE CEVAPLARI...
Hiristiyanlarin sitelerinde genelde hep ayni laflar gecer ve Islam`a karsi hep ayni iftiralar atilir. Simdi burada bunlari maddeleyerek cevaplayacagiz:

İFTİRA 1-) Diyorlar ki, Hz Muhammed(SAV) sara hastasiymis ve o yuzden belli araliklarla titreyip duruyormus sonra da yere yikiliyormus.

GERÇEK 1-) Hz Muhammed(SAV)`e ne zaman vahiy gelse vahyin etkisiyle titrer, bir sure kendinden gecer sonra kendine geldiginde de gelen vahiyi insanlara aciklardi. Eger dedikleri gibi sara hastasiysa o zaman nasil oluyor da her sara nobetinden sonra Dunya`nin en harika sozleriyle ve zamaninin 1500 yil otesindeki bilimsel gerceklerle geliyordu? Kuran sara nobetleriyle mi olusmustu?!?! Bu tamamen asilsiz ve kanitsiz bir iftiradir. Zaten insan mantigi da bunu anlamaya yeter. Yetmeyenlere de Allah`tan akil diliyoruz.

İFTİRA 2-) Diyorlar ki, Hz Muhammed(SAV) Islam`i putperestlerden ve diger dinlerden esinlenerek kendi uydurmus. Dediklerine gore Hz Muhammed (SAV) her sene hacca gelen arap putperestleri gormus ve hacci da onlardan gormus ve ogrenmis. Dediklerine gore putperest araplarin yaptigi hac, muslumanlarin yaptigi hacca benziyormus.

GERÇEK 2-) Kabe ve hac Islam`dan once de vardi. Hatta Hz Ibrahim zamaninda da vardi. Aradan yillar gecti ve Araplar Hz Ibrahim`in dinini terk ederek putperestlige donduler ama yine de bir cok yerde Hz Ibrahim`in dininin izlerini tasiyorlardi. Mesela ayni Hz Ibrahim`in getirdigi gibi haccediyorlardi ve kurban kesiyorlardi. Hz Ibrahim`in getirdigi dinin devami olan Islam`da da bu tur ibadetlerin olmasi normaldir. Bunlar putperestlikten alinti degildir, putperestlikteki bu tur seyler eski peygamberlerden alintidir. Tarih bilgisi olmayanlara duyurulur!

İFTİRA 3-) Diyorlar ki, Hz Muhammed(SAV) Kuran`daki bazi ayetleri Incil ve Tevattan calmis.

!GERÇEK 3-) Incil`i de Allah gonderdi, Tevrat`i da Allah gonderdi, Kuran`i da Allah gonderdi. Incil ve Tevrat bir sure sonra degistirildi. (incil halen degistirilmektedir. Her yil yeni seyler ekleniyor) Incil ve Tevratin buyuk bir kismi zaman icerisinde degistirilmisti ama kucuk bir kismi olsa da orjinalligini koruyordu. Allah Incil`de Hz Musa`nin hikayesini nasil anlatmissa sonra yolladigi Kuran`da da oyle anlatmistir. Buna calinti mi denir? Kuran Incil`den calinti ise incil de Tevrattan calinti degil midir? O zaman incili ve hiristiyanligi da sara hastaligi olan papazlar uydurmustur

İFTİRA 4-) Diyorlar ki Hz Muhammed`in dini cagrisina ailesinden (bile) kimse katilmamis, sadece koleler katilmis.

GERÇEK 4-) Hz Muhammed`e ailesinden inananlar da vardi inanmayanlar da vardi. Amcalari Hz Abbas, Hz Hamza, yegeni Hz Ali, esi Hz Hatice ve ailesinden daha bir cok kisi kendisine inanmistir. Ailesinden kendisine kimsenin inanmadigi iddiasi iftiradan baska bir sey degildir.

İFTİRA 5-) Diyorlar ki, Islam`in ilk yillarinda Hz Muhammed(SAV) putperestlerden korkup onlarin putlarina dua etmis. Boylece onlarin sempatisini kazanmaya calismis.

GERÇEK 5-) Hz Muhammed hayatinin hicbir gunu putlara ibadet etmemistir. Islam`in ilk yillarinda kabede namaz kilmaktaydi ve o sirada kabe putlarla doluydu. Bazi ahmaklar da onun putlara ibadet ettigini dusunuyordu. Onlar anlamiyorsa biz ne yapalim...

İFTİRA 6-) Diyorlar ki, Kuran`in bazi ayetleri seytan tarafindan yazilmis ve bu ayetlerde putlar ovuluyormus.

GERÇEK 6-) Kuran`da hangi ayette putlar ovulmektedir? Hiristiyanlar kuranin 53. suresindeki 18. ayetten baslayan bolumu gosterirler. Orada Allah putlari asagilamaktadir ama beyni olmayan bazi insanlar orada putlarin ovuldugunu sanmistir ve bunu Islam`a camur atmada kullanmislardir. Sozde Hz Muhammed putperestlerden korkunca bu ayetleri eklemis.(!)

İFTİRA 7-) Diyorlar ki, Hz Muhammed Taif`e gittiginde anlattiklarinin sacma (!) oldugunu anlayan Taif halki ona inanmamis ve Hz Muhammed(SAV) Taif`de basarisiz olmus.

GERÇEK 7-) Hz Muhammed Taif`e gitmisti ve Islam`i yaymak istiyordu. O sirada Islam`in yayilmasini istemeyen Mekke`li musrikler adamlarini yollayip Taif halkini kandirmislardi. Taif halkina Hz Muhammed`in bir deli oldugunu soylemislerdi. Taif halki Hz Muhammedi dinlemedi bile. Yillar sonra ikinci gidisinde Taif`in tamamina yakini musluman olarak kendisinden ozur dileyecekti!

İFTİRA 8-) Diyorlar ki, Hz Muhammed Bedir`e putperestlerin mallarini yagmalamaya ve onlari oldurmeye gitmis.

GERÇEK 8-) Hz Muhammed(SAV) ve yanindakiler Medine`ye goc edince Mekke`deki musrikler onlarin Mekke`de biraktigi mallari yagmalamaya, evlerine ve dukkanlarina el koymaya baslamisti. Hz Muhammed ve muslumanlar da kendilerinden yagmalanan mallari geri alabilmek icin Mekke`lilerin kervanlarina saldirip kendi mallarini kurtarabildikleri kadar kurtarmislardi.

İFTİRA 9-) Diyorlar ki, Hz Muhammed Bedir`de savasi kazaninca Arap yarimadasindaki yagmacilar da ona katilmislar boylece ilerki savaslarda yagmalardan(!) nasiplerini alacaklarini dusunmusler.

GERÇEK 9-) Hz Muhammed`in etrafindaki muslumanlar Dunya`nin gelmis gecmis en hayirli insanlaridir. Onlar Hz Muhammed`in yaninda gerektigi zaman kendilerini siper ederek canlarini vermislerdi, gerektigi zaman da gunlerce ac kalarak izdirap cekmislerdi. Kendilerine uygulanan baskilara da boyun egmiyorlardi. O siralarda Mekke`nin 10 bin kislik askeri gucu vardi ve Hz Muhammed`in emrindeki savasabilecek musluman sayisi 300`u gecmiyordu. Bedir savasina Mekke`liler 1000`e yakin askerle gitmislerdi. Peki sizin niyetiniz yagmalamak ve buyuk ordularin yaninda basari kazanmak olsa 10.000 kisilik ordudan cikip 300 kisilik orduya katilir misiniz? Bu haclilarin zekasi bu kadar calisir iste.

İFTİRA 10-) Diyorlar ki, Hz Muhammed en basta Yahudiler`i kandirmak icin Islam`i Yahudilige benzer bir din halinde olusturmus(!) sonra Yahudiler Islam`i benimsemeyince onlara karsi soykirim yapmis.


GERÇEK 10-) Islam`daki bir cok unsurun Yahudilige benzemesinin sebebi iki dinin de AYNI KAYNAKTAN yani Allah`tan gelmesidir. Hz Muhammed`in cagrisina Yahudiler katilmadi diyen ahmaklara da bir sorum olacak. O zaman muslumanlar nasil Medine`ye goc ettiler? Medine o sirada Yahudiler`in sehriydi ve Yahudilerin izni olmadan o sehre girmek imkansizdi. Durun ben cevaplayayim. O sirada Medine`deki Yahudilerin hemen hemen yarisi musluman oluyordu ve kendilerine ensar deniyordu. Ilerde de medine`nin tamamina yakini musluman olacakti.

İFTİRA 11-) Diyorlar ki Hz Muhammed zafer vaadettigi halde Uhudda kaybetmis.

GERÇEK 11-) Hz Muhammed Uhud savasindan once hicbir sekilde zafer vaadetmedi. Isin ilginc tarafi Hz Muhammed once Medine`de kalip savunma savasi yapmak istedi ama o sirada gencler hucum savasi yapmak istiyorlardi. Bu kez yeniden taktik degistiren Allah`in Resulu, Uhud daginin eteklerine okcular diziyordu. Iki durumda da muslumanlar kazanabilirdi. Zaten muslumanlar savasi kazanmak uzereyken okcularin yerlerini terk etmeleri yuzunden savas kaybetildi. Peki okcular yerlerini terk etmemis ve muslumanlar o savasi kazanmis olsaydi bu kez ne camur atacakti hacli zihniyeti Islam`a?!?!? Bir sey daha var. Hz Muhammed Uhud savasindan sonra 70 kadar muslumanla yola cikmis putperestlerin pesine dusmustu. Sonucta geri cekilen putperestler, son atagi yapan da muslumanlar olmustu. Bu nasil savas kaybetmedir anlamadim? Savas sadece pratikte kaybedildi ama bu savastan sonra Islam`in buyume hizi 10 kat artmisti ve muslumanlara bir cok yarar getirmisti.

İFTİRA 12-) Diyorlar ki Hz Muhammed 10 yillik hudeybiye antlasmasini bozup Mekke`ye saldirmis.

GERÇEK 12-) Tarih bilgisi olmayan zavalli haclilara yine tarih dersi verme vakti geldi sanirim. O antlasma Mekke`li musriklerin bir musluman kabileye saldirmasiyla bozulmustu. Hz Muhammed buna karsi atakla cevap vererek Mekke`ye yurumustu. Zaten haksiz oldugunu bilen Mekke`liler de hic savasmadan Mekke`yi teslim etmislerdi. O sirada Hz Muhammed(SAV)`in ordusu 10.000 kisiydi ve bu Mekke`li musriklerin sayisina esitti. Yani Mekke`liler isteselerdi karsi koyabilirlerdi ama onlar Mekke`yi Hz Muhammed`e teslim etmekten seref duyuyorlardi.

İFTİRA 13-) Diyorlar ki, Hz Muhammed kendisiyle kisisel kan davasi olan kisileri Mekke`yi fethettikten sonra oldurtmus.

GERÇEK 13-) Bir ornek verebilir misiniz? Hz Muhammed`in kiminle kisisel kan davasi varmis? Hz Muhammed(SAV) Mekke`yi fethedince ilk isi kan davasini kaldirmak olmustu. Eger kan davasi olanlari oldurseydi, 15-20 yil once kendisine zulum edenleri oldurmez miydi? Halbuki onlarin cogu Mekke`nin fethinden sonra Hz Muhammed`in kendilerine olan insancil davranisindan sonra Islam`i secmisti.

İFTİRA 14-) Diyorlar ki, Hz Muhammed Yahudiler`i yagmalayarak cok zenginlesmis ve bolluk icinde yasamis.

GERÇEK 14-) Hz Muhammed oldugunde gerisinde hicbir servet yoktu. Hayatinin yarisi aclikla gecmisti ve hicbir zaman servet sahibi olmamisti. (Hz Hatice ile evliligi disinda) Hz Muhammed`in emrinde binlerce insan vardi ve isteseydi kendisine en buyuk saraylari yaptirirdi ama o tek katli derme catma bir evde oldu. Hz Muhammed`in serveti var diyenler once aciklasinlar bakalim neymis bu servet?

İFTİRA 15-) Diyorlar ki Hz Muhammed`in 20-30 tane esi varmis ve Kuran`da 4 tanesinden fazlasina izin verilmediginden Hz Muhammed gunahkarmis.

CEVAP 15-) Hz Muhammed`in ayni anda 4`ten fazla esi olmamistir. Hayati boyunca da toplam 11 kez evlenmistir. O anda Arabistan sartlarinda bir erkek onlarca kadinla evlenebilirken Islam bu sayiyi 4`e indirmistir.

İFTİRA 16-) Diyorlar ki, Hz Muhammed olecegini onceden tahmin edememis ve bununla ilgili hicbir aciklama yapmamis, kendisinden sonra devleti kimin yonetecegini bile aciklamamis. Dediklerine gore olümü o kadar ani olmuştu ki, işlerini bir araya toplamaya zamanı olmamıştı.

CEVAP 16-) Bu da oldukca sacma bir iddia. Hz Muhammed olmeden kisa bir sure once veda haccini yapmisti ve veda hutbesini okumustu. Bundan sonra kendisine devletin basina kimin gecmesini istedigini sormuslardi ve o da bunu muslumanlara biraktigini soylemisti. Hz Muhammed olmeden haftalar onceden camiye Hz Ebu Bekir`i imam tayin etmisti ve o gunler olecegini biliyordu. Olumu kesinlikle ani gelmemistir. Zaten kuran`in son ayetleri de "bugun sizin dininizi tamamladim" denmektedir. Bu ayet indikten sonra birakin Hz Muhammed`i, sahabe bile artik onun gorevinin bittigini ve olumun artik yaklastigini anlamisti. Tabi beyinsizler anlamiyorsa bu onlarin sorunu

 

Alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/3/2008 - 150 Bin Askerimizi Körelttiler

Ermeni diasporasinin karalama kampanyalari hizla suruyor. Saldirinin muhatabi Turkiye Cumhuriyeti Devleti'nden ise ciliz birkac karsi cikistan baska tepki yok.Oysa, elimizde oylesine onemli belgeler var ki... Ornegin bu yazida anlatacaklarimi. Cogumuzun bildigini de sanmiyorum. Karamanli yedek subay Ahmet Altinay'in gunlugunu su yuzune cikaran Ahmet Duru'nun, imge yayinlarindan cikan "Katran Kazaninda Sterilize" adli kitabindan...

Birinci Dunya Savasi'nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir dustu. Bu askerlerden bir kismi da Misir'in Iskenderiye sehri yakinlarinda bulunan Seydibesir Usare Kampi'na hapsedildi. Kampin tam adi, "Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampi" idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir dusen 16. Tumen'in 48. Alayi'na bagli Osmanli askerleri tutuluyordu. 12 Haziran 1920'ye kadar iki yil boyunca her turlu iskence, eziyet, agir hakaret ve asagilamaya maruz kaldilar.

Bu insanlik disi muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...

Kamptaki, Turkce bilen Ermeni tercumanlarin yalan, yanlis cevirileri ve kiskirtmalari nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanlari, azili Turk dusmani kesilmislerdi.

Savas bitmisti. Ancak, kamptaki agir kosullar nedeniyle olenler disindaki askerleri teslim etmek, Ingilizler'in isine gelmiyordu. Cunku, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yeniden karsilarina cikabilecekleri, Ermeniler tarafindan, Ingilizlerin beyinlerine islenmisti. Cozum toplu katliamdi...

Askerlerimiz, mikrop kirma bahanesiyle, sungu zoruyla dezenfekte havuzlarina sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katilmisti. Mehmetcik, daha ayagini soktugunda, asiri krizol maddesi nedeniyle haslaniyorlardi. Ancak Ingiliz askerleri dipcik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan cikmalarina izin vermiyorlardi.

Mehmetcikler, bele kadar gelen suya baslarini sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ates etmeye basladi. Askerlerimiz, olmemek icin comelerek baslarini suya soktular.

Ancak basini sudan kaldiran artik goremiyordu. Cunku gozler yanmisti... Disari cikanlarin halini goren siradaki askerlerimizin direnisleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kor oldu.

Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de gorusuldu. Milletvekilleri Faik ve Seref beyler bir onerge vererek, Misir'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladinin gozlerinin kor edildigini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutani ve askerlerinin cezalandirilmasi icin TBMM'nin tesebbuse gecmesini istediler.

Tabii ki yeni kurulan devletin bin turlu sorunu vardi. Bu hesap sorma isi de unutuldu gitti.

Ama onlar unutmuyorlar...

Kendi ihanetlerini bile soykirim ambalajina sarip, dunya kamuoyuna sunuyorlar.

En uzucu olani da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarina canak tutmasi...

(Sinan AYGUN)

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/2/2008 - Evangelistler Kehanetlerin Peşinde

Evangelistler Kehanetlerin Peşinde

Dünyadaki pek çok insan Amerikan politikalarını artık İncil'deki kehanetlerin şekillendirdiğine inanıyor. Bush'a seçimi kazandıran Evangelistler ise Ortadoğu'da kıyameti hızlandırmak için çalışıyor.
Tanrı ve Başkan bize İsa'yı Ortadoğu'ya getirme şansı doğurdu. Bu bana verilen bir emir!"... Bu sözlerin sahibi kan ve ateş altındaki Irak'ta Evangelistler için çalışan misyoner Tom Craig. Evangelistlerin Bağdat'ta şimdiden 9 kilisesi ve yüzlerce müridi var. Amaç Irak'ı Ortadoğu'da Evangelizm'in merkezi yapmak ve tıpkı İncil'de sözü edildiği gibi dünyanın bütün kavimlerini bu Kilisede toplamak. Evangelistlerin "Kilisesi" var ama aslında Protestanlığa ait küçük inanç farklarıyla bir araya gelen büyük bir ittifaktan söz etmek daha doğru. Genel olarak liberal Protestanların ve Baptistlerin dışında kalan tüm Protestanlar Evangelist adını alıyor. Kökleri Yunanca'da "Müjde" anlamına gelen "Evangelion"dan gelen bu isim İncilci tanımına denk düşüyor. Ancak kast edilen elbetteki "Eski Ahit" ve Mesih inancı. Protestanlığın bu yorumunda pek çok şey gizleniyor. Amerikan İsrail ilişkilerinden Büyük Ortadoğu Projesi'ne kadar kimi zaman "komplo" teorilerine boyanan kavramların altında 70'li yıllarda yeniden dirilen "Evangelizm" yatıyor. Evangelistleri bu aralar önemli hale getiren iyi ve kötü arasında kaçınılmaz olarak gerçekleşecek o yıkıcı savaşa, yani Armageddon'a olan inançları ya da insan eliyle yaratılacak kıyamet fikrini destekliyor olmaları ve dünyayı ele geçirmek istemeleri değil. 70 milyonluk nüfuslarıyla ABD seçimlerini etkilemeleri ve bu fikre inanan güçlü politikacılarının Beyaz Saray'da etkili olması. Durum böyle olunca ABD'nin Ortadoğu'daki etkinliği, İsrail sorunu ya da Büyük Ortadoğu Projesi gibi kavramların izi politikanın dinamiklerinde değil, kutsal kitapların satır aralarında sürülüyor. Ve dünya başkentlerinde Amerikan politikalarının, özellikle de Irak'ın işgalinin kaynağını "Eski Ahit"den aldığı şüphesi hızla yayılıyor. Ezici bir üstünlükle yeniden seçilen Bush 1985 yılından beri sık sık diz çöküp dua eden ve "Yaradan" sözcüğünü ağzından düşürmeyen bir Evangelist. Evangelistler, Sabah Başyazarı Erdal Şafak'ın "Yeni Dünyanın Efendileri" başlığı altında anlattığı ve adım adım iktidara yürüyen 71 kişilik Neo-Con ekibinden farklı olarak Bush'un adeta diğer yarısını oluşturuyor. Seçimlerde pek çok Amerikalı politik kaygılardan çok, Bush'un yeniden seçilip "İncil'deki kehaneti gerçekleştirmesi" için oy verdi. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra sık sık "Haçlı Seferi" ya da "İyi-Kötü" gibi kavramları kullanan Bush'un bir politikacıdan çok dünyanın dört bir yanına yayılmış olan Evangelist vaizlerden biri gibi konuşması bu şüpheyi daha da belirginleştiriyor. Önceki Amerikan başkanları Carter ve Reagan da benzer cümleler kullanıyor, İsrail devletinin kutsallığından ve kıyametten söz ediyordu. Ancak Bush açık bir biçimde "Mesihçi" ve "kıyametçi" bir başkan olarak hepsini geride bırakıyor. 11 Eylül saldırısı da Evangelistlerin yükselişinde etkili oldu. ABD'de saldırıdan hemen sonra yapılan kamuoyu araştırmalarına göre kendisini "Evangelist" olarak tanımlayanların oranı yüzde 46'ya yükseldi. Irak'ın işgalinden sonra ise yüzde 50'nin altına düşmedi. Irak'taki Amerikan tanklarının üzerlerine asılan haçlar, çarpışmadan önce vaftiz olan askerler ve birbiri ardına açılan Evangelist Kiliseler işte bu gelişmelerin bir sonucu. Peki nedir Evangelizm? Bu Hıristiyanlık yolunun kökenleri Martin Luther'e ve Protestanlığın kuruluşuna kadar gidiyor. Luther kendi kurduğu kiliseye "Evanjegelik Kilise Hareketi" diyordu. Protestanlık faizi reddeden Katoliklere karşı faizi serbest bırakıyor, "ahiretten" çok bu dünya ile ilgili düzenlemelere vurgu yapıyor, çalışmayı, ticareti ve üretimi kutsuyordu. Protestanlığın bu görece modern girişimleri bir reform hareketi olarak değerlendirildi. Ancak Protestanların en önemli farkı ilk beş kitabını Tevrat'ın oluşturduğu 39 kitaptan oluşan Eski Ahit'e inanmalarıydı. Eski Ahit, özellikle ABD'nin kuruluşunda farklı yorumlara ve anlayışlara yol açtı. Bu, bakış açılarında "kıyamete" ve "Mesihçiliğe" ayrı bir değer vermelerini sağlıyordu. Özgür iradenin "Tanrı" tarafından çizilen kaderin dışına çıkamayacağını öngören Evangelistler, bu kaderi hızlandırmak için Hıristiyanların ellerinden geleni yapması gerektiğini savunuyor. Ve Armageddon'la, yani "iyi" ile "kötü" arasındaki o büyük savaşla gelecek olan kıyameti ve Mesih'i hızlandırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Seçilmiş insanlar olduklarına inandıkları Yahudilerin, bir kıyamet koşulu olarak desteklenmesi gerektiğini düşünüyorlar. 70'li yıllardan itibaren yeniden dirilen ve muhafazakarlaşan Evangelizm aradan geçen otuz yıl içinde Hıristiyanlığın en hızlı büyüyen "Kilisesi" oldu. Ve Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler pek de yabana atılmamaları gerektiğini gösteriyor.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/2/2008 - VATİKAN 'IN GİZLİ İLİŞKİLERİ

VATİKAN 'IN GİZLİ İLİŞKİLERİ
Araştırma: Aytunç ALTINDAL
Vatikan’ın servetinin tam olarak ne kadar olduğu hiç bir zaman açıklanmayan bir sırdır. Yıllık gelirleri bazı kalemlerde açıklanır, yaptığı açıklamalar biraz da abartılarak gösterilir ancak mal varlığı tam olarak asla açıklanmaz. Vatikan tam bir "Bezirgan" gibidir; daima gelirlerinin azlığından yakınır ama ilginçtir ki her geçen yıl biraz daha zenginleşir, biraz daha fazla para kazanır. Vatikan maliyesi yılda iki kez incelenir. Mali komisyonda kardinaller vardır ve başkan da (Prefektür denir) Amerikalı Kardinal Edmund Szoka’dır.

DÜNYANIN SERVETİ SIR EN KÂRLI ŞİRKETİ
Vatikan şu anda dünyanın en zengin devletlerinden biridir. Ünlü Vatikan uzmanı Peter Hebblethwaite’nin dediğine göre de bu devlet hiç bir özel girişimcinin ya da kapitalistin baş edemeyeceği kadar katı "Sosyalistce" kurallarla yönetilmektedir. Aynı uzmana göre bu nedenle Vatikan yeryüzündeki tek Sosyalist Tanrı-Devleti sayılmalıdır. Gerçekten de Vatikan’da hiç bir devletin yapamayacağı bir "sistem" ve yönetim anlayışı yürürlüktedir. Gördükleri işe göre dünyada en az maaş ve ücret alan insanlar buradadır. Buna rağmen toplam 1000 kişiyi geçmeyen Vatikan bürokrasisi, 2500 işçisiyle dünyanın en kalabalık dinsel topluluğunu (yaklaşık 900 milyon) hiç bir aksama olmadan yönetmektedirler. Bu gerçeği yeni öğrenen bir Amerikalı zengin kendini tutamamış ve "Aman Tanrım! Meğer dünyanın en kârlı şirketi Vatikan’mış" deyivermişti. 600 kişinin yönlendirdiği 900 milyon insan koşulsuz olarak Vatikan’a bağlıdırlar ve onun emirlerine tabidirler. Dahası, onu korumak, geliştirmek ve gerçekte daha da zenginleştirmekle yükümlüdürler. Bu emeklerine karşılık Papa’dan alabilecekleri tek "gelir" her Pazar günü Papa’nın onlar adına yaptığı şükran "Duası"dır, o kadar.

DÜNYAYI SARAN AĞ
Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Bu yayınlar 24 saat süreyle bütün dünyayı bir ağ gibi sarmaktadırlar. Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katolikler’den kesilen Kilise Vergisi; Aidatlar; Bağışlar; Şirket Gelirleri; Hisse Senedi-Tahvil-Bono gelirleri; Bankacılık ve Faiz gelirleri; hediyelik eşya satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Basın yayından elde edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın diğer bir gelir kaynağı da Hıristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı kazançlardır. Bu açıdan bakıldığında Vatikan’ın kendi Tanrısı’nı (İsa) ve dinini en iyi pazarlayan holding olduğu apaçık görülebilir!Vatikan’ın gelirleri sadece bunlar değildir. Vatikan, dünyanın önde gelen bir çok şirketinde hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrimenkulü vardır. Bir çok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde çok kâr getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a bağlı olarak çalışan "Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği" onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı, yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de kârlı yatırımları ve ortaklıkları vardır.Sözün kısası, 200 milyon nüfuslu ABD’yi yönetebilmek için sadece Washington’da 250.000 devlet memuru bulunduğu düşünülürse Vatikan "Mucizesi (!)" daha iyi anlaşılır. İhraç malı olarak sadece "Dualar ve Emirleri" olan bir devletin dünyanın en kalabalık topluluğunu yönetip dünyanın en zengin devletlerinden biri olabilmesi başka hangi sözcükle tanımlanabilir ki...

VATİKAN’DA İKTİDAR KAVGASI
Böylesine zengin ve güçlü bir devletin başında kim olmak istemez ki? Bu nedenle Vatikan’ın içinde sürekli bir mücadele yaşanmaktadır. Vatikan’da etkileri ve güçleri tartışılamayacak başlıca altı akım vardır. Bunlardan ikisi "Laik", dördü "Dinsel" niteliktedir. Laikler OPUS DEI (Tanrı’nın İşleri demektir) ile
Malta Şövalyeleri’dir. OPUS DEI, İspanyol asıllıdır ve sadece 65 yıllık bir örgüttür. Buna rağmen günümüzde Vatikan’da en etkili olan "Laik" kurumdur. Gizli bir örgüt olan OPUS DEI’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmakta fakat her ülkede örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmaktadır. Vatikan pasaportu taşıyan bu Kardinaller’in dokunulmazlıkları vardır ve sadece Papa’ya karşı sorumludurlar. Curia bile bunlara diş geçirememektedir. Malta Şövalyeleri ise öncekinden çok daha eski ve köklü, aristokratik bir örgüttür. Bu da önceki gibi kapalı devre işleyen bir örgüttür ve ününü Türklere karşı Katolik inancını savunarak edinmiştir. İlkin Rodos’ta kurulmuş, burası Osmanlı’nın eline geçince Malta’ya sürülmüşlerdir. Türklüğe ve İslamiyet’e kökten karşı bir örgüttür. İlginçtir ki bu sofu Katolik örgütü ölümünden bir yıl önce Turgut Özal’a özel statü sağlayarak onursal üyelik beratı vermişti!

ENGİZİSYONUN MUCİDİ
Vatikan’ın iç siyasetinde ve çekişmelerinde dört dinsel akım etkili olmaktadır. Bunlardan birincisi, Dominiken tarikatıdır. Bunlar için en önemli olan husus kurum olarak Kilise’nin sürekliliğinin korunması ve her koşul altında savunulmasıdır. Dominikenler, "Önce Kilise" diyen tarikattir. Aristokratik ama aynı zamanda da gaddar ve dogmatik olmakla tanınırlar. Ortaçağ’ın Engizisyon Mahkemeleri’ni bunlar kurdurmuşlar ve milyonlarca insanı -özellikle de cadı diye nitelendirdikleri kadınları- yaktırmışlardır.Dominikenler’in tam karşısında Fransiskan tarikatı vardır. Bunlar içinse önce Roma’daki Kilise değil, "Önce Hıristiyanlık" gelir. Fransiskanlar yoksullardan yana, din adına karşılıksız çalışan keşişler topluluğudur. Onlar için önce Kilise veya Papa değil, Hıristiyanlığın yeryüzünde egemen olması önemlidir.Üçüncü topluluk Fransiskanlar kadar çalışkan ama Dominikenler kadar acımasız olabilen Cizvitler tarikatıdır. Bunlar Katolik aleminin "Entellektüelleri" konumundadırlar. Bunlar için önemli olan ise "Papalık Makamı"dır. Papaların kendileri veya Kilise’nin kendisi değil, "Papalık Makamı"nın korunması ve savunulması öncelik taşımaktadır. Cizvitler bu anlayışla bir çok Papa’ya -halen Papa olan 2. John Paul da dahil- karşı çıkmışlardır. Papaları yücelten OPUS DEI ile Papalık Makamı’nı yücelten Cizvitler kavgalıdırlar. Cizvitlere göre OPUS DEI, Papa-Tapınıcılığı (Papolatry) yapmaktadır. Cizvitler en hızlı misyoner örgütüdür. OPUS DEI dördüncü akımın temsilcisidir. Onlara göre Papa’nın kimliği, Kilise’nin de, Papalık Makamı’nın da üstündedir. Papa, Tanrı-Krallığı’nın kutsal önderidir. Böylesine yüce bir mertebeye erişebilen kişi de elbette "Olağanüstü" bir kişidir. Bu nedenle OPUS DEI, böylesine olağanüstü bir kişi tarafından temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi ikinci planda görür. Vatikan Devleti’nin uluslararası "Resmi" ideolojisi ise işte bu dört akımın ortak paydalarıyla oluşturulmuş olan ve tüm Hıristiyan alemini bir çatı altında toplamayı öngören Ekümenizm Hareketidir.

KİRLİ İŞLERİNDE MAFYAYI KULLANAN DEVLET
Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandalla doludur. Bugüne kadar gelip geçmiş 263 Papadan kaçının eceliyle, kaçının cinayete kurban giderek öldüğü belli değildir. En yakın örnek, bugünkü Papa’dan önce Papa seçilen ve sadece 33 gün Papalık yapabilen I. John Paul’dur. Vatikan uzmanı araştırmacı David Yallop’un belgeleriyle açıkladığına göre bu Papa Vatikan’ın içindeki bir "Konspirasyon=Fesat Örgütü" ile "P2 Mason Locası"nın ortak girişimiyle öldürülmüştür. Vatikan’da gece sapasağlam yatıp sabaha ceset olarak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir durumdur.Vatikan’ın özellikle 2 Dünya Savaşı sırasında güçlendirdiği müthiş bir istihbarat ağı vardır. Vatikan’ın içinden çeşitli ulusların -başta Fransa, Polonya ve Almanya- istihbarat örgütleriyle birlikte çalışan Kardinaller çıkmıştır. Bunlardan bazıları daha sonra Papa yapılmışlardır. Örneğin 1978’de eceliyle ölen Papa 6. Paul, gizli istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş bir Kardinal olarak tanınıyordu. Vatikan "Kirli" işlerinde daima taşeron kullanan bir devlettir. Bu pis işleri temizlemek Mafia’nın görevidir.Vatikan’ın siyaset aleminde de yarı-gizli yarı-resmi desteklediği partiler ve siyasetçiler vardır. Bunlara en iyi örnekler Almanya’daki CDU/CSU (Hıristiyan Demokratlar) ve İsviçre’deki CVP (Hıristiyan Halk Partisi) çizgisidir. Vatikan’ın bu ve diğer bir çok siyasi yapıyla, örneğin öğrenci ve işçi kuruluşlarıyla, organik bağları vardır. Bunlara yeri geldikçe değineceğim. Vatikan, BM’de, UNESCO’da, FAO’da, AB’de ve OAS (Amerika Devletleri Örgütü) de "gözlemci" statüsündedir.

"Vatikan nedir?" sorusunun gerçek yanıtı da işte bu ilişkilerdedir. Vatikan, ekonomi-politiğiyle "Devlet Sosyalizmi"ni uygulayan -kendisi sosyalizme karşı olsa da- bir Kilise Devleti’dir. Toplumsal-Tarihsel bağlamında ise işlevleri itibarıyla "Dogmatik-Dinci" bir devlettir. Bu özelliğiyle de günümüzde çok sık kullanılan Fundementalizm’in (köktenciliğin) çağımızdaki en eski ve en güçlü temsilcisidir. Gerçekten de Vatikan, Dünya’da devlet çapında örgütlenebilmiş ilk Fundamentalist Tanrı-Krallığıdır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Uzun Zamandır okudugum birikimlerimi Aktarmak İnsanların Okuyup Faydalanması en önemliside Hak Rızası içindir çabamız...

Son Yazılarım

İnsan Allah'a inanmaya programlanmış
Kuran ALLAH''ın Sözü
ARMAGEDON DOSYASI-3
ARMAGEDON DOSYASI-2
ARMAGEDON DOSYASI 1
Yahudilerin bekledigi Mesih: Mesih-i Deccal
HZ. İSA ALLAH'IN OĞLU DEĞİLDİR ALLAH'IN PEYGAMBERİDİR
Hz. İsa'nin Tebliğine Uyan Samimi Hıristiyanlar: Nasraniler
İNCİL'DEKİ GERÇEK HIRİSTİYANLIK
Yahudilik, Tevrat ve TalmudSual: Yahudiliğin tarihçesi nasıldır?
HZ. İSA ALLAH'IN OĞLU DEYİL PEYGAMBERİDİR
Mesih Plani'nin Sonu ve 'A hir Zaman'
Mesih PLANI-2
Mesih PLANI-1
Peygamberimiz neden 'zengin' değildi? İhsan Eliaçık
Güzelim Teorileri Mahveden Pis Gerçekler_ ihsan eliaçık
HANGİSİ BİZİM GERÇEĞİMİZ_ ihsan eliaçık
MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ-2
MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ -1-
TÜRKİYE 'DE MASONLUĞUN GİZLİ TARİHİ
TAPINAK ŞÖVALYELERİ VE MASONLAR
Neden 2012
1979'dan 2006 ya Kıyamet Alametleri
Mühendislik Perspektifinden Kıyamet
KUR'AN VE HADİSLERLE AHİR ZAMAN ALAMETLERİ

Kategoriler

Arkadaşlarım

fuadyusufoglu
gulpinarim
hubeyb33
e güN
surgunsehrim
adinakurbaneyrasul
yenihilal
bilaltaha
tesetturluyum
mukarrebin
ahid77
tokaris
osmanlicemiyeti
sultanabdulhamidhan
medenizat
Adem Armağan
mustafa mazlum