Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (MAİDE SURESİ / 51)

7/5/2009 - ARMAGEDON DOSYASI-3

Tapınak'ın İnşasına Doğru?...

1984 yılının 27 Nisanında İsrail'de oldukça ilginç bir örgütün varlığı ortaya çıktı. Machteret Yehudit (Yahudi Çetesi) adındaki örgütün üyeleri, Arap yolcularla dolu olan beş yolcu otobüsünü havaya uçurmaya yönelik bir plan yapmış ama son anda olayın ortaya çıkması üzerine tutuklanmışlardı. Ancak daha önce gerçekleştirdikleri önemli eylemler vardı; 1980 yılında Batı Şeria'daki iki Arap belediye başkanının arabasına bomba koyarak öldürmüşler, 1983 yılında ise Hebron kentindeki İslam Koleji'ne silahlı bir saldırı düzenleyerek üç öğrenciyi öldürmüş, otuzüç tanesini de yaralamışlardı.

Ama kısa bir süre sonra, Machteret Yehudit'in tüm bunlardan çok daha büyük bir eylemi gerçekleştirmek üzere olduğu öğrenildi. Örgüt, Doğu Kudüs'ün, Müslümanların Harem-i Şerif, Yahudi ve hıristiyanların ise Tapınak Tepesi (Temple Mount) adını verdikleri mevkinde yer alan iki İslam mabedini Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra havaya uçurmak için çok sofistike bir plan hazırlamıştı. mabetlerin mimarı yapısı üzerinde profesyonel bir inceleme yapılmış, Golan Tepeleri'ndeki bir askeri garnizondan bol miktarda patlayıcı çalınmıştı. Kubbet-üs Sahra'yı etrafa zarar vermeden havaya uçurabilmek için, 28 ayrı patlayıcı Kubbe'nin belirlenmiş yerlerine yerleştirilecekti. Gerekirse Mescid-i Aksa'yı korumakla görevli silahsız Müslüman nöbetçileri vurmak için ucuna susturucu takılmış Uzi'ler ve göz yaşartıcı bombalar edinmişlerdi. Operasyon, yirminin üzerinde Machteret Yehudit militanının katılımıyla gerçekleşecekti.

Machteret Yehudit'in iki önemli lideri vardı, Yeshua Ben-Shoshan ve Yehuda Etzion. İsrailli yazar Ehud Sprinzak, The Ascendance of Israel's Radical Right adlı kitabında bu ikilinin kimliklerini incelerken, birer Kabalacı oluşlarına, özellikle de hareketin ruhani lideri sayılabilecek olan Yeshua Ben-Shoshan'ın Kabala üzerindeki derin çalışmalarına dikkat çekiyor. Bu iki Kabalacı'nın bir diğer ortak özellikleri ise İsrail radikal sağının en önemli politik organizasyonu ve "Kabalacıların partisi" olan Gush Emunim'e bağlı oluşlarıydı.

Ancak bu ikili, Ehud Sprinzak'ın yazdığına göre, Gush Emunim'in asıl çizgisinden sapmış olan genç Kabalacılardı. Gush Emunim'in büyükleri, dönemin en büyük Kabalacısı sayılabilecek olan Haham Zvi Yehuda Hacohen Kook'un "itidal" çizgisine bağlı kalmışlar ve Mescid-i Aksa'yı imha girişimlerine karşı hep "daha zamanı değil" diyerek karşı çıkmışlardı. Bu iki genç Kabalacı ise Gush Emunim içindeki dini hiyerarşiyi bozarak, kendileri gibi düşünen radikallerle birlikte kendi başlarına Tapınak'ı yıkmaya karar vermişlerdi. Bu, tarihteki "sahte Mesih" hareketlerine benzeyen bir durumdu; Yahudi tarihinde sık sık boy gösteren "sahte Mesih"lerin çoğu, büyük Kabalacıların yürüttüğü uzun Mesih Planı'nı beklemekten sıkılmış ve kendi başlarına işe soyunmuşlardı. Nitekim Gush liderleri de Machteret Yehudit olayını böyle yorumladılar. Yeshua Ben-Shoshan'ın hocası olan Kabalacı hahambaşı Yoel Ben-Nun, öğrencisini tarihteki sahte Mesihlerin en ünlüsü olan Sabetay Sevi'ye benzetmişti.

Zaten Yeshua Ben-Shoshan'ın daha önce de Gush çizgisine göre sivri kaçan bazı açıklamaları olmuştu. Ehud Sprinzak, Yeshua Ben-Shoshan'ın Gush liderlerinin inandıkları ama açıkça söylemeyi sakıncalı buldukları bazı konuları fütursuzca gündeme getirdiğini söylüyor. Bunların başında yakın gelecekte kurulacak olan "ideal İsrail Devleti" projesi vardı: Yeshua Ben-Shoshan, Tapınak'ın yeniden inşasının ardından, İsrail'in, 70 bilge Kabalacıdan oluşan Sanhedrin kurulu tarafından yönetilecek bir Yahudi teokrasisine dönüşeceğinden söz etmişti. Bu, Gush liderlerinin de hesapladıkları şeydi ama bunu açıkça söylemeyi asla uygun bulmamışlardı.

Kısacası, Machteret Yehudit'in üyeleri, herkesin yapmak istediği bir işi, sabırsızlıkları nedeniyle, uygun olmayan bir zamanda yapmaya kalkmışlardı. Bu nedenle, aslında, gerek Gush Emunim gerekse İsrail hükümeti, Machteret Yehudit'e ve eylemine gizli bir sempati ile bakmışlardı. İsrail mahkemesi, kanunlara göre suç oluşturan bu eylemi doğal olarak cezalandırdı ama mahkeme kararından bir gün sonra, Başbakan Yitzhak Şamir, Machteret Yehudit üyeleri için şöyle diyebiliyordu: "Hepsi harika insanlar ama bir hata yaptılar." Gush Emunim'in önde gelen ismi Haham Moşe Levinger de eylemin teorik olarak doğru ama zamanlama yönünden yanlış olduğu yönünde görüş bildirdi.

Amerikalı Yahudi gazeteci Robert Friedman, Machteret Yehudit olayının derinleme bir incelemesini yapmıştı. Verdiği ilginç bilgiler vardı: O dönemde İsrail basınındaki yaygın bir iddiaya göre İsrail'in iç güvenlik servisi Shin Bet, Machteret Yehudit'in daha önceki eylemlerini Arap belediye başkanlarının öldürülmesi, İslam Koleji'nin taranması gibi biliyorlardı ve buna rağmen de örgüte hiçbir müdahalede bulunmamışlardı. Friedman'ın yorumuna göre, İsrail otoriteleri aslında örgütün Mescid-i Aksa'yı yıkma planından da haberdar oldukları halde bir süre onlara engel olmamışlar, ancak olayın basına sızması ve sonuçlarının da çok tehlikeli olacağını farketmeleri üzerine Machteret Yehudit'i durdurarak üyelerini tutuklamışlardı. Yitzhak Şamir'in örgütün üyeleri için "harika insanlar" deyişi ya da onları hapse mahkum eden yargıcın kararı açıklarken "bu insanlara yurtseverlikleri nedeniyle saygı ile bakılması gerektiği" şeklindeki garip sözleri, hep bu isteksiz engel oluşun göstergeleriydi. Üst rütbeli İsrail subayı Avi Yitzhak, İsrail yönetiminin Machteret Yehudit'e uzun süre engel olmadığını, çünkü "üst düzey politik ve askeri yöneticilerin, örgütü, demokratik bir devletin yapamayacağı eylemleri yapabilmesi için muhafaza ettiğini" söylemişti. Friedman, "Machteret Yehudit olayı içinde İsrail hükümetinin parmağı vardı ama bunun oranı hiçbir zaman bilinemeyecek" diyor.

1985 yılında, hapisteki Machteret Yehudit üyelerinin serbest bırakılması için etkili bir kampanya başlatıldı. Kampanyanın en ateşli destekçileri Knesset üyesi politikacılardı. Her partiden, hatta "solcu ve laik" ve sözde barış yanlısı İşçi Partisi'nden bile çok sayıda Knesset üyesi bu "harika insanları" hapisten çıkarmak için çalıştılar. Sonuçta birbiri ardına gelen aflarla hepsi serbest bırakıldı.

Sonuç olarak, Harem-i Şerif'teki İslam mabetlerini yıkarak, yerine Mesih Planı'nın son kehaneti olan Tapınak'ı inşa etmeye çalışan Machteret Yehudit'in gerçekte Kabalacılar (Gush Emunim) ve İsrail hükümetinin izniyle oluşturulmuş bir örgüt olduğunu, ancak örgütün biraz aceleci davrandığı için durdurulduğunu söyleyebiliriz.

Dolayısıyla, Machteret Yehudit'in İslam mabetlerini yıkma planının engellenmiş olması, İsrail yönetiminin bu mabetlerin varlığından memnun olduğu anlamına gelmemektedir. Nitekim bugün İsrail yönetimi, daha dolaylı bir yoldan Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'yı yıkma yolundadır. Bunun için, bu iki kutsal mabedin altının oyulması yoluna gidilmiştir; ufak bir sarsıntı sonucunda "kendiliğinden" yıkılmaları beklenmektedir. Haftalık Aksiyon dergisi, "İsrail Mescid-i Aksa'yı yıkıyor!" başlığıyla verdiği bir haberde bu konuya değinmişti. Aksiyon'un haberi şöyleydi:

... Yahudilerin Mescid-i Aksa'ya giremiyor olması, Mescid-i Aksa'nın güvenlikte olduğu anlamına gelmiyor. Yahudiler, Müslümanlar için mukaddes olan bu mekanın altını kazı çalışmaları adı altında oyarak, bir şekilde çökertmeye ve kendilerince eskiden orada mevcut olan Tapınaklarını yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Bunun için plan ve projeler bile hazırlamışlar.

Yahudilerin bu konudaki çalışmalarını, Mescid-i Aksa'nın mihrap yönündeki penceresinden aşağı bakınca rahatlıkla görebiliyorsunuz... bu bölgede çok sayıda buldozer ve hafriyat araçları çalışıyor... bu kazı alanının görüntülerini çekmeye çalışırken, çok sayıda İsrail askerinin, başlarında beyaz gömlekli bir arkeologla beraber Mescid-i Aksa'ya doğru ilerlediklerini gördük... Bir kapıdan Mescid-i Aksa'nın altına giriverdiler. Aksa'nın içinde namaz kılan Müslümanların bizlere söyledikleri 'bunlar bir gün bizi Aksa ile birlikte göçürecekler' sözleriyle neyi kastettiklerini şimdi anlıyorduk... kazı çalışmalarının yapıldığı mahale inip bilgi almak istiyoruz, ancak Müslüman olduğumuzu anlayınca yaklaşmamıza bile izin verilmiyor. Filistinli Müslümanlar da bu mahale giremedikleri için onlar da kazının hangi boyuta ulaştığı ve Mescid-i Aksa'nın altının ne kadarlık kısmının oyulduğunu bilmiyorlar.

İsrail, Mescid-i Aksa'ya karşı doğrudan bir saldırıda bulunduğu takdirde... İslam ülkelerinin topyekün cephe almasından çekiniyor... (bu nedenle) tarihi kazı yapıyor gibi göstererek, kendiliğinden çökecek bir hale gelmesi için uğraşıyor. Böylece ülke olarak kendisini geri çekecek ve üzerine bir sorumluluk almadan hedefine ulaşmış olacak.

Tapınak'ın inşa edilmesi için İslam mabetlerinin yıkılması konusunda, Yahudiler yalnız değiller. Tarihsel müttefikleri de bu konuda onlarla aynı düşünceleri paylaşıyor. Amerikalı Evanjelikler, Tapınak'ın inşası konusunda her zamanki gibi "kraldan çok kralcı" tavrını gösteriyor ve bunun için İsrail'e her türlü desteği veriyorlar.

Amerikalı gazeteci Grace Halsell, Prophecy and Politics adlı kitabında Evanjeliklerin Tapınak'ın yeniden inşa konusunda İsrailliler'e verdikleri örgütlü destekten ayrıntılı olarak söz ediyor. Kitabın "Provoking a Holy War" (Kutsal Savaş Kışkırtmak) başlıklı bölümünde, büyük olasılıkla Müslümanlar ve Yahudiler arasında büyük bir savaş başlatacak olan Mescid-i Aksa'yı yıkma ve yerine Tapınak'ı inşa etme çabalarından bahsediliyor. Halsell, Amerika'daki ilginç bir kurumdan bahsediyor: Kudüs Tapınağı Vakfı. Terry Reisenhoover adlı petrol zengini bir Evanjelik tarafından yönetilen vakfın diğer üyelerini de az, sayıda Yahudi dışında Evanjelikler oluşturuyorlar. Vakfın amacı ise Müslüman mabetlerini yıkmaya çalışan radikal İsraillilere yardım etmek. Reisenhoover kendisini "yeni Nehemya" olarak tanımlıyor. Nehemya, ilk yıkılışının ardından Kudüs'ü inşa eden tarihsel Yahudi kahramanı…


Kudüs Tapınağı Vakfı'nın ikinci adamı ise genel sekreter olan Stanley Goldfoot adlı eski bir Stern teröristi. 1940'lı yıllarda Siyonist terör örgütü Stern'in saflarında King David Oteli'nin bombalanması gibi kanlı eylemler gerçekleştiren Goldfoot, Tapınak'ın inşası için büyük çaba harcayan Yahudilerden biri. Ancak ilginç bir durum var: Goldfoot bir ateist. Ancak buna rağmen Eski Ahit'ten ayetler göstererek Kudüs'ün Yahudilere ait olduğunu ve burada Müslüman mabetlerinin bulunmasının kabul edilemez olduğunu söylüyor. (Bu ilginç durumun nedenini 4. ve 8. bölümlerde birlikte çözmüş, dindar olmayan ırkçı Yahudilerin dini kaynaklara büyük bir bağlılık duyduklarını ve Mesih Planı'na büyük destek verdiklerini incelemiştik.) Goldfoot'un yardımcısı Yisrael Meida, şöyle diyor:

Bu bir egemenlik sorunu. Tapınak Tepesi'ni kontrol eden, Kudüs'ü de kontrol eder. Ve Kudüs'ü kontrol eden, tüm İsrail diyarını kontrol eder... Burası İsrail'in diyarı, İsmail'in değil. Yahudiler Müslümanları mutlaka Tapınak Tepesi'nden (Harem-i Şerif) süreceklerdir. Şimdiki nesil yapamazsa, bir sonraki nesil bunu yapar.

Kudüs Tapınağı Vakfı, Tapınak'ı inşa için fiili olarak uğraşan İsraillilere büyük destek veriyor. Vergiden muaf olan vakıf, bu konu için yıllık yaklaşık 100 milyon dolar bağış topluyor. Para, İsrail'e, Tapınak'ın yeniden inşası için yürütülen projelere aktarılıyor. Vakfın finansal yönden desteklediği grupların başında, İsrail'deki Ateret Cohanim adlı yeshiva (tekke) geliyor. Ateret Cohanim, 1970'lerin başında, Kabalacı ekolün en büyüğü sayılan Zvi Yehuda Hacohen Kook'un Merkaz Harav adlı yeshiva'sının bir uzantısı olarak Kudüs'te kuruldu. Gush Emunim'in önemli kalelerinden biri olan Ateret Cohanim'in en önemli özelliği ise Tapınak'ın yeniden inşasıyla birlikte yeniden başlatılacak olan eski Tapınak ritüelleri üzerine yoğunlaşmış olması. Merkaz Harav'daki Kabalacılar, Tapınak'ın inşasının çok yakın olduğunu düşünüyorlar ve bu nedenle de Hz. Süleyman döneminde Tapınak'ta yapıldığına inandıkları ayinleri hayvan kurban edilmesi, çeşitli tütsüler vs yeniden eksiksiz biçimde uygulamak için öğrencilerini Ateret Cohanim'de hazırlıyorlar. Ateret Cohanim'in yöneticilerinden Kabalacı Haham Shlomo Chaim Hacohen Aviner Tapınak'ın önemini şöyle belirtiyor: "Unutmamalıyız ki, sürgünlerin toplanması (diaspora Yahudilerinin İsrail'e getirilmesi) ve devletimizin kuruluşunun tek bir kutsal amacı vardır: Tapınak'ın yeniden inşası. Piramidin tepesinde, Tapınak bulunmaktadır."

Kudüs Tapınağı Vakfı, Amerikalı Evanjeliklerden topladığı bağışları işte bu Kabala merkezine yolluyor. Vakıf, 1984 yılında Mescid-i Aksa'yı havaya uçurmak üzerindeyken tutuklanan Machteret Yehudit'le yakın ilişki içindeydi. Hatta daha sonra mahkemeye çıkartılan Machteret Yehudit üyelerinin avukatlarının bir kısmının paraları da vakfın fonundan ödenmişti.

Kısacası, İsraillilerin Mescid-i Aksa'yı yıkmaya yönelik herhangi bir girişiminin, sayıları 50 milyon civarında olan Amerikalı Evanjelikler tarafından güçlü bir biçimde destekleneceğine kuşku yok.

Yahudilerin öteki tarihsel müttefiği olan masonluğun bu konuda da Yahudilerin yanında yer alıyor olması, olayın bir başka önemli boyutudur. Tüm ideolojisini, sembollerini ve ritüellerini Süleyman Tapınağı'na dayandırmış olan masonluk açısından, Tapınak'ın yeniden inşası, yeryüzündeki en büyük hedeflerden biridir. Bu konu üzerinde masonik kaynaklarda da zaman zaman durulur ve Tapınak'ın yeniden inşasının örgütün temel amaçlarından biri olduğu vurgulanır.

2. bölümde incelediğimiz gibi gerçekte Tapınak Şövalyeleri'nin devamından başka bir şey olmayan masonluğun daha farklı bir yaklaşım içinde olması düşünülemez zaten. 2. bölümün sonunda Tapınakçılar'ın bir dünya egemenliği hesabı yaptıklarına ve bunun için de 2000 yılını belirlediklerine değinmiştik. Umberto Eco şöyle diyordu: "Tapınakçılar, iki bin yılının, onların Kudüs'ünün başlangıcını belirleyeceğini düşünüyorlar: Bir yeryüzü Kudüs'ü." Eco, ayrıca, konunun uzmanlarından Gauthier Walther'in de, La Chevalerie et les Aspects Secrets de I'Histoire adlı kitabında, "Tapınakçılar'ın erki ele geçirme planının 2000 yılında gerçekleştirilmesinin öngörüldüğünü" söylediğine dikkat çekiyordu.

Kuşkusuz Tapınakçılar'ın sözkonusu "yeryüzü Kudüs'ü" planı, Kabalacılar'ın yürüttüğü Mesih Planı'ndan başka bir şey değildir. Ve eğer Tapınakçılar ve de onların modern versiyonları olan masonlar bu "yeryüzü Kudüs'ü"nün 2000 yılında başlayacağını hesaplıyorlarsa, İsrail'in Mescid-i Aksa'yı yıkmasına da canla-başla destek olacaklardır. Çünkü "yeryüzü Kudüs'ü"nün, yani Kudüs'ten yeryüzüne yayılacak Mesihi Yahudi egemenliğinin anahtarı, Kudüs'teki Tapınağın yeniden inşasıdır.

Evanjeliklerin ve özellikle de masonluğun Tapınak'ın yeniden inşası için Yahudilere vereceği destek ise bu işi başarmak için teknik yönden oldukça yeterlidir. Evanjelik ya da mason çevrelerinin dışında, İslam'la bir "medeniyetler çatışması" içine girecek olan Batı dünyası, genel olarak, bu olaya sıcak bakacaktır. Sonuçta, görünen odur ki, İsrailliler iyi bir zamanlama ve "biz istemeden oldu" gibi bir açıklama ile Mescid-i Aksa'yı ortadan kaldıracaklar ve yerine kısa sürede eski Tapınak'ın bir kopyasını inşa edeceklerdir. Kudüs'teki Kabala tekkesi Ateret Cohanim'de Hz. Süleyman zamanında Tapınak'ta yapıldığı öne sürülen tören ve ritüellerin provalarının yapılıyor oluşu boşuna değildir.

İsrail'in gerek Ortadoğu'da gerekse dünya ölçeğinde İslami güçleri zayıflatmak, mümkünse yok etmek için giriştiği savaşın arkasındaki mantıklardan birisi de Tapınak'ın yeniden inşası olabilir. Kuşkusuz Yahudi Devleti Mescid-i Aksa'yı yıktığında Müslümanlarla karşı karşıya geleceğini bilmektedir ve şu an yürüttüğü anti-İslami programın bir amacı da, kaçınılmaz olarak savaşacağı bu gücü önceden mümkün olduğunca zayıflatmak olarak yorumlanabilir.

Uzun yıllar Kudüs'te çalışan Amerikalı arkeolog Gordon Franz, bu konudaki gözlemlerine dayanak şöyle diyor:

Emin olduğum bir şey varsa, Tapınak'ı yeniden inşa etmeyi hedefleyen Yahudilerin o iki camiyi mutlaka yıkmak istiyor oluşlarıdır. Bu yıkımın nasıl olacağı konusunda kesin bir fikrim yok ama olacaktır. Yıkacaklar ve burada onun yerine bir Tapınak inşa edecekler. Ne zaman, nasıl yapılacak bilmiyorum ama yapılacak.

Houston İkinci Baptist Kilisesi'nden rahip James E. DeLoach ise tüm Yahudilerin camileri yıkıp Tapınak'ı inşa etmek istediklerini, ancak bunu Machteret Yehudit gibi radikal yöntemlerle değil, Aksiyon'un haberinde yer alan şekilde yapacaklarını söylüyor: "Şu bir gerçek; tanıdığım bütün Yahudiler o camilerin yıkıldığını görmek istiyorlar. Ama bana söylediklerine göre, bu yıkım, Tanrı'dan gelecek bir hareketle, örneğin bir depremle ya da ona benzer bir şekilde gerçekleşecek."

İsrail'in bir şekilde Harem-i Şerif'teki İslam mabetlerini yıktığını ve Tapınak'ı inşa ettiğini varsayalım. Bu durumda Mesih için gerekli tüm kehanetler yerine getirilmiş ve 500 yıllık Plan sona ermiş olacaktır.

Peki, Mesih gelecek midir?

Mesih ve Hz. Süleyman

Tüm bu kitap boyunca Kabalacılar'ın nasıl bir zihin yapısına olduklarını, nasıl bir egemenlik öngördüklerini ve ne tür yöntemler kullandıklarını inceledik. Mesih Planı'nı tasarlayan ve nesilden nesile uygulamaya devam eden bu "Siyon Bilgeleri", Yahudi egemenliğinin ancak Mesih'in gelmesiyle gerçekleşeceğini düşünüyorlar ve bunun için de kutsal kaynaklarda yer alan kehanetlerin birer birer gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorlardı. Ancak bu kehanetlerin oluşması için oturup beklemediler; Kabala'dan çıkardıkları "tekniğe" göre, bu kehanetleri kendi elleriyle, ya da kendilerine itaatkar olan ırk bilinci yüksek Yahudileri ve kendi otoritelerine boyun eğen Tapınakçı/masonları kullanarak gerçekleştirebilirlerdi. Bu Kabala tekniği ile, Yahudilerin dünyanın dört bir yanına dağıtılması ve sonra da Filistin'e götürülmesi, Yeni Seküler Düzen'in (Novus Ordo Seclorum) kurulması gibi büyük işlerin başarıldığını önceki bölümlerde birlikte keşfettik.

Bu nedenle, 500 yıllık Mesih Planı'nın nihai hedefi olan Mesih'in yeryüzüne inişi konusu da Kabalacılar için bir sorun olmayacaktır. Kolaylıkla, kendi kendilerine bir Mesih üretir, aralarından birini, en kıdemlisini, Mesih ilan edip Yahudi toplumunun önüne sürebilirler.

Nitekim tarihteki sahte Mesih hareketleri bunu doğrulamaktadır. Yahudi tarihinin farklı dönemlerinde ortaya sahte Mesih'ler çıkmıştı. Ancak bunların en önemlileri, Ortaçağ'ın sonlarında patlak veren üç büyük hareket, yani Jacob Frank, Solomon Molcho ve Sabetay Sevi adlı üç Mesih taslağının önderliğindeki Mesih hareketleriydi. Bu üçlünün ortak özelliği ise birer Kabalacı oluşlarıydı. Ancak hepsi de büyük Kabalacıların çizgisinden sapmış ve Mesih Planı'nın uzun gelişimini beklemekten sıkılarak kendi kendilerini Mesih ilan ederek Plan'ı hızlandırmayı denemişlerdi. Kuşkusuz başarısız oldular; sabırsızlık Mesih Planı'yla hiç uyuşmayan bir özellikti çünkü. "Giriş" bölümünde de, Mesih'in gelişini "hızlandırmak" için bilinmeyen bazı Kabala ritüellerini uygulamaya çalışan üç Kabalacının bu disiplinsiz tavırlarını hayatlarıyla ödediklerine değinmiştik.

Ama tüm kehanetler yerine getirildikten sonra ortaya bir Mesih çıkarmak Kabalacılar için sorun değildir ve olmayacaktır. Önemli olan, bu Mesih'in misyonunun ne olacağı, 500 yıldır gelişi için çalışılan bu liderin ne tür bir yol izleyeceğidir.

Bu konuyu incelerken karşımıza çıkan ilk önemli bilgi, Mesih'le Hz. Süleyman arasındaki Yahudilerce kurulan benzerliktir. Yahudi literatüründe konu ile ilgili olarak verilen bilgilerin başında, Mesih'in Hz. Süleyman'a olan büyük paralelliği dikkat çeker. Yahudiler, Hz. Süleyman'ın elde ettiği büyük askeri ve siyasi gücün, Mesih'le birlikte yeniden gerçekleşeceğini, Hz. Süleyman zamanındaki İbraniler gibi kendilerinin de tüm Kutsal Topraklar'a hakim olup, daha da ötesinde, dünyayı yöneteceklerini düşünürler. Mesih'in Hz. Süleyman'ın soyundan geleceği yönündeki inanç, bu iki insan arasında kurulan paralelliğin bir sonucudur. Mesih zamanında Hz. Süleyman'ın yıkılmış Tapınağının yeniden inşa edileceği ve Mesih'in bu Tapınaktan tüm Kutsal diyarı yöneteceği yönündeki beklentiler de, Yahudilerin zihninde kurulmuş olan Mesih ve Hz. Süleyman arasındaki paralelliğin birer sonucudur.

Ancak bu noktada çok önemli bir gerçekle karşı karşıyayız. Yahudiler, bekledikleri Mesih'i Hz. Süleyman'ın bir benzeri olarak düşünmektedirler, ancak onların zihnindeki Hz. Süleyman gerçek Hz. Süleyman değildir. Kuran'da "Ve onlar (Yahudiler), Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti..." (Bakara Suresi, 102) ayetiyle, Yahudilerin Hz. Süleyman hakkında "şeytanlar" tarafından üretilen yalan ve iftiralara inandıkları haber verilmektedir. "Giriş" bölümünde de değindiğimiz gibi Yahudiler sözkonusu çarpıtma sonucu, bir peygamber ve Allah'ın örnek bir kulu olan Hz. Süleyman'ı çok farklı biçimde algılamaktadırlar. Onlar Hz. Süleyman'ı bir peygamber olarak kabul etmezler. Hz. Süleyman'ı Yahudi ırkını başarılara taşımış bir "kral" olarak görmektedirler. Ve bu sapkın bakış açısının en önemli unsurlarındanbirisi de, Hz. Süleyman'ın elde ettiği gücün ki bu güç, Kuran'da bildirildiği gibi rüzgarları kontrol etme, madde nakli gibi yetenekleri içermektedir, büyü ile elde edildiğine inanılmasıdır. (Hz. Süleyman'ı tenzih ederiz.)

Oysa gerçek çok farklıdır. Hz. Süleyman, kendisine atılan iftiranın aksine, elde ettiği güçleri ve siyasi iktidarı "büyü" ile elde etmiş değildir. Bunlar kendisine Allah'ın verdiği birer lütuftur. Allah, Kuran'da belirtildiği üzere, Hz. Süleyman'ın emrine cinleri vermiş ve o da bunları bir takım mucizevi işler gerçekleştirmek için kullanmıştır. Kuran'ın farklı surelerinde, Hz. Davud'a ve oğlu Hz. Süleyman'a verilen sözkonusu olağanüstü güçler ve bunun karşılığında onun Allah'a şükredişi anlatılır. Neml Suresi'nde şu şekilde bildirilmektedir:

Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler. Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür." Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı. (Neml Suresi, 15-17)

Sebe Suresi'nde geçen konuyla ilgili ayet ise şöyledir:

Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık.

Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır. (Sebe Suresi, 12-13)

Enbiya ve Sad Sureleri'nde ise Hz. Süleyman'ın emrine verilen şeytanlar (şeytani cinler) hakkında şöyle buyrulmuştur:

Süleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi bilenleriz. Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik. (Enbiya Suresi, 81-82)

(Süleyman dedi ki) "Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin." Böylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi. Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı. Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini. "İşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın ver ya da tut." Şüphesiz, onun Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır. (Sad Suresi, 35-40)

Kabalacılar, tümüyle İlahi olan bu olayları, sözde "büyü" ile açıklamakta ve tüm bunlara şeytani bir yorum getirmektedirler. Giriş'te de vurguladığımız gibi Bakara Suresi'nin102. ayetini tefsir eden İslam alimleri bu konuya dikkat çekmişlerdir. Elmalılı Hamdi Yazır, Hz. Süleyman hakkında yapılan bu iftirayı anlatıyor ve "şeytan"ların "... ey insanlar, bilmiş olunuz ki, Davud oğul Süleyman, bir sihirbazdı. Cinleri ve şeytanları, rüzgarları hep sihriyle emri altına alırdı. O neye ulaştı ise sihir ilmiyle ulaştı" dediğini bildiriyor. Ayrıca bu iftiranın Yahudilerce kabul görmesinin ardından, Yahudilerin de aynı gücü elde etmek için büyüyle yoğun biçimde ilgilenmeye başladıklarını yazıyor. Bir başka tefsirde, Safvetü't-Tefasir'de bildirildiğine göre, Peygamberimiz ( s.a.v.)'ın Yahudilere Hz. Süleyman'ın da bir peygamber olduğunu söylediğinde, Yahudiler şaşırarak "O, sadece bir sihirbazdı" demişlerdir.

Bu durumda Yahudilerin kafasındaki Mesih kavramı, aslında Hz. Süleyman'ın tam tersi özelliklere sahip bir insandır; Hz. Süleyman gibi Allah'a teslim olmuş bir kul ve peygamber değil, seküler bir iktidar kurmuş bir "büyücü"... Bu ise bir "Mesih" değil, gerçekte bir "deccal"dir. (Deccal: Büyük yalancı, büyük saptırıcı, insanları sapıklığa, çürümeye, inkara sürükleyen yalancı lider).

Yahudilerin bekledikleri Mesih'in gerçekte bir deccal, İslam kaynaklarında söylendiği gibi bir Mesih-i Deccal olduğunu az sonra inceleyeceğiz. Ama öncelikle bu konuda bize ışık tutan bir örneğe bakmakta yarar var.

Az önce tarihteki sahte Mesih hareketlerine değinmiştik. Bu hareketlerin, disiplinsiz de olsalar, Kabalacılar tarafından yönetilmiş olması bizim için son derece önemlidir. Çünkü bu "sahte Mesih" Kabalacılar kuşkusuz Mesih'le ilgili kehanetleri çok iyi biliyorlardı. Kendilerini Mesih ilan ettiklerinde de, asıl Mesih'in yapacağı şeyleri yapmaya çalıştılar. Bu nedenle, bu sahte Mesihlerin eylemlerini inceleyerek, günümüzdeki Yahudilerin bekledikleri hatta "ayak seslerini" duydukları asıl Mesih'in neler yapacağını önceden kestirebiliriz.

Sahte Mesihler içinde en önemli olanı, Yahudilerin de kabul ettiği gibi Sabetay Sevi'dir. 17. yüzyılın ortasında Osmanlı İmparatorluğu içinde Yahudi tarihinin en önemli sahte Mesih hareketini başlatan ve başarısızlığının ardından da farklı bir taktik izleyerek müritleriyle birlikte görünüşte Müslüman olan Sevi'ye bir göz attığımızda, Yahudilerin bekledikleri Mesih'in gerçekte bir deccal olduğunun işaretlerini görebiliyoruz. Çünkü Sevi de kendi çapında küçük bir deccaldir.

Sabetay Sevi ve "Günahın Kutsallığı" Teorisi

Türkiyeli Yahudilerin kendi cemaatlerine yönelik olarak yayınladıkları haftalık Şalom gazetesi, "Sabetay Sevi" başlıklı uzun bir araştırma dizisi yayınlamıştı. Yomtov Bensason ve Erol Levi Coşkun'un hazırladığı araştırmada Sevi'nin Mesihlik macerası, bunun Kabala'yla olan ilgisi ve Sevi taraftarlarının "mumsöndü" ayinleri anlatılıyordu. Sefarad kökenli olan Sevi'nin kendisinin Mesih oluşuna ikna oluşu şöyleydi:

19 yaşında haham payesini alan Sabetay 40 yaş kısıtlamasına rağmen Kabala'yı öğrenmeye başlar. Bu öğrenimi, davranışlarında büyük değişiklikler yaratır. Uzun süren oruçlar tutar, sık sık, kışın bile denize girer. Ailesi kendisini iki kez evlendirir. Zohar'ın (Kabala'nın temel kitabı) etkisi ile temiz kalmak istediğinden her iki eşine de elini sürmez ve boşanır. Yirmi yaşlarında sara nöbetleri geçirmeye başlar... Söylediği dualar ve şarkılar hayranlık uyandırır. Şarkılarının bir kısmı erotiktir...

Gerek doğum tarihinin, gerek isminin, Kabala'nın İbrani harflerine verdiği değerlerle hesaplandığında çok ilginç neticeler vermesi; hastalığı, Polonya'daki Chmielnicki katliamı ve Zohar'da Maşiah'ın (Mesih) 1648 yılında geleceği inancı, Sabetay'ı 22 yaşında harekete geçirir: Yandaşlarına Maşiah olduğunu açıklar... Talmud'a göre söylenmesi yasak olan, Y (yud) harfi ile başlayan tetragramı, yani Tanrı'nın adını söyler. (Bu adı sadece yıkılan ikinci mabedin Kohen Gadol'u veya dünyaya gelerek mabedi yeniden kurabilecek olan Maşiah söyleyebilir.)

Sevi'nin asıl etkisi, Kudüs'e yaptığı yolculukla birlikte başladı. Burada hikayenin ikinci büyük kahramanı olan Gazzeli Nathan ile tanıştı. Isaac Luria'nın Kabala okuluna bağlı olan Nathan, Sevi'yle kader birliği ettikten kısa bir süre sonra, kendisinin peygamber olduğunu ve Sevi'nin Mesih olduğunu bildiren vahiyler aldığını iddia etti. Bu haberler Yahudi dünyasının dört bir yanına dalga dalga yayıldı ve oldukça önemli bir etki yarattı. İzmir'e dönen Sevi, Nathan'ın da desteğiyle, politik gücü ele alacağını ima etmeye başladı. Müritleri, yakında Sevi'nin Türk Sultanı'nı savaş yapmadan yeneceğini ve kendine köle edeceğini söylemeye başladılar. Osmanlı otoriteleri durumu haber aldılar ve Sevi yargılanmak üzere Sultan'ın önüne çıkarıldı. Burada ölüm ya da tevbe seçenekleri ile karşılaşınca İslam'ı seçtiğini ilan etti ve "Aziz Mehmet Efendi" adını aldı. Bu tabii göstermelik bir din değiştirmeydi. Nathan, Sevi'nin bu hareketinin Kabalistik hikmetini açıklamıştı: Mesih, "kötülük krallığını" yıkmak için onun içine girmişti.

Sevi'nin müritleri de "kötülük krallığını yıkmak için" onun içine girdiler ve Yahudilik'ten dönerek topluca İslam'ı kabul ettiklerini açıkladılar, o tarihten sonra da "dönme" olarak tanımlandılar. Yahudi tarihçi Eli Barnavi, dönme tarikatının 1924'de kadar Yunanistan'da (özellikle Selanik'te) varlığını koruduğunu, sonra da Türkiye'ye taşındığını yazıyor. Dönmeler varlıklarını korurken bir yandan da "kötülük krallığı" dedikleri Osmanlı'ya ve İslam'a örtülü saldırılar düzenliyorlardı. Halife Abdülhamit'e karşı faaliyet gösteren muhalefette büyük rol oynadılar ve Şalom'da yer alan ifadeye göre, "... keskin bir ate, laik, din aleyhtarı, materyalist zihniyetin ortaya çıkmasına neden oldular. Bilhassa 19. yüzyıldan itibaren, Avrupa'da ve Türkiye'deki kontestater, din karşıtı, nihilist ve ihtilalci hareketlerde gayet faal rol oynadılar."

Sevi hikayesinin bizi burada asıl olarak ilgilendiren yönü ise Sevi'nin öne sürdüğü "günahın kutsallığı" teorisidir. Sevi, kendisini Mesih sandıktan sonra Yahudi dininin günah saydığı eylemleri birbiri ardına işlemeye başlamıştı. Söylenmesi yasak olan Tanrı'nın ismini (YHWH) ısrarla söyledi, Şabat gününe uymadı, yenmesi dinen yasak olan yağları ki bu yağlardan Kuran'da da söz edilir (En'am Suresi, 146) yedi. Sevi günah olan şeyleri birer birer serbest bırakıyordu. Encyclopaedia Judaica, Sevi'nin bu davranışlarının, kendisinin "tüm günahları serbest bırakma"ya yönelik bir misyonu olduğu inancından kaynaklandığını yazıyor. Kudüs İbrani Üniversitesi'nden Gershom G. Scholem ise Major Trends in Jewish Mysticism adlı kitabında Sevi'nin bu davranışlarının "günahın kutsallığı" doktrinine dayandığını belirtiyor.

Evet, Sevi, tüm gühahların serbest olduğunu ilan etmeye başlamıştı. Bunların arasında, Türk toplumunda "mumsöndü" olarak da bilinen eş değiştirme ayini de vardı. Şalom, Sevi taraftarlarının kutladıkları "Kuzu Bayramı"nı, öteki adıyla "Dört Kalp Bayramı" şöyle anlatıyor:

... Bu bayram, Dönmelere karşı olanların belki de haklı olarak bir koz olarak kullandıkları bayramdır... Bu bayrama o gece katılanların mutlaka evli olmaları gerekir, bekar olanlar kız veya erkek hiçbir şekilde kabul edilmez, hatta bu bayram hakkında bilgi dahi verilmez. O geceye en az iki evli çift katılır, daha fazlası olabilir. Kadınlar en şık elbiselerini giyer ve en kıymetli takıları ile ziyafet masasında servis yaparlar. Bir müddet hep beraber eğlenildikten sonra halk dilinde mumsöndü olayına geçilerek bütün ışıklar söndürülür. Kadın veya erkeğin o gece dilediği ile yattığı ve o ge-ce bu birleşmeden doğan çocuğun, ilerde Maşiah (Mesih) olacağı söylenir.

Kısacası sahte Mesih Sabetay Sevi, büyük bir günah olan zinayı, hem de zinanın en çirkin şekli olan eş değiştirmeyi serbest bırakmış, hatta bunu müritlerine tavsiye etmişti. Başta dediğimiz gibi bu durum, Sevi'nin gerçek bir Mesih, yani bir kurtarıcı değil, bir deccal, yani aldatıcı ve saptırıcı olduğunu göstermektedir.

Yahudilerin yüzyıllardır bekledikleri Mesih'i taklit etmeye çalışan Sevi'nin bu karakteri, kuşkusuz bizlere asıl Mesih için önemli bir ipucu vermektedir. Eğer Sevi günahın kutsallığını yayarak kendi çapında bir deccallik yaptıysa, İsrailli Kabalacılar'ın bugün gelişini gözledikleri asıl Mesih de daha büyük çapta bir deccallik yapacak, günahın kutsallığını daha etkili biçimde yayacaktır. Olayın bir başka ilginç yönü, küçük deccal Sevi'nin İslam'ı "kötülükler krallığı" olarak tanımlaması ve onu "yıkmak" için mücadele etmiş olmasıdır. Asıl deccal olan asıl Mesih (Mesih-i Deccal) de daha geniş bir boyutta İslam'la çatışacaktır.


Yahudi kaynaklarından Mesih ile ilgili olarak elde ettiğimiz bu ipuçlarının ardından, şimdi İslam kaynaklarına bakmak gerekmektedir. Çünkü Yahudilerin asırlardır bekledikleri, gelsin diye 500 yıllık bir Plan yaptıkları ve adına da "Mesih" dedikleri deccal, İslam kaynaklarında ayrıntılı bir biçimde anlatılmaktadır.

İslam Kaynaklarında "Ahir Zaman"

Kitabın şimdiye kadarki bölümlerinde hep Yahudilerin ve kısmen de hıristiyanların Mesih inanışlarından ve dünyanın son dönemleri ile ilgili beklentilerinden söz ettik. Ancak sözkonusu dinlerin her ikisi de, ilahi kaynakları tahrif edilmiş, dejenere edilmiş birer dindir ve her konuda olduğu gibi dünyanın geleceği hakkındaki hükümlerine de tam olarak güvenmek doğru olmaz. Buna karşın, İslam tahrif edilmemiş tek ilahi dindir. Kuran, Resulullah'a ( s.a.s.) vahyedildiği haliyle elimizdedir. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.)'ın pek çok güvenilir hadisi de bize ulaşmıştır. Ve bu kaynaklarda, özellikle hadislerde, dünyanın geleceği konusu hakkında son derece detaylı bilgiler verilmektedir. Bu bilgilere bakarak, hem insanlığın geleceğini hem de bu gelecek içinde önemli bir yer tutan Mesih Planı'nın nasıl sonuçlanacağını tahmin edebiliriz. (En doğrusunu Allah bilir. )

İslam kaynaklarında, dünyanın son dönemlerde, aralarında Mesih'in ortaya çıkışı da dahil olmak üzere son derece büyük olayların yaşanacağı anlatılır. Bu zaman dilimi, kıyametten bir süre öncedir ve "ahir zaman" (son zaman) diye adlandırılır. Ahir zamanda neler yaşanacağı Peygamberi Efendimizin hadislerinde ayrıntılarıyla tarif edilmektedir. Çeşitli İslam büyüklerinin de ayet ve hadislere dayanarak yaptıkları açıklamalar vardır.

Ahir zamanla ilgili olarak verilen bilgileri çok kısa olarak şöyle özetleyebiliriz: Ahir zaman, insanlarının çoğunun sapkınlığa düşeceği, İslam'ın zayıflayacağı, din aleyhtarı ve zalim bir sistemin tüm dünyaya egemen olacağı bir dönemle birlikte başlayacaktır. Bu dönem, çeşitli deccallerin insanları saptırmasıyla oluşacak ve sürecektir. Ahir zamanda oluşacak olan zulüm ve inkar sistemi, "fitne" olarak tanımlanır. "Fitne" insanların manevi yönden sapmaları

(Allah'ı tanımamaları, O'nun hükümlerinden yüz çevirmeleri) yanında büyük bir anarşi ortamını, savaş, zulüm ve kan dolu bir sistemi ifade etmektedir.

Ahir zamanda doğacak olan bu fitne sırasında, Müslümanlar da çeşitli nedenlerden dolayı zor bir durum içinde olacaktır. İslam, içine sokulmuş olan pek çok "bidat" (dinin aslında yeri olmayan sonradan eklemeler, hurafeler, vb.) nedeniyle aslından kopmuş olacak, Müslümanların bir kısmı İslam'a yalnızca sözde bağlanmış bir konumda olacaktır.

İşte bu ortam içinde, pek çok güvenilir hadiste haber verildiği gibi Allah, hem İslam ümmetinin hem de tüm insanlığın kurtuluşu için "Mehdi" olarak tanımlanan bir lideri seçip gönderecektir. Mehdi, kendisine "hidayet" (doğruya ve hayra yönelme, iman) verilen ve insanların hidayetine aracı olan anlamına gelir. Mehdi, din aleyhtarı düşünce sistemini yıkarak insanları imana yöneltecek, İslam'ı bidat ve hurafelerden kurtararak asıl saf haline döndürecek, hilafet kurumunu yeniden oluşturarak İslam ümmetine halife olacak ve Allah'ın hükümlerini eksiksiz uygulayacaktır.

Ancak Mehdi İslam'ı "ihya" edip (hayata döndürüp) Müslümanları birleştirirken, öte yandan karşıt bir güç, önceki deccallere göre çok daha etkili ve güçlü bir deccal (saptırıcı) ortaya çıkacaktır. Bu deccal, hadislerde bildirildiği üzere, kendisinin Mesih olduğunu öne sürecektir ve bu nedenle de Mesih-i Deccal olarak tanımlanır. Yine hadislerde bildirildiği üzere, Mesih-i Deccal Yahudidir, Yahudiler arasından çıkacaktır ve ona uyanların büyük kısmı da Yahudi olacaktır. Mesih-i Deccal parapsikolojik yeteneklere, hipnoz gücüne sahip olacak, büyü yoluyla bazı olağanüstü işler yapacak ve böylece bağlılarının sayısını artıracaktır. (Dikkat edilirse, bu Mesih-i Deccal, Kabalacıların Mesih Planı sonucunda bekledikleri kişidir, buna ilerde yeniden değineceğiz).

Dolayısıyla ahir zamanın bir devresinde yeryüzünde iki büyük güç merkezi oluşacaktır. Mehdi önderliğindeki İslam dünyası ve Mesih-i Deccal'in ruhani önderliğindeki din karşıtı cephe (hadislerde hıristiyanların önemli bir bölümünün de Mesih-i Deccal'i Hz. İsa ( a.s.) sanarak ona bağlanacakları haber verilir). Bu durum, ahir zamanın son önemli liderinin, Hz. İsa'nın yeryüzüne inmesi ile değişir.

Hz. İsa veya Kuran'da sık sık tekrarlandığı gibi Meryem oğlu İsa Mesih, çok sayıda güvenilir hadiste bildirildiği üzere, ahir zamanda yeniden yeryüzüne dönecektir. (Kuran'da da bu konuya işaret eden çok sayıda ayet vardır). Hz. İsa, Mehdi ile birleşecek ve onunla birlikte Mesih-i Deccal'in liderliğindeki din karşıtı cepheye karşı mücadeleye girişecektir. Yine hadislerde bildirildiği üzere, hıristiyanların önemli bir bölümü, Hz. İsa'nın ortaya çıkışından bir süre sonra, gerçek Mesih'in o olduğunu anlayarak Mesih-i Deccal'i terkedip, İslam'ı kabul edecektir. Böylece Mesih-i Deccal, yegane bağlıları olan inkarcılar ve inkarcı Yahudilerle birlikte yalnız kalacak ve iki taraf arasında büyük bir savaş yaşanacaktır. Kitab-ı Mukaddes'te Armagedon olarak bilinen bu savaş, Arapça'da Melaheme-i Uzma olarak adlandırılır. Savaş Müslümanlar tarafından kazanılacak, Mesih-i Deccal öldürülecektir. Bunun ardından, tüm dünya İslam'ın egemenliği altına girecek; ahir zamanda yeryüzünü adaletsizlik ve zulümle dolduran fitne, yerini ilahi adalet, bereket ve barışa bırakacaktır. Bu "altınçağ" bir süre devam ettikten sonra yine dejenerasyon başlayacak, insanlar dinin aslından uzaklaşmaya, şirk (Allah'tan başka ilahlar edinme) ve inkara sapmaya başlayacaklardır. Bunun ardından da tüm evrenin helak edilmesi ve ahiret hayatının başlangıcı anlamına gelen kıyamet gerçekleşecektir.

Ahir zamanda yaşanacak olaylar özetle böyledir. Bazı Müslümanlar, ahir zamanın çok daha ileri tarihlerde yaşanacak bir dönem olduğunu, şu an içinde bulunduğumuz dönemin ahir zamanla ilgisi olmadığını düşünüyor olabilirler. Ancak, konuyla ilgili kaynakların gösterdiğine göre, ahir zaman hiç de uzak değildir; hatta şu an ahir zamanın içindeyiz!...



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/5/2009 - ARMAGEDON DOSYASI-2


ARMAGEDON DOSYASI-2MESİH PLANI'NIN AYRINTILARI

Hıristiyan inancına göre, Ortadoğu'da hüküm sürecek yedi yıllık kaosun ardından, Hz. İsa kıyametten önce yeniden yeryüzüne inecek. Bugünkü İsrail'in Megido Vadisi'nde yaşanacak kıyamet savaşı Armagedon'da, Hz. İsa inançlı iyilerden oluşan ordunun başına geçecek ve Deccal'ın komutanlığındaki inançsızları yenecek. Böylece kaos bitecek ve yeryüzünde İsa'nın krallığında bin yıllık huzur çağı başlayacak.

Tevrat'ta ve İncil'de, Mesih'in gelmesini haber veren bazı alemetlerde anlatılıyor:

Yahudilerin Filistin'e dönüp İsrail devlerini kurması, Ortadoğu'da yıllarca sürecek kanlı bir kaos, Kudüs'ün İsrail'in başkenti olması, Mescid-i Aksa'nın yıkılıp yerine Hz. Süleyman Mabedi'nin inşa edilmesi.

''İSRAİL'İN TANRININ EMRİ OLDUĞUNA İNANIYORLAR''

İşte bu noktada Evanjelist inancı ve Mesih Planı devreye giriyor. Bazı Hıristiyanlar ve Yahudiler, İsa'nın dönüşünü kendiliğinden gelişecekdoğal bir süreç olarak görüyor. Protestanlığın bir kolu olan ve Scofield İncil'ini referans alan Evanjelik inancına göreyse, Mesih'in gelmesi için öngörülen alametlerin gerçekleşmesine yardımcı olmak ve şartları hazırlamak gerekiyor. Büyük Ortadoğu Projesi'nin Mesih Planı'nın bir parçası olduğunu savunanlara göre, Mesih'in üçüncü bin yılda(yani 200 yılıyla başlayan süreçte) artık kesin olarak geleceğine inanan Evanjelist-siyonist ittifak, Ortadoğu'daki tansiyonu özellikle yükseltiyor.

Başkan Johnson döneminde Beyaz Saray'da üç sene kurmay katipliği yapan Grace Hallsell'in 1999'da yazdığı ve Türkçeye ''Tanrıyı Kıyamete Zorlamak'' adıyla çevrilen kitabında, ABD yönetiminde söz sahibi olan Evanjelistlerle-İsrail'in, Mesih Planı'nı anlatıyor:

''Evanjelist, inanca göre, Mesih'in inişi için bütün Yahudiler İsrail'de toplanmalı, Filistinlilerin tümü sürülmeli... O zaman İsa yeryüzüne inecek, iyilerin başına geçerek kötülere karşı savaşacak.''

Mesih Planı, 14 ve 15. yüzyılda, İspanya'da hummalı bir mistik çalışma içine giren Yahudi Kabalacıları tarafından tasarlanmıştı. Plan, Yahudi egemenliğinde bir dünya anlamına gelen Mesih'in yeryüzüne inişi için, Kutsal Kitap'ta yazılı olan kehanetlerin bizzat Yahudilerin eliyle gerçeğe dönüştürülmesini öngörüyordu. İlk kehanet olan Yahudilerin dünyanın dört bir yanına dağılması, bizzat Kabalacılar tarafından provoke edilen İspanya sürgünü ile uygulamaya kondu. Sürgünün başladığı sırada bilinmeyen denizlere doğru yelken açan bir başka Kabalacı Kristof Kolomb, öteki Kabalacı dostlarının da desteğiyle, Plan'ın bir başka parçasını yerine getirmeyi hedeflemişti; hem Yahudilerin "yayılması" için dünyanın bir başka yanını keşfetmek hem de bu yeni toprakları Yahudiler için bir güç merkezi haline sokmak. Yahudilerin dünyanın dört bir yanına dağılmaları ile ilgili kehanet, Menasseh Ben Israel gibi Kabalacıların yerinde müdahaleleri ile 1650'lerde büyük ölçüde tamamlandı.

Mesih Planı'nın bu kehanetsel kısmı devam ederken, bir yandan da stratejik yönü işliyordu. Bu stratejik yön, temel olarak, Yahudilerin önündeki düşman güçlerin tasfiye edilmesine yönelikti. Yahudiler, Kutsal Topraklar'ın kendilerine ait olduğunu reddeden, aksine onlara pek iyi bakmayan güçleri ortadan kaldırmak zorundaydılar. Bunu yapmadan, ikinci büyük kehaneti gerçekleştirmeleri, yani dünyanın dağıldıkları dört bir ucundan Kutsal Topraklar'a dönmeleri de mümkün değildi. Ortadan kaldırmaları gereken güçlerin başında da, Katolik Kilisesi geliyordu. Yahudileri "İsa'nın katilleri" olarak gören, Kutsal Topraklar üzerindeki hak iddialarını ve "Seçilmiş Halk" öğretilerini kesinlikle tanımayan Kilise müstakbel bir Yahudi egemenliğinin önündeki en büyük engeldi. Yahudiler ancak Kilise'nin otoritesini yıkarlarsa Avrupa'nın yönetiminde etki sahibi olurlar ve bu durumda da Avrupa'yı kendilerini Kutsal Topraklar'a döndürmek ve bunun için de Kutsal Topraklar'ı İslam egemenliğinden çıkarmak için kullanabilirlerdi.

Ancak Kilise'ye karşı tek başlarına mücadeleye başlamadılar. Bazı hıristiyanları da yanlarına çekmişlerdi. Aslında bunlara hıristiyan demek de doğru değildi. Haçlı seferleri sonucunda gittikleri Kudüs'te Kabala'nın büyüsüne kapılarak hıristiyanlıktan uzaklaşan bu şövalyeler, yani Tapınakçılar, bir süre sonra "kafir"likleri nedeniyle Kilise tarafından hedef alındılar. Papa tarafından yasadışı ilan edilmelerinin ardından da, Yahudilerle tarihi bir İttifak kurarak Kilise'ye karşı asırlar sürecek bir mücadele başlattılar. Bu mücadele, aslında Mesih Planı'nın İspanya'daki Kabalacılar tarafından tasarlandığı 1400'lü yıllardan da önce başlamıştı ama kısa süre sonra Mesih Planı'na eklendi ve Plan'ın bir parçası oldu.

Tapınakçılar ve Yahudiler arasındaki İttifak, Kilise'yi yıkabilmek için önce bazı Papa düşmanı dini akımlar oluşturdu; John Wycliffe ve John Huss'unkiler gibi. Bu denemelerin ardından daha köklü bir değişim olan Hümanizm geldi. Kilise doktrinine ters bir dünya görüşü üreten büyük Hümanistlerin hepsi, Kabala'ya karşı olağanüstü bir ilgi duyan ve Tapınakçı geleneğe bağlı kişilerdi. Hümanizmi Rönesans ve daha da önemlisi Reform izledi. Doğrudan İttifak tarafından üretilmiş olan Reform hareketinin en önemli hedefi, Katolik Kilisesi'nin siyasi gücünü yok etmekti. Bu arada etkili bir "Tevrat'a dönüş" hareketi başlatarak hıristiyanları M. Tevrat hükümlerini ki bunların arasında Yahudilerin "Seçilmiş Halk" ve Kutsal Topraklar'ın sahibi olduğu inançları da vardı sorgusuz sualsiz kabul etmeye mecbur bıraktı. Bu "Tevrat'a dönüş" hareketinin en radikal temsilcisi olan Püritenler, Anglo-Sakson kültürü üzerindeki etkileriyle, Mesih Planı'nın Tapınakçılar kadar önemli destekçileri olacaklardı.

Reform'u izleyen Aydınlanma çağı ve Kilise'ye karşı girişilen siyasi saldırılar Fransız Devrimi, İtalyan ulus-devletinin kuruluşu gibi Papanın siyasi gücünü neredeyse tümüyle yok etti. Bu uzun mücadele sonucunda, Batı'da Kilise'nin otoritesi altında işleyen Katolik Düzen tamamen yıkılmış ve onun yerine Yeni Seküler Düzen (Novus Ordo Seclorum) kurulmuştu. Bu, Batı'nın artık Mesih Planı için kullanılabilir hale geldiğini gösteriyordu. Nitekim Kabalacılar bunun üzerine ikinci büyük kehaneti, yani Yahudilerin Kutsal Topraklar'a dönüşünü, öteki adıyla "Sürgünlerin Toplanması"nı başlattılar. Kabalacılar tarafından formüle edilen Siyasi Siyonizm hareketi, 19. yüzyılın sonunda, Kabalacılar'ın yolunu izleyen ırk bilinci yüksek laik Yahudiler tarafından uygulamaya kondu. Bu, aynı zamanda, Yahudi toplumu içindeki dindar olmayan elementlerin de, yeterli bir ırk bilincine sahip oldukları takdirde, Mesih Planı'na destek olabileceklerini gösteriyordu.

Ancak Kutsal Topraklar'a dönülebilmesi için, oradaki Osmanlı egemenliğine son verilmesi gerekiyordu. Siyonistler ilk önce Osmanlı'yla anlaşmayı denediler ama Halife Abdülhamid'in sert tepkisi onları daha kesin çözümler aramaya itti. Halife'yi düşürebilmek için ona karşı gelişen seküler ve ulusçu muhalefeti, İmparatorluk sınırları içinde özellikle de Selanik'te yaşayan Yahudiler ve de mason locaları yoluyla örgütleyip desteklediler. Halife'nin tahtından indirilmesinin ardından da olaylar çorap söküğü benzeri birbirini izledi. Askeri darbeyle iktidarı ele almış ve gözünü bürüyen hırstan dolayı savaşmak için bahane arayan paşaları kullanarak, İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'na sokmak ve İngiltere'yle savaştırarak Kutsal Topraklar'ı İngiliz egemenliğine sokmak zor olmadı.

Filistin İngiliz egemenliğine girip bir de İngilizler orada bir "Yahudi vatanı" kurmayı vaadedince, Siyonizm, Mesih'in gelişinin büyük kehanetine, yani Sürgünlerin Toplanmasına ağırlık verdi. Ancak ortada bir sorun vardı, "sürgünlerin", özellikle de rahatları yerinde olan Avrupa Yahudilerinin Filistin'e dönmeye pek niyetleri yoktu. Bu sorun için doğrusu teknik yönden oldukça mantıklı olan bir çözüm bulundu. Avrupa'da gittikçe yükselen aşırı sağcı ve ırkçı akımlarla örtülü bir işbirliği yapılacaktı. Çünkü bu akımlar, kendi ülkelerinde "ırk saflığı" oluşturmak istiyorlar ve bu nedenle de başta Yahudiler olmak üzere azınlıkları sürgün etmek gerektiğini düşünüyorlardı. Siyonistler de bu Yahudileri Filistin'e götürmek istediklerine göre, iki taraf arasında doğal bir paralellik kurulmuş oluyordu. Bu paralellik bir ittifaka dönüştü ve Nazi Almanyası ile yapılan işbirliği sayesinde Filistin'e yapılan göçte büyük bir artış sağlandı. Naziler'in Yahudileri göç ettirmek için kullandıkları antisemit propagandalar ise tüm dünya Yahudilerine, diasporanın güvenilir olmadığı yönünde bir telkin olarak kullanıldı. II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru üretilen Soykırım masalı ise hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için Kutsal Topraklar'a göçü onaylamayı sağlayacak önemli bir psikolojik baskıydı.

Her şey kehanetlerdeki gibi gerçekleşti. Yahudiler, bu işe gönüllü olarak yardım eden milletlerin aracılığıyla Filistin'e taşındılar ve burada bir devlet kurdular. 1967'de ise Kudüs'ün tamamını, dolayısıyla Süleyman Tapınağı'nın mekanını 19 yüzyıllık bir aradan sonra ele geçirdiler.

Filistin cephesinde bunlar olurken, bir yandan da dünyanın en büyük politik ve askeri gücü olmaya doğru giden ABD üzerindeki denetimlerini de gittikçe artırıyorlardı. Sahip olduğu Püriten mirası sayesinde Amerika onların egemenliğine girmeye son derece uygundu. Bu egemenliği tam olarak kurabilmek içinse, Amerika içinde çeşitli örgütler oluşturdular. Masonluğu Eski Dünya'dan Amerika'ya onlar taşıdı. Bunu kendilerine bağlı diğer örgütler izleyecekti. Bu arada ilginç bir manevra daha yaparak, kendi kıtasının dışına adım atmayan Amerika'yı emperyal bir güç haline soktular, onu "yayılmaya" zorladılar. Amerikan emperyalizmini körüklemek ve de kontrol altında tutabilmek için, yüzyılın başlarında CFR'yi oluşturdular. Amerikan dış politikasını Yahudi önde gelenleri için bir "taşeron" haline getirmeyi amaçlayan bu örgütün dışında, yüzyılın ikinci yarısında, Amerika'nın İsrail'e olan desteğini denetlemek için başta AIPAC olmak üzere çeşitli lobi kurumları ürettiler. Etkileri öyle arttı ki, sonunda Amerika, "goyim olmayan" bir hükümet, yani bir Yahudi hükümeti tarafından yönetilmeye başladı.

Dünyanın iki "goyim olmayan" hükümeti, yani İsrail ve ABD, 20. yüzyıl içinde bir de Üçüncü Dünya'da büyük bir savaş verdi. Çünkü Üçüncü Dünya halkları, bu ikilinin önderliğinde kurulmuş olan Dünya Düzeni'ne karşı doğal bir muhalefet oluşturuyorlardı. Sosyal Darwinizm temeli üzerine kurulu olan Düzen, dünyayı yönetenler ki bunlar en başta Yahudiler, sonra da onlarla ittifak içinde olanlardı ve yönetilenler olarak ayırıyordu ve Düzen'in tabiatı, yönetenlerin yönetilenler üzerinde baskı kurmasını gerektiriyordu. Nitekim böyle de oldu. ABD-İsrail ikilisi, ki bu ikilide baskın taraf gerçekte İsrail'di, özellikle yüzyılın ikinci yarısında Üçüncü Dünya halklarına karşı büyük bir savaş başlattılar. Üçüncü Dünya ülkelerinde, kendi halklarını işkence ve soykırıma tabi tutan diktatörler başa geçirildi, iç savaşlar körüklendi. Bu, bir anlamda yeryüzünün Mesih'in gelişi için hazırlanmasıydı. Çünkü Mesih geldiğinde, Yahudi inanışına göre, tam bir Sosyal Darwinistik düzen kurulacak ve tepesinde Yahudilerin yer aldığı bir hiyerarşi oluşturulacaktı. Yahudilerin beklediği bu Mesih, aslında Kuran'da anlatılan Firavun ahlakının bir benzeriydi ve "gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı" (Kasas Suresi, 4) ayetinde tarif edilen türde bir bozgunculuğun faili olacaktı. Yahudi önde gelenleri ise Mesih gelmeden önce de egemenlik için elden gelenin yapılması gerektiğini düşündükleri için, bu bozgunculuğu özellikle Üçüncü Dünya'da ısrarla sürdürdüler.

Ancak özellikle son yıllarda ortaya çıktı ki, Düzen'in felsefi dayanaklarına karşı çıkan tek önemli güç İslam'dı. Öteki din ya da ideolojiler Yeni Seküler Düzen'e itaat etmeyi kabul etmişlerdir ve bu Düzen'i eleştirecek bir zihin yapısına sahip değildiler. Bu nedenle, Düzen'in patronları, yani İsrail güdümlü "Anti-İslami Enternasyonel", kendisine bir numaralı hedef olarak İslam'ı ve Müslümanları seçti. Dünyanın farklı bölgelerinde Müslümanlara karşı girişilen saldırıların hep İsrail ile bağlantılı oluşu, bunun açık bir göstergesidir.

Bu durum, Mesih Planı'nın stratejik yönünün, Yahudi önde gelenlerinin kontrolündeki Düzen ile Müslümanlar arasında bir çatışma gerektirdiğini göstermektedir. Samuel Huntington'ın gündeme getirdiği "Medeniyetler Çatışması" tezinin yakın gelecekte Batı ve İslam medeniyeti arasında büyük bir çatışma öngörmesi bunun bir başka ifadesidir. Gerçekte İslam dünyası ile Batı arasında pek çok ortak değerler ve inançlar bulunmasına rağmen, yapay bir şekilde "Medeniyetler Çatışması" kavramı oluşturulmuş ve öne sürülmüştür.

Bu noktada ilginç bir gerçekle daha karşılaşıyoruz: Mesih Planı'nın kehanetsel yönü de, Yahudilik ve İslam arasında gerçekte her iki İlahi din de baürış yanlısı olmasına rağmen bir çatışma gerektirmektedir. Mesih'in gelişi için gerekli olan kehanetler birbiri ardına gerçekleştirilmiştir ve bugün yerine getirilmesi gereken son bir kehanet vardır; Süleyman Tapınağı'nın yeniden inşa edilmesi. Siyasi Siyonizmi formüle eden Kabalacı Hirsch Kalischer'e göre ve diğer Kabalacıların da kabul ettiği gibi Yahudilerin Kudüs'ü ele geçirdikten sonra yerine getirmeleri gereken son kehanet budur ve bunun da yapılmasının ardından Mesih'in gelişi an meselesi olacaktır. İşte Mesih Planı'nın Müslümanlar ile Yahudileri karşı karşıya getiren kehanetsel yönü buradadır, çünkü Tapınak'ın inşası için, onun eski yerinde bugün duran iki İslam mabedinin, Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'nın yıkılması gerekmektedir. Bu ise dünya Müslümanlarının asla kabul etmeyeceği bir harekettir. Konuyla ilgilenen pek çok uzmanın söylediği gibi İsraillilerin Tapınak Tepesi'ndeki (Temple Mount) İslam mabetlerini yıkmaları, büyük olasılıkla bir çatışmanın başlangıcı olacaktır. (Kuşkusuz bizim temennimiz, böyle bir çatışmanın asla yaşanmaması ve hem Yahudiler hem de Müslümanların Kutsal Topraklar'da barış içinde yaşamalarıdır.)

Peki İsrailliler bu son kehanet hakkında ne düşünmektedir? Yahudiler, Tapınak'ı yapmak için İslam'ın üçüncü kutsal mekanını yerle bir etmeyi hedeflemekte midir?


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/5/2009 - ARMAGEDON DOSYASI 1

ARMAGEDON DOSYASI

Teolojik alt yapısı
İlk bakışta fundomentalist olan bu hristiyan grupları bir yahudi devletini desteklemeye bu kadar hevesli olmaları açıklanamaz görülebilir. Destekleyişlerinin arkasındaki neden, onların kitab-ı mukaddes'i yorumlayışlarıdır. Onlar tanrı kelamı olarak kitab-ı mukaddes'in edebi manasına inanmakta ve kitab-ı mukaddes'te geçen bazı bölümleri "İsrail'deki Megiddo Ovasında yapılacak olan son büyük savaşın" önceden bildirdiği şekilde yorumlamaktadırlar. Bu son savaş kitab-ı mukaddes'te İbranice armagedon diye geçmektedir. ( Armagedon; " Megiddo tepesi" anlamına gelmektedir)

Armagedon ancak ve ancak yahudiler'in bir millet olarak "Eretz İsrail" de ( vaat edilmiş topraklar) yeniden bir araya gelmelerinden sonra gerçekleştirilecektir. Bu hristiyan gruplar yahudilerin Tanrı'nın tek seçilmiş kulları olduğuna ve onlara Tanrı'nın "dünyevi iyilik", kendilerine ise "uhrevi saadet" vaat ettiklerine inanmaktadırlar. Tanrı kendilerine uhrevi saadet vaadettiği için, bu hristiyan siyonist gruplara mensup olanlar kendilerinin "yeniden doğmuş hristiyan" olarak tanımlamakta ve bu son savaş armagedon'u görmeyeceklerini ve bu dönemdeki acıların hiç birini çekmeyeceklerine inanmaktadırlar. Çünkü onlar kendilerinin Tanrı tarafından gökyüzüne yükseltileceklerine inanmaktadırlar. "Rapture" (vecde damla, aşırı sevinç anlamına gelen ingilizce bir kelime ) adını verdiklerini bu olay, ancak ve ancak "yeniden doğma" hristiyanlar'ın başına gelecektir. Çeşitli kiliseler tarafından da kabul edilen bu doktrine "milenyalist" denilmektedir. Çünkü kitab-ı mukaddes'te bu savaşın 2000'li yıllarda olacağına dair işaretler bulunmakta yada bu kitap öyle yorumlanmaktadır. Diğer yandan İsa Mesih bu savaşta gökyüzünden inecek ve Deccal'i bu arada öldürülecektir. Bundan sonra krallığını kuracak ve yıllar süren bir barış dönemi başlayacaktır. İşte Fundomentalist Histiyan Siyonistlerin İsrail'e yakın ilgileri Mesih'in ikinci gelişine yol açacak olan bu savaşın bir an önce yerine getirmek için çalışmalarına dair inançlarında yatmaktadır.


Hristiyan Siyonistliğin doktrinini tanımlamak için sıkça kullanan diğer bir terim ise "dispensationalisttir". Dispensation kelimesi ingilizce de şu anlamlara gelmektedir:

1- Dağıtma, bölme, idare, tertip.

2- Muafiyet, af, hariç tutma,dışında bırakma, istisna. Hristiyanlık ise terim olarak " bir dinin etkiliİnançlarına göre bu yedi aşama şunlardır:
- Yahudilerin Filistine geri dönmeleri
- Yahudi devletinin kurulması
- Dünyanın, İsrailoğulları dahil tüm uluslarına İncil'in vaaz edilmesi.
- Rapture ( Vecd ). Kiliseye iman edenlerin cennete yükseltilmesi.
- Tribulasyon (felaket dönemi). Yedi yıl sürecek olan felaket dönemi. Bu dönemde, yahudiler ve diğer imanlılar zulüm görecekler. Ancak yine bu dönemde iyilerle Deccal önderliğindeki kötüler savaşacak.
- Armagedon savaşı. İsrail'deki Megiddo Ovasında yapılacak olan savaş.

Hristiyan Siyonistliğin Tarihi
Hristiyan Siyonizminin tarihi aslında bugünkü İsrail devletinden, hatta Yahudi Siyonizminden bile çok öncedir. Filistin'debir yahudi ulusunun kurulmasının, Mesih'in ikinci gelişine işaret edeceği fikri ilk olarak OOliver Cromwell ve Paul Felgenhauever gibi 17. Yüzyıl Protestan lideri ve teologların söylev ve yazılarında belgelendirilmiştir.(Halsell, 135)

Köktendinci cani
Hıristiyanlar Fundamentalizm
Batı dünyası Hıristiyanlığı terk etmeye, Hıristiyanlığı kiliseye hapsetmeye başladığı yıllardan itibaren insan olmaya başlasa da, azınlıkta bir kısım Hıristiyan bu dinden uzaklaşmaya karşı çıkmıştır. Dine karşı bu hareket onları bâtıl dinlerine daha çok bağlamış, onları farklı noktada teşkilatlanmaya yönlendirmiştir. Hıristiyanlığın yavaş yavaş ortadan kalktığını, gelişen dünyada Hıristiyanlığın yerinin olamayacağını anlayan bu azınlık, değişik projeler geliştirdiler. Dinlerine olan bağlılıkları sebebiyle bazen dinlerinin temel prensiplerinden bile taviz verdikleri görüldü. Bu akıma köktendincilik mânasına gelen "Fundamentalizm" denilmiştir. Bu akım yirminci yüzyıl dünyasında daha çok ABD'de yankı bulmuş, taraftar toplamıştır. Hıristiyan ilahiyatının şuur altında ezilmişlik, yanılgı ve sürekli mahcubiyet vardır. Tarih boyunca Hıristiyan din âlimleri, ileri sürdükleri tezlerde sürekli yanılmışlardır. Her yanılgı, Hıristiyanlık inancının, mensuplarının gözünden düşmesine sebep olmuştur. İlk yanılgı, önemli din âlimlerinden, milâdî 2. yüzyılda yaşamış olan Romalı Hippolytus ile yaşanmıştır. Bu zat, kesin bir ifade ile kıyametin milâdî beş yüzde kopacağını söylemiştir. Kıyamet kopmadan önce de onların inancına göre (hâşâ) Rab İsa geri gelecektir. Bu beklenti olmadı, Hıristiyan âleminde hüsran yaşandı. Bundan sonra birinci bin yılda kıyametin kopacağı ve İsa'nın geleceği söylendi, bu da olmadı. Bundan sonra değişik miladi tarihler ve hedefler gösterildi hiçbiri olmadı. En son 2000 yılını söylemişlerdi, o da olmadı.
Hıristiyan "Fundamentalizm" ine göre, (hâşâ) Rab İsa geri gelecek ve Hıristiyanlar dünyaya hâkim olacak. Bunun için (hâşâ) Rab İsa'nın gelişi yaklaşmıştır ve bu sebeple ona zemin hazırlanmalıdır. Hıristiyan köktendincilerin inancına göre, kıyamet kopmadan önce, Ortadoğu'da büyük bir savaş olacak. Bu savaşta (hâşâ) Rab İsa gelecek, Hıristiyanlara yardım edecek, savaş kazanılacak, düşman yok edilecek, dünyada büyük bir saltanat kurulacak, sonra da kıyamet kopacak. Onlar bu savaşa "Armagedon Savaşı" demektedirler. ABD'nin bugün bütün plan ve projeleri bu savaş ve hâkimiyetin üzerine kurulmuştur.

Evanjelist ABD yöneticileri
dünyayı yakacak
ABD'deki köktendinciliğin, en önemli kolu ve gizli bir teşkilatı "Evanjelizm"dir. Başta ABD yöneticileri olmak üzere halkın da önemli bir kısmı Evanjelistir.
Evanjelizm'in ne olduğunu, ne ifade ettiğini anlamak için bu konuda bir kitap yazan İsmail Vural'a kulak verelim.
"Evanjelizm, sözlük anlamı yönünden, Kutsal Kitab'a yönelmek, dönmek anlamını taşır. "Evanjelizm" terimi, farklı protestan grupları tanımlamak için kullanılmaktadır. Kelimenin kaynağı Yunanca "iyi haber" veya genel olarak "asıl gerçek" anlamına gelen "evangelion"dan gelmektedir. Ayrıca "Hz. İsa'nın gerçek öğretisi" yerine de kullanılmaktadır.
İngilizce konuşulan dünyada, Kuzey Atlantik AngloSakson dinî geleneğini 18. ve 19. yüzyılda değiştiren ve farklılaştıran dinî hareketler ve mezhepleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Bugün için Evanjelizm, Amerika'daki Hıristiyan toplumunun tutucu kanadını ifade etmektedir."
Evanjelizm özellikle, komünizmin sahne almasından sonra komünizme karşı bir kalkan olarak kullanılarak, gelişimine katkı sağlamıştır. Sonra ABD'de yaşanan ekonomik ve sosyal krizler de Evanjelizm'i gündemde tuttu ve taraftar toplamasını sağladı. Özellikle de 1950'li yıllardan sonra hızla gelişti ve ABD'de en aktif dinî grup durumuna geldi. Yetmişli yıllardan sonra iş başına gelen ABD başkanları Evanjelizm taraftarı ve mensubuydular. Aslında sadece yetmişli yıllardan sonrakiler değil bütün ABD başkanları dine yakındır, hepsi denilmese de büyük çoğunluğu Fundamentalist felsefeye bağlıdır. Bunun için birkaç örnek verecek olursak:
George Washington der ki: "Temelinde din olmayan iyi bir yönetim, varlığını sürdüremez."
Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri başkanlığına seçilmiş bulunan Jimy Carter, Ronald Reagan, George Bush ve Bill Clinton ve oğul Bush özellikle "Evangelicalism"in simgesi olan "Yeniden Hıristiyan Doğmak" sloganını başarıyla kullanmışlar ve hâlen de kullanıyorlar.


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/5/2009 - Yahudilerin bekledigi Mesih: Mesih-i Deccal

Yahudilerin bekledigi Mesih: Mesih-i Deccal

Aslinda Mesih-i Deccal'in nasil birisi olacagini bu kitabin basindan bu yana inceliyoruz, denebilir. Yahudi kaynaklarindan topladigimiz bilgiler; sözkonusu Mesih'in dünya çapinda bir yahudi egemenligi kurmak için ortaya çikacagini; yahudilerin "üstün irk" gibi saplantilarini tasdik edip-kiskirtan irkçi bir lider olacagini; diger tüm dinleri egemenligi altinda almak ya da yok etmek için ugrasacagini; bir takim metafizik güçlere sahip ya da en azindan o görüntüyü verebilen bir tür büyücü, muhtemelen büyük bir Kabalaci olacagini göstermektedir.
Bu saydiklarimiz, gerçekten de bir deccal, yani bir saptirici oldugunu göstermektedir. Sayilan özelliklerin hepsi, inkara ait özelliklerdir. Eger sözkonusu Mesih gerçek bir kurtarici olsaydi, yahudileri irkçi inanislarindan vazgeçmeye, diger insanlarla baris içinde yasamaya ve en önemlisi Allah'in hükümlerine tabi olmaya çagirirdi. Ancak bu durumda da yahudiler onu tanimazlardi. Bunu rahatlikla söylememiz, Kuran'daki yahudilerle ilgili bazi ayetler nedeniyledir. Ayetler söyledir:

Andolsun, biz Israilogullarindan kesin söz almis (misak) ve onlara elçiler göndermistik. Onlara ne zaman nefislerinin hosuna gitmeyen bir seyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladilar, bir bölümünü de öldürdüler. (Maide, 70) Andolsun, biz Musa'ya kitabi verdik ve ardindan pespese elçiler gönderdik. Meryem oglu Isa'ya da apaçik belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoslanmayacagi bir seyle gelse, büyüklük taslayarak bir kisminiz onu yalanlayacak, bir kisminiz da onu öldürecek misiniz? (Bakara, 87)
Bu ayetler, kendilerini Allah'in yoluna davet eden ve dolayisiyla onlara nefslerinin hosuna gitmeyecek bir seyi teklif eden bir elçinin yahudi toplumundan asla kabul görmeyecegini bildiriyor. Yahudiler bu konuda o denli inatçidirlar ki, kendilerine gelen elçileri öldürmeye kalkmislardir. Kuran'da haber verilen bu karakterin bugün yok olduguna dair hiçbir isaret olmadigina göre sunu söyleyebiliriz: Yahudi toplumunun dini bir lidere genis çapta baglanmasinin tek yolu, o liderin onlara nefslerinin hosuna gidecek seyleri getirmesidir.

Ve Kuran'da nefs konusunda söyle denir: "... gerçekten nefis—Rabbimin kendisini esirgedigi disinda—var gücüyle kötülügü emredendir." (Yusuf, 53)
Bu durumda yahudilerin ahir zamanda ortaya çikacak olan Mesih'e baglanacak olmalarinin tek bir açiklamasi vardir. Bu Mesih, onlara nefslerinin hosuna giden seyleri, yani "kötülügü" emredecektir.
Önceki sayfalarda aktardigimiz bir bilgi bu noktada aydinlatici olabilir. Bu bölümün baslarinda Sabetay Sevi'nin sahte Mesihlik hareketine deginmistik. Bir Kabalaci olan ve Mesih'in gelisini beklemekten sikilan Sevi, kendisini Mesih ilan etmis ve asil Mesih'in yapacagi seyleri henüz 17. yüzyilin ortasinda—Mesih Plani'nin bitmesinden ikibuçuk asir önce—yapmaya çalismisti. Icraatlari arasinda yer alan "günahin kutsalligi" teorisi ise oldukça ilginçti. Sevi, "günah artik kutsaldir" diyerek yahudi dinindeki bir çok harami serbest birakmisti. Serbest birakilan, hatta tesvik edilen seyler arasinda "mumsöndü" denen ünlü sapik iliskinin yer aldigina da degindik.

Sabetay Sevi, ahir zamanda gelecek olan Mesih'in bir prototipi olduguna göre, sözkonusu Mesih de büyük olasilikla "günah kutsaldir" diyerek sapkinligi tesvik edecektir. Yahudiler nefislerine aykiri gelen peygamberleri tanimazken, nefsin tüm asiriliklarini kiskirtan bu tür bir Mesih'e kolaylikla tabi olacaklardir. Bu, sözkonusu Mesih'in gerçekte bir deccal olusunun da en iyi göstergesidir. Mesih-i Deccal, büyük olasilikla, Sevi'den daha da ileri boyutta bir "günahi kutsallastirma" akimi baslatarak, ahir zamanin fitneleri arasinda yer alan homoseksüellik, lezbiyenlik gibi sapkinliklari mesrulastiracak, yahudilerin Kuran'da da vurgulanan dünya hirslarini, kibirlerini, üstün irk saplantilarini daha da kistirtacaktir. Bu, yahudilerin ona baglanacak olmalarinin baslica nedenidir.

Kitabin basindan bu yana incelediklerimiz, ayrica, yahudilerin bekledigi Mesih'in olaganüstü bir takim yeteneklere sahip olacagini, Mesih'in bir tür büyücü oldugunu da gösteriyor. Yahudiler "seytanlarin uydurduklarina uyarak" Hz. Süleyman'i "büyücü" saydiklarina ve Mesih'in de onun bir prototipi olacagini düsündüklerine göre, Mesih'ten metafizik bir takim yetenekler bekliyor olmalilar. Gelecek Mesih'in Kabala'yla olan ilgisi de bunun bir baska göstergesidir. Çünkü kitabin Giris bölümünde de inceledigimiz gibi Kabala, metafizik yöntemlerle fiziksel dünyayi etkilemenin, yani büyünün sanatidir.

Yahudilerin bekledigi Mesih'in bu özelligine Islam kaynaklarinda da deginilir. Pek çok hadiste, ahir zamanda yahudiler arasinda çikacak olan Mesih-i Deccal'in (Saptirici Mesih) büyük fitne çikaracagi, insanlari büyü yolu ile kandirarak kendisine baglayacagi ve müslümanlara karsi da savasacagi haber verilir. Peygamberimiz, Deccal'in vasiflarini ve yöntemlerini sayarken yanindakilere söyle demistir:

Iste ben bunlari size anlatiyorum ki durumu iyi kavrayasiniz, onun tuzagina düsmeyesiniz, sizden sonrakilere de anlatasiniz, onlar da kendilerinden sonra geleceklere anlatsinlar diye. Çünkü onun fitnesi, fitnelerin en çetinidir. 52

Mesih-i Deccal, ahir zamanda zaten mevcut olan fitneyi daha da ileri boyutlara ulastiracak, insanlarin sapkinligini daha da artiracaktir. Bediüzzaman, ahir zamanda dinsiz felsefenin gelismesiyle birlikte büyük bir inkar dalgasi yayilacagini, herkesin küçük birer Nemrud haline gelecegini anlattiktan sonra Mesih-i Deccal'in konumunu söyle açiklar:

... Ve onlarin basina geçen en büyükleri, ispiritizma ve manyetizmanin hadisati nev'inden müdhis harikalara mazhar olan deccal ise daha ileri gidip, cebbarane suri hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilan eder. 53
Bediüzzaman, ahir zamanda küfrün basina geçecek olan deccalin ruhçuluk (muhtemelen cinlerle ilgili bir gizli bilgi) ve manyetizmayi kullanarak bir takim "müthis harikaliklar", yani insanlara etki eden olaganüstülükler gerçeklestirecegini ve bu yolla kendi uluhiyetini (ilahligini) ilan edecegini söylüyor. Pek çok hadiste Mesih-i Deccal'in sözkonusu büyücülük özelligi haber verilir. Buna göre, Mesih-i Deccal, kendisine bagli olan cinni seytanlari (kafir cinleri) kullanarak bir takim gözboyayici sözde mucizeler gerçeklestirecektir. Bunlarin arasinda ölülerin diriltilmis gibi gösterilmesi en çok haber verilenlerdendir.

Mesih-i Deccal ve Ölülerin Diriltilisi

Sik sik vurguladigimiz bir gerçek var: Yahudilerin asirlardir yolunu gözledikleri, Kabalacilar'in gelmesi için dev bir Plan yapip uyguladiklari yahudi Mesihi, Islam kaynaklarinda anlatilan Mesih-i Deccal'le ayni kisidir. Bu sonuca, hem iki portre arasindaki zamansal uyumdan hem de bu iki kisi hakkinda yahudi ve Islam kaynaklarinda verilen detaylarin birbirine tamamen uyuyor olmasindan variyoruz.
Yahudi kaynaklarinda Mesih'le ilgili verilen bilgilere kitap boyunca sik sik degindik. Tek bir cümleyle, yahudiler sözkonusu Mesih'in kendi uluslari için büyük bir kurtulus getirecegini, bir altinçag baslatacagini beklemektedirler. Ve yahudi ögretisinin irkçi özelligi sonucu, yahudi ulusunun kurtulusu, diger uluslarin batisini ya da en azindan tahakküm altina alinisini gerektirmektedir.

Ancak yahudi ögretisinde Mesih'le ilgili bir baska önemli inanis vardir ki, buna daha önce pek deginmedik. Bu, Mesih'le birlikte ölü yahudilerin dirilecegi ve "iyi" olanlarinin—yani yahudi kimligine ve irk bilincine yeterince sahip olanlarin—nerede gömülü olurlarsa olsunlar mezarlarindan kalkarak Vaadedilmis Topraklar'a dönüp "yeryüzü cenneti"nde yasayacaklari inancidir. Üçüncü bölümde yahudi dininde bildigimiz anlamda bir ahiret, cennet ve cehennem inanci olmadigini, aksine yahudi ögretisinin temelinde "yeryüzü cenneti" kavraminin yattigina deginmistik. Iste bu yeryüzü cenneti, inanisa göre, Mesih gelince kurulacak ve "iyi" yahudiler de Mesih sayesinde diriltilip sözkonusu "cennet"e dahil olacaklardir. Encyclopaedia Judaica, bu inanisi aktarirken, Mesih'le birlikte dirilis beklentisinin yahudi geleneginde son derece yaygin oldugunu, ancak dini otoritelerin bazi ayrintilarda (diaspora yahudilerinin dirildikten sonra nasil Filistin'e dönecekleri, giyinik olup olmayacaklari gibi) farkli görüsler öne sürdügünü bildiriyor. 54

Bu konudaki yahudi inanisi, Mesih'in gelmesiyle birlikte önce Kudüs'teki, özellikle de kutsal Zeytin Dagi'ndaki yahudilerin dirilecegini, ardindan Kutsal Topraklar'daki diger yahudilerin ve en son da diasporadakilerin dirilecegini öngörüyor. (Tüm Israil liderlerinin Zeytin Dagi'na gömülmesinin, Robert Maxwell gibi ünlü yahudilerin buraya gömülmek için vasiyette bulunmalarinin nedeni, bu dagin Mesih geldiginde yasanacagi umulan "dirilis"in ilk duragi olusudur).

Iste bu ölülerin diriltilisi inanci, yahudilerin bekledikleri Mesih ile Islam kaynaklarinda anlatilan Mesih-i Deccal'in ayni kisi oldugunun bir baska göstergesidir. Çünkü Islam kaynaklarinda, Mesih-i Deccal'in, Bediüzzaman'in dedigi gibi "ispiritizma ve manyetizma"nin etkisiyle, "ölüleri diriltme" sovlari yapacagi anlatilir. Hadislerde söylendigi gibi bunlar yalnizca birer ilüzyon, birer göz boyama olacaktir; ama yine de bu durum Mesih-i Deccal'in karizmasinin ve baglilarinin—ki bunlarin çogu yahudilerdir—ona olan inancinin artmasina yarayacaktir.

Ilgili kaynaklarda "Deccal'in adamlari olacak, bunlarin bir kismini öldürüp sonra diriltecek" deniyor.55 Ancak bu gerçek bir ölüm ve dolayisiyla gerçek bir diriltme degildir. Ayni kaynakta olay söyle açiklaniyor:

Onun öldürdükleri yanindaki seytanlar, yani cinlerdir. Onlari göz boyayicilik yapak öldürüyormus gibi görünür, hakikatte ise böyle bir sey yoktur... Cahilleri daha kolayca kandiracak... Çünkü cahillere gelip, istersen ölü babani ve anneni dirilteyim, diyecek. O da, evet göster, deyince yanindaki seytan adamin babasi sekline girecek ve, oglum ben senin babanim, bu adama uy, diyecek. 56
Deccal'in Alametleri ve Taberiye Gölünün Kurumasi
Önceki sayfalarda Mehdi'nin çikis alametlerini incelemis ve bu alametlerin günümüzde gerçeklestigini yazmistik. Benzer bir durum Mesih-i Deccal'in çikis alametleri için de geçerlidir. Islam kaynaklarinda aktarilan bu alametlerin en basta geleni, Deccal çikmadan önce yasanacak olan büyük bir kurakliktir. Deccal'in hemen öncesinde su kaynaklari kuruyacak, yagmur çok azalacak ve ekinleri helak eden büyük bir kuraklik yasanacaktir. Bu kurakligin yeri hakkinda da bilgi bulmak mümkündür: Bir hadise göre, Deccal'in çikisindan önce Taberiye Gölü'nün ve Zagor Pinari"nin suyunun çok azalacagini haber verilmistir. Bu iki kaynakta Ortadogu'dadir; Taberiye Israil ve Suriye sinirinda, Zagor Pinari ise Suriye içlerindedir. 57
Kisacasi sözkonusu hadiste Mesih-i Deccal öncesinde Ortadogu'da, özellikle de Suriye çevresinde büyük bir kuraklik yasanacagi haber verilmektedir. Bu kuskusuz son derece anlamlidir, çünkü bugün Ortadogu gerçekten de tarihindeki en büyük kuraklikla karsi karsiya. Özellikle de Suriye'nin büyük bir susuzluk tehlikesi içinde oldugu, hatta bu nedenle Türkiye'yle savasacagini öne süren senaryolar üretiliyor...

Deccal ve Global Yahudi Egemenligi

Hadislerde Mesih-i Deccal'in yahudi olusu ve ona baglananlarin çogunun yahudilerden olusmasina da dikkat çekilir. Bir hadiste açikça "Deccal yahudidir" denir. 58 Bir digerinde, "Deccal'in ekseriyette tabileri (ona uyanlar) yahudilerdir" haberi yer alir.59 Bir baska rivayette, yahudilerin Mesih-i Deccal'in etrafini sararak "kendisiyle Araplara karsi savasabilecegimiz kralimiz geldi" diye senlikler yapacagi anlatilir. 60
Hadislerde Mesih-i Deccal'e tabi olanlarin "çogunun" (hepsinin degil) yahudilerden olustugu söyleniyor. Bu durumda, Deccal'e baglanacak diger grubun hiristiyanlar arasindan çikacagini söyleyebiliriz. Önceki sayfalarda günümüz Protestanlarinin bir kisminin, özellikle Evanjeliklerin, yahudilerle ayni Mesih inanisina sahip olduklarini incelemistik. Mesih-i Deccal ortaya çikip da çesitli olaganüstülükler gösterdiginde—ki bunlarin arasinda Hz. Isa'nin mucizelerinden biri olan "ölüleri diriltme" basta gelmektedir—sözkonusu hiristiyanlar da Deccal'i Hz. Isa sanarak ona tabi olacaklardir. Bu durum, "judaizer" hiristiyanlarla yahudiler arasindaki kitabin basindan bu yana inceledigimiz ittifakin en yüksek asamasi olacaktir. Ayrica sözkonusu Mesih-i Deccal'in Süleyman Tapinagi'ni ideolojilerinin temeline yerlestirmis olan Tapinakçi/masonlardan da büyük bir destek görecegine kusku yoktur.

Dolayisiyla Mesih-i Deccal, arkasinda en basta kendi kavmi olan yahudileri ve ikinci asamada da yahudilerin geleneksel müttefiki olan iki gücü—yahudi sempatizani hiristiyanlar ve Tapinakçi gelenegi koruyan masonluk—alarak, büyük bir güce ulasacaktir. Yahudi önde gelenlerinin asirlardir süren Mesih Plani boyunca olusturduklari tüm maddi güç, Mesih-i Deccal'in emrine verilecektir. Bu noktadan hareketle, yahudi önde gelenlerince denetim altinda tutulan ABD'nin ve daha az oranda da olsa diger Batili güçlerin Mesih'e destek olacagini söyleyebiliriz. Baskan Reagan'in Armagedon hesaplari bunun bir göstergesidir.

Mesih-i Deccal'in "günahin kutsalligi" doktrini de arkasindaki gücü büyütecektir. Tüm bu gücü arkasina alan Deccal, yahudilerin asirlardir hayalini kurduklari hiyerarsik dünya düzenini tam ve kesin olarak kurmaya yeltenecektir. (Hiyerarsinin tepesinde yahudiler yer alir, daha altta "müttefikleri", en altta ise öteki dünya halklari vardir, bkz. 11, bölüm). Bu arada Mesih'in Ortadogu'da büyük bir isgal baslatacagini, Israillilerin onyillardir klasik böl ve yönet (divide et impera) yöntemine hazir hale getirdikleri bu cografyayi Israil egemenligi altina almak için harekete geçecegini söyleyebiliriz.

Mesih-i Deccal'in uygulayacagi bu "global yahudi egemenligi" projesinin en büyük düsmani da o siralar Mehdi'nin bayragi altinda birlesecek olan Islam dünyasi olduguna göre, Mesih-i Deccal asil olarak bu düsmanla karsi karsiya gelecektir. Ancak ahir zamanda olusacak bu büyük kutuplasmanin bir sonuca varmasi için, ilahi kadere bir baska önemli kisinin daha dahil olmasi gerekmektedir. Çünkü Mehdi, Mesih-i Deccal'i ve onun büyük ordularini tek basina yenemez. Bediüzzaman söyle demektedir:

Sihir ve manyetizma ve ispiritizma gibi istidraci (saptirici) harikaliklariyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden (boyundurugu altina alan) o dehsetli Deccal'i öldürebilecek, meslegini degistirebilecek; ancak harika ve mucizatli (mucizelere sahip) ve umumun makbulü bir zat olabilir ki; o zat, en ziyade alakadar ve ekser insanlarin (çok sayida insanin) peygamberi olan Hazret-i Isa Aleyhisselam'dir.

Hz Isa'nin Yeryüzüne Dönüsü

Ahir zamanin en büyük bir kaç olayindan biri, kuskusuz Hz. Isa'nin (a.s.) yeryüzüne inmesidir. Bu, pek çok sahih (güvenilir) hadiste haber verilen bir vaattir. Hadislerin bildirdigine göre, ölmemis bir halde göge yükseltilen Hz. Isa, ahir zamanda yeryüzüne inecek, Mehdi ile birlesecek ve onunla beraber Mesih-i Deccal'e karsi savasip onu maglup edip öldürecektir. Bediüzzaman'in dedigi gibi pek çok istidraci (saptirici) harikaliklara, olaganüstü yeteneklere sahip olan Mesih-i Deccal'i maglup edebilecek olan yegane insan, büyük mucizelerin sahibi olan gerçek Mesih Hz. Isa'dir.
Hz. Isa'nin dönüsü konusunda, Kuran'da da oldukça belirgin isaretler vardir. Hz. Isa ile ilgili bazi ayetler, onun ahir zamandaki dönüsüyle ilgili çok önemli ipuçlari verir. Bunlari söyle siralayabiliriz:

1- Nisa Suresi'nde Hz. Isa'dan sözedilirken söyle denir:

(Bir de) Inkara sapmalari ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri ve: "Biz, Allah'in Resulü Meryem oglu Mesih Isa'yi gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (Israilogullarini lanetledik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadilar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkinda anlasmazliga düsenler, kesin bir süphe içindedirler. Onlarin bir zanna uymaktan baska buna iliskin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayir; Allah onu kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa, 156-158)

Ayetlerde birbiri ardina çok önemli bilgiler verilmektedir. Öncelikle; Yahudilerin kiskirtmalari sonucunda Romalilar tarafindan çarmiha gerilen kisi, hiristiyan ve yahudilerin sandiklarinin aksine, Hz. Isa degildir. Romalilar ve onlari kiskirtan yahudiler Hz. Isa'yi hedeflemisler ve Allah da onlara onu astiklarini göstermistir, oysa gerçek bambaskadir. Allah bir baskasini—hadislere göre Hz. Isa'yi gammazlayan Yuda Iskaryot'u—onlara Isa gibi göstermis, onlar da bu kisiyi çarmiha germislerdir. Hz. Isa ise öldürülmemis ve canli olarak Allah katina yükseltilmistir.

Bu noktada Hz. Isa'nin Allah tarafindan "vefat ettirildigi"ni haber veren Ali Imran 55 ve Maide 117'i üzerinde durmak gerekir. Ali Imran 55'te vefat ettirme söyle kullanilmaktadir: "Allah demisti ki: ' Ey Isa, ben seni vefat ettirecegim ve kendime yükseltecegim..." Maide 116-117 ise söyledir:

Allah: "Ey Meryem oglu Isa, insanlara, beni ve anneni Allah'i birakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" dediginde: "Seni tenzih ederim, hakkim olmayan bir sözü söylemek bana yakismaz. Eger bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmissindir. Sen bende olani bilirsin ama ben Sen'de olani bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen. Ben onlara bana emrettiklerinin disinda hiçbir seyi söylemedim. (O da suydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onlarin içinde kaldigim sürece, ben onlarin üzerinde bir sahidim. Benim (dünya) hayatima son verdiginde, üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. Sen her seyin üzerine sahit olansin."
Bu ayetlere bakilarak Hz. Isa'nin öldügü ve bir daha da yeryüzüne dönmeyecegi düsünülebilir. Oysa durum böyle degildir. Çünkü "vefat ettirmek", Kuran'daki kullanilisiyla, bildigimiz biyolojik ölüm anlamina gelmemektedir. Iki farkli ayette "vefat ettirmek", uyutmakla ayni anlamdadir:

Allah, ölecekleri zaman canlarini alir; ölmeyeni de uykusunda. Böylece, kendisi hakkinda ölüm karari verilmis olani(n ruhunu) tutar, öbürsünü ise adi konulmus bir ecele kadar saliverir. Süphesiz bunda, düsünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardir. (Zuhruf, 42)
Bu ayette ölüm için "mevt" ifadesi kullanilmaktadir. "Vefat ettirmek" (yeteveffa) ise kesin bir ölüm degildir; insanlar uyuduklarinda da vefat ettirilmis olurlar. "Sizi geceleyin öldüren ve gündüzün 'güç yetirip etkilemekte olduklarinizi' bilen, sonra adi konulmus ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten O'dur" (En'am, 60) ayetinde de vefat ettirme (yeteveffa) fiili ayni anlamda kullanilir.
Buradan su sonuca varabiliriz: Kuran'da "vefat ettirme" ifadesi, biyolojik ölüm için degil, ruhun Allah katinda çekilerek bedenin de uyku haline girmesi durumu için de kullanilmaktadir. Bu durum, muhtemelen Hz. Isa için de geçerlidir: Ruhu Allah katina alinmis, bedeni de bir uyku hali içindedir. Ahir zamanda ise insanin günlük uykusundan uyanmasi gibi Ashab-i Kehf'e benzer bir biçimde, yeryüzüne dönecektir. En dogrusunu Allah bilir.

2- Az önce Hz. Isa'nin aslinda çarmiha gerilmedigini haber veren ayetleri (Nisa, 156-158) aktarmistik. Hz. Isa'nin çarmiha gerilmekten kurtarilmis olmasi, yahudilerin ona karsi kurduklari tuzagin Allah tarafindan bozulmus oldugu anlamina gelir. Ancak bu tek basina yeterli degildir, çünkü ayetlerde bir de karsi-tuzaktan söz edilmektedir:

Nitekim Isa, onlarda (Israilogullarinda) inkâri sezince, dedi ki: "Allah için bana yardim edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'in yardimcilari biziz; biz Allah'a inandik, bizim gerçekten müslümanlar oldugumuza sahit ol" dediler. "Rabbimiz, biz indirdigine inandik ve elçiye uyduk. Böylece bizi sahitlerle beraber yaz." Onlar (Isa'ya tuzak kuran yahudiler) bir düzen kurdular. Allah da (buna karsilik) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucularin en hayirlisidir. (Ali Imran, 52-54)
Allah'in yahudiler tarafindan Hz. Isa'ya kurulan tuzaga karsi bir karsi-tuzak kurmasinin en iyi açiklamasi, ahir zamanda Hz. Isa'nin yeniden yeryüzüne inerek yahudilerin tabi oldugu sahte Mesih'i öldürmesidir. Eger bu olmasa, yahudilerin Hz. Isa'ya kurdugu tuzak bozulmus ama bir karsi-tuzak kurulamamis olurdu. En dogrusunu Allah bilir.
3- Hz. Isa ile ilgili diger bazi ayetler onun ikinci kez yeryüzüne inecegine dair açik isaretler tasimaktadir. Ali Imran 35 bunlarin basinda gelir:

Hani Allah, Isa'ya demisti ki: "Ey Isa, dogrusu senin hayatina Ben son verecegim, seni Kendime yükseltecegim, seni inkar edenlerden temizleyecegim ve sana uyanlari kiyamete kadar inkara sapanlarin üstüne geçirecegim. Sonra dönüsünüz yalnizca Banadir, hakkinda anlasmazliga düstügünüz seyde aranizda Ben hükmedecegim.
Ayetteki "sana uyanlari kiyamete kadar inkâra sapanlarin üstüne geçirecegim" ifadesi üzerinde düsünelim. Hz. Isa hayatta iken ona uyanlarin sayisi onikiydi ve büyük baskilar altina alindilar. Sonraki iki yüzyil boyunca da Hz. Isa'ya iman eden müslümanlar (Iseviler) büyük baskilar altinda yasadilar; hiçbir siyasi güce sahip degildiler. Sonra ise zaten Hiristiyanlik dejenere oldu, Hz. Isa'nin "Allah'in oglu" oldugu seklindeki sapik inanç benimsendi ve teslis (üçleme; Baba-Ogul-Kutsal Ruh) kabul edildi. Teslisin kabul edilisinden sonraki hiristiyanlari " Isa'ya uyanlar olarak kabul edemeyiz, çünkü "andolsun, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler küfre düsmüstür. Oysa tek bir ilahtan baska ilah yoktur" (Maide, 73) hükmüne göre, teslisi kabul edenler küfür içindedirler.
Bu durumda "sana uyanlari kiyamete kadar inkara sapanlarin üstüne geçirecegim" ifadesi açik bir isaret tasimaktadir; Hz. Isa'ya ahir zamandaki dönüsü sirasinda tabi olanlarin kiyamete kadar kafirlere üstün kilinmasi. Nitekim hadisler de bu yöndedir. Rivayetlere göre, Hz. Isa ve Mehdi birlikte Mesih-i Deccal'i maglup ettikten sonra tüm dünyayi kapsayan bir Islam egemenligi kurulacak ve bu durum, kiyamete yakin imanin yeniden dejenere olusuna kadar sürecektir. En dogrusunu Allah bilir.

4- Hz. Isa'nin ikinci gelisi ile mutabik gözüken bir diger ayet ise Nisa 159'dur: "Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kiyamet günü, o da onlarin üzerine sahit olacaktir."

Ayette "ölmeden önce" ifadesi ile Hz. Isa'nin kastedildigi açiktir. Çünkü Kitap ehlinden herkesin, yahudiler dahil, ölmeden önce Hz. Isa'ya inanacak olmalari düsünülemez. Kitap ehli olan yahudiler, 2000 yildir onu tanimamaktadirlar. Aslinda teslisi kabul eden hiristiyanlarin da gerçekte Hz. Isa'ya inandiklarini söyleyemeyiz; onlar Hz. Isa'nin teblig ettigi tevhid dinine degil, dejenere edilmis bir sirk dinine baglidirlar.

Bu durumda, Hz. Isa'nin ölümünden önce tüm kitap ehlinin ona iman edecegini bildiren bu ayet, ahir zamana yönelik açik bir isaret tasimaktadir. Çünkü Hz. Isa Allah katina yükseltilmeden önce, ona yalnizca havariler inanmisti; yahudiler, yani tüm bir Kitap ehli onu inkar etmislerdi. Bu durumda ayetin isareti ile su sonuca varabiliriz: Hz. Isa ahir zamanda yeryüzüne inecek ve bu kez tüm kitap ehli ona iman edecektir. Nitekim hadislerde anlatilanlar da bu yöndedir. Rivayetlere göre, Hz. Isa'nin Mesih-i Deccal'i öldürmesinin ardindan hiristiyanlar ve hayatta kalan yahudiler ona inanacak ve tüm yeryüzü huzur içinde bir altinçag yasayacaktir. Bu durum Hz. Isa'nin ölümüne dek sürecek, ölümünden bir süre sonra yeni bir dejenerasyon baslayacak ve en sonunda kiyamet gerçeklesecektir. En dogrusunu Allah bilir.

5- Hz. Isa'nin ahir zamanda yeniden gelecegine isaret eden bir diger ayet, Zuhruf 61'dir. Ard arda Hz. Isa'dan söz eden ayetlerden sonra söyle denir: "Süphesiz o, kiyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kiyametten) yana hiçbir kuskuya kapilmayin ve bana uyun. Dosdogru yol budur." Ayetin önce ve sonrasindan anlasildigi üzere, "o" zamiri Hz. Isa'yi ifade etmektedir. Bu durumda bu ayetin Hz. Isa'nin ahir zamanda yeryüzüne dönüsüne açik bir isaret tasidigini söyleyebiliriz. Çünkü Hz. Isa, Kuran'in indirilisinden 6 asir önce yasamistir. Dolayisiyla Hz. Isa'nin bu ilk hayatini "kiyamet için bir bilgi", yani bir kiyamet alameti olarak anlarsak, ayetin isaret ettigi anlami kavrayamamis olabiliriz. Ayetin isaret ettigi anlam, Hz. Isa'nin, ahir zamanda, yani kiyametten önceki son zaman diliminde yeniden yeryüzüne dönecegi ve bunun da bir kiyamet alameti olacagidir. En dogrusunu Allah bilir.

6- Hz. Isa'nin ikinci gelisi ile mutabik gözüken bir baska ayet ise Ali Imran 48'dir. (Ayet, anlasilabilmesi için asagida 45. ayetten itibaren alinmistir)

Hani Melekler, dediler ki: "Meryem, dogrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adi Meryem oglu Isa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygindir' ve (Allah'a) yakin kilinanlardandir. Besikte de, yetiskinliginde de insanlarla konusacaktir. Ve O salihlerdendir. "Rabbim, bana bir beser dokunmamisken, nasil bir çocugum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratir. Bir isin olmasina karar verirse, yalnizca ona "ol" der, o da hemen oluverir. Ona kitabi, hikmeti, Tevrati ve Incili ögretecek."
Ayette, Allah'in Hz. Isa'ya Tevrat'i, Incil'i ve bir de "Kitabi" ögretecegi haber veriliyor. Bu kitabin hangi kitap oldugu kuskusuz önemlidir. Ayni ifade, Maide 110'da da kullanilmaktadir:

Allah, elçileri toplayacagi gün, söyle diyecek: "Size verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim bilgimiz yoktur; süphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen." Allah söyle diyecek: "Ey Meryemoglu Isa, sana ve annene olan nimetimi hatirla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, besikte iken de, yetiskin iken de insanlarla konusuyordun. Sana kitabi, hikmeti, Tevrat'i ve Incil'i ögrettim..." (Ali Imran, 109-110)
Tevrat ve Incil disinda tek bir ilahi kitap vardir; Kuran (Hz. Davud'a verilen Zebur da Eski Ahit'in içindedir). Nitekim Ali Imran 3'te de "Kitap" kelimesi, Incil ve Tevrat'in yaninda Kuran'i ifade etmek için kullanilmistir: "Allah... O'ndan baska ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O, sana Kitabi Hak ve kendinden öncekileri dogrulayici olarak indirdi. O, Tevrat'i ve Incil'i de indirmisti." (Ali Imran, 2-3)
Bu durumda Hz. Isa'ya ögretilecek olan üçüncü "Kitab"in Kuran oldugunu ve bunun da ancak Hz. Isa'nin ahir zamanda dünyaya dönüsü zamaninda mümkün olabilecegini düsünebiliriz. Kuskusuz en dogrusunu Allah bilir.

Tüm bunlarin yaninda "süphesiz, Allah katinda Isa'nin durumu, Adem'in durumu gibidir..." (Ali Imran, 59) ayeti de Hz. Isa'nin dönüsüne isaret ediyor olabilir. Tefsirciler genellikle bu ayetin her iki peygamberin de babasiz olma özelligine dikkat çektigini söylemislerdir. Ancak ayetin bir ikinci isareti daha olabilir. Bu, Hz. Isa'nin da ahir zamanda, Hz. Adem gibi Allah katindan yeryüzüne indirilecek olacagina isaret ediyor olabilir. En dogrusunu Allah bilir.

Bazi müslümanlar Hz. Isa'nin ahir zamanda dönmeyecegi konusunda israr ediyorlar. Ancak üstte saydigimiz bütün bu ayetler üzerinde ciddi bir sekilde düsünülmesi gerekir. Acaba neden Kuran'da baska hiçbir peygamber için bu tür ifadeler kullanilmamistir? Acaba neden baska hiçbir peygamber "kiyamet için bilgi" degildir? Neden baska hiçbir peygamber ile ilgili ayetler, onun ikinci bir hayati olmasi gerektigi gibi bir anlam ortaya çikarmamaktadir.

Hz. Isa'nin yeryüzüne dönüsü ve Mehdi gibi iki önemli konunun Kuran'da açikça anlatilmamis, yalnizca isaret edilmis olmalarinda da önemli bir hikmet vardir. Öncelikle, bu iki konunun da imani bir konu olmadigini söyleyebiliriz. Bu durum, ümmetin yalanci Mehdi ve Isa'lardan korunmasina da yardimci olur. Eger bu iki konu da Kuran'da geçseydi, bu dogrudan imani bir konu olacak, bir insanin Mehdi ya da Isa oldugunu tanimak farz olacakti. Bu tarihte örnegi sik görülen sahte Mehdilik hareketleriyle karsilasan müslümanlari daha da zor bir durumda birakirdi. Oysa Mehdi ve Isa, Bediüzzaman'in dedigi gibi "imanin nuruyla" taninacaktir.

Peygamberimizin bir sözü söyledir:

Hayatim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oglu (Isa)nin adil bir hakim olarak içinize inmesi muhakkak yakindir. O salibi (haçi) kiracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldiracaktir. Mal o kadar çogalip tasacaktir ki, hiç kimse kabul etmez olacaktir. 62
Hz. Isa'nin "haçi kirmasi ve domuzu öldürmesi", Hiristiyanligi sapkin ögelerinden kurtararak orjinal haline döndürmesini ifade eder. Bunun ardindan, Mesih-i Deccal'i Hz. Isa sanarak ona tabi olmus pek çok hiristiyan gerçegi görerek Hz. Isa'ya tabi olacak, yani Islam'i kabul edecektir. Ahir zamanin bu asamasinda, Mehdi ve Hz. Isa'nin liderligindeki Islam dünyasi, hiristiyanlarin önemli bölümünün de katilmasiyla güçlenecektir. Nitekim Bediüzzaman da gelecek Mehdi'nin yapacagi isleri anlatirken "hilafet-i Islamiyeyi Ittihad-i Islama bina ederek Isevi ruhanileriyle ittifak edip dini-Islama hizmet" edeceginden söz eder. 63
Hz. Isa'nin yeryüzüne inisi ve Hiristiyanlarin çogunun da hidayetine araci olusunun ardindan, Mesih-i Deccal, yegane sadik kavmi olan yahudilerle birlikte Islam'in önündeki tek düsman olarak kalacaktir. Bu asama, ahir zamanin son büyük çatismasi olan Armagedon'un basladigi asamadir.

Armagedon!...

Yahudi ve Hiristiyan kaynaklarinda Armagedon, Islam kaynaklarinda ise Melaheme-i Uzma olarak adlandirilan büyük savas, ahir zamanda Mehdi ve Hz. Isa önderligindeki müslümanlar ile Mesih-i Deccal önderligindeki yahudiler arasinda yasanacaktir.
Aslinda bugün Anti-Islami Enternasyonal'in dünya müslümanlarina karsi giristigi savasin Armagedon'un bir ön safhasi oldugunu düsünebiliriz. Israil tarafindan yönetilen bu Enternasyonal'in varligini ve yapisini 12. bölümde incelemistik. Israilliler, büyük olasilikla, Mesih geldiginde müslümanlarla savasacaklarini bilmektedirler ve bugün dünyanin dört bir yanindaki anti-Islam güçleri örgütleyip-kiskirtiyor olmalarinin bir açiklamasi da bu uzun vadeli hesaptir. Baskan Reagan bile Israil'in Armagedon için silahlandirilmasi gerektigine inandigina göre, Israillilerin kendilerini bu savasa hazirlamalari ve dolayisiyla simdiden düsmani zayiflatmaya ugrasmalari son derece normaldir.

Bu noktada, Israil'in sürekli genislettigi nükleer kapasitesi "Armagedon'a hazirlik" açisindan oldukça anlamli. Bunun yaninda bir de Israillilerin son yillarda müslümanlarin nükleer güce ulasmalarini engellemek için büyük bir çaba sarfediyor olmalari da oldukça dikkat çekici. Bati basininda sik sik yer alan "Islami Bomba Tehlikesi" propagandasi, bilindigi gibi asil olarak yahudi lobisi kaynaklidir. Israil Pakistan'in atom bombasi elde etmemesi için çok ugrasmisti. Bunu basaramayinca da ABD'yi Pakistan'i "terörist ülke" ilan etmeye ikna için çalismaya basladi. Son bir kaç yilda Iran'in nükleer silah üretme çabasina da en büyük tepki bilindigi gibi Israil ve onun Amerikali uzantilarindan gelmektedir. Kisacasi Yahudi Devleti, kendi nükleer gücünü sürekli büyütürken, herhangi bir müslüman ülkenin, özellikle de müslümanlar tarafindan yönetilen bir müslüman ülkenin kesinlikle nükleer güç elde edememesi için çalismaktadir. Burada bir Armagedon hazirligi sezinlemek oldukça mantiklidir.

Günümüzün siyasi ve sosyolojik göstergelerinin isaret ettigi bu büyük savas, Islam kaynaklarinda da haber verilir. Sahih hadis kaynaklarinin çogunda, ahir zamanda müslümanlar ile yahudiler arasinda geçecek olan büyük bir savasa deginilmektedir. Anlatilanlara göre savas müslümanlar tarafindan kazanilacak, yahudiler büyük bir bozguna ugrayacak ve savasa katilan yahudilerin büyük kismi öldürülecektir.

Tirmizi'de yer alan bir hadis söyledir: "Yahudiler size karsi savasacaklar ve siz onlarin basina musallat edileceksiniz. Hatta tas bile 'Ey müslüman, su arkamdaki yahudidir, onu öldür!' diyecektir."

En önemli iki hadis kaynagi olan Müslim ve Buhari'nin her ikisinde birden yer alan bir diger hadiste ise söyle denir: "Siz yahudilerle harbetmedikçe kiyamet kopmaz. Hatta taslar bile arkasindaki yahudiyi, 'Ey müslüman, su benim arkamdaki yahudidir, onu öldür!' diye haber verecektir."

Hadisler, müslümanlarin savasi kazanacaklarini ve daha ötesi, karsi tarafi gizlendikleri yerlerden tek tek bulup çikararak öldürecegini haber veriyor. (Elbette, bu durum savasa katilmamis olan sivil yahudilerin öldürülecegi anlaminda degildir. Sözkonusu olay, savasin içinde, dolayisiyla cephedeki ordular arasinda geçecek bir olaydir).

Acaba bu büyük ve kanli savasin yeri neresi olacak? Hadisler bize bu konuda da açik bir adres gösteriyorlar: Ortadogu. Savasin bitimi de bugünkü Israil topraklarinda olacaktir (yahudiler yenilecegine göre, bu son derece makuldur). Yahudilerin liderliginin Mesih-i Deccal tarafindan yürütülecegini söylemistik. Bir hadise göre, Mesih-i Deccal, Hz. Isa tarafindan "Lud kapisi yaninda" yakalanip öldürülecektir. 64 "Lud kapisi", Lud Gölü'nün (Ölü Deniz) yakininda ve dolayisiyla bugün Israil isgali altindaki topraklarda yer alan bir bölgedir.

Mesih Deccal Lud Gölü civarinda yakalanip öldürülecek ve dolayisiyla yahudi ordusu bozguna ugratilacaksa, biraz daha ilerleyip Kudüs'ü almak müslümanlar için zor olmayacak demektir. Nitekim hadisler de böyle söylüyorlar. Tirmizi'de yer alan bir diger hadis söyledir: "Horasan'dan siyah sancaklar çikacak, hiçbir kuvvet onlari önleyemeyecek ve neticede bayraklari, Iliya'da (Kudüs'te) dikilecektir."

Kudüs'ü ele geçirecek olan bu birlikler ise bir baska hadise göre, Mehdi ordusunun birlikleridir: "Yasi küçük, sakali hafif ve sarisin bir genç çikar, Mehdi'nin bayragini tasir ve karsisina daglar bile çiksa onlari ezerek Ilya'ya (Kudüs) kadar ulasir."

Bu hadislerin toplamindan elde ettigimiz sonuç, Mesih-i Deccal'in Hz. Isa tarafindan öldürülmesinin ardindan, Mehdi komutasindaki Islam ordularinin Kudüs'e kadar varacagi ve kendileriyle savasan yahudileri teker teker bulup öldürecekleridir.

Kudüs'e giren düsman kuvvetler tarafindan yahudilerin birer birer aranip yakalanmasi... Bu tablo size bir yerden tanidik geldi mi?

Ve Yeni Seküler Düzen'in Sonu
Bu kitabin hemen basinda Kuran'in yahudilerle ilgili ayetlerini incelerken, bir grup ayetin çok önemli ve bir bilgi verdigini vurgulamistik. Isra Suresi'nin hemen basinda yer alan bu ayetler, yahudilerin yeryüzünde iki kez büyük bir bozgunculuk çikaracaklarini, ancak her ikisinin sonunda da Allah tarafindan üzerlerine gönderilen güçlü bir topluluk tarafindan cezalandirilacaklarini haber veriyordu. Bu iki büyük bozgunculuktan birincisinin yahudilerin Hz. Isa'yi öldürtmeye kalkmalariyla doruga vardigini ve Romalilarin Kudüs'ü yerle bir edip ve direnen yahudilerin çogunu "sokaklarin arasina girip arayarak" öldürdüklerini yazmistik. Ikinci büyük bozgunculuk ise yahudilerin Mesih Plani'ni tasarlamalari ile basladi, tüm bu kitap boyunca inceledigimiz gibi gelisti ve içinde bulundugumuz çagda zirveye ulasti. Ve bu ikinci bozgunculuk da, ayetin ifadesine göre, büyük bir cezalandirma ile sonuçlanacaktir.
Isra Suresi'nin basindaki sözkonusu ayetlerde söyle denir:

Kitapta Israilogullarina su hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çikaracaksiniz ve muhakkak büyük bir kibirlenis-yükselisle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Nitekim o ikiden ilk-vaad geldigi zaman, oldukça zorlu olan kullarimizi üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarina kadar girip arastirdilar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü. Sonra onlara karsi size tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla yardim ettik ve topluluk olarak sizi sayica çok kildik. Eger iyilik ederseniz kendinize iyilik etmis olursunuz ve eger kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaat geldigi zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi 'kötü duruma soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadagin edip mahvetsinler.' Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuga) dönerseniz biz de (sizi asagilik kilmaya ve cezalandirmaya) döneriz. Biz, cehennemi kafirler için bir kusatma yeri kildik. (Isra, 4-
Kitap boyunca hep bu ikinci bozgunculugun çagimiza mutabik oldugunun delillerini inceledik. Ancak görüldügü gibi bu bozgunculugun bir de karsiligi vardir ve bu karsilik yahudiler açisindan hiç olumlu degildir. Üstteki ayete göre, ikinci bozgunculugun sonucunda, "Allah'in zorlu kullari" Kudüs'e girecek, Tapinak'i dagitacak ve sokaklarin arasina kadar girip yahudileri arastiracaklardir.
Bu isi ilk kez yapanlar "zorlu kullar" Romalilar'di (Allah'in kulu olmak için müslüman olmaya gerek yoktur; kafirler de, bilincinde olmamalarina karsin, Allah'in kuludurlar). Ikinci kez yapanlar ise hem bugünün siyasi tablosundan, hem de az önce aktardigimiz hadislerden anladigimiza göre, müslümanlar olacaktir. Mehdi ve ordusunun Kudüs'e ulasacagini ve düsman yahudileri köse-bucak arayacaklarini haber veren az önceki hadislerde anlatilan olay, Isra 7-8'de haber verilen fetihle ayni olaydir. En dogrusunu Allah bilir. Ayni, ahir zaman fitnesinin yahudilerin yeryüzünde çikardigi büyük bozgunculuk, yani Yeni Seküler Düzen (Novus Ordo Seclorum)la ayni sey olusu gibi...

Kimileri tüm bu anlattiklarimizi biraz "fantastik" bulabilir, yakin gelecekte bu tür olaylar yasanacagina inanmakta zorlanabilirler. Bu tür bir kusku, ya da inanmayis, tüm bu anlattiklarimizi yanlis bir bakis açisindan, yanlis bir zihin yapisindan degerlendirmenin sonucudur. Her olayi oldugu gibi bu kitabin basindan bu yana inceledigimiz olaylari da ancak Kuran'in verdigi zihin yapisiyla degerlendirirsek dogruyu yakalayabiliriz.

Bu zihin yapisi, tüm olaylarin, tüm tarihin ilahi kadere göre isledigi sirrini farketmekle kazanilir. Dikkat edilirse, tüm bu kitap boyunca tefsir etmeye çalistigimiz Isra Suresi'nin basindaki yahudilerle ilgili ayetler, "Kitapta Israilogullarina su hükmü verdik..." ifadesiyle baslamaktadir. Yani tüm bu olaylar, Allah'in yahudilere böyle bir kader tespit etmesinin bir sonucudur. Mesih Plani, Allah öyle diledigi için baslamis ve devam etmistir. Bu Plani uygulayan yahudiler, Allah onlara öyle bir güç verdigi için bunu yapabilmislerdir.

Ancak Allah'in dilemesi ile Plan islemis, Allah'in dilemesi ile Yeni Seküler Düzen kurulmustur. Çünkü Israilogullarina Kitapta bu hüküm verilmistir. Madem verilmistir, gerçege dönüsmek zorundadir. Dönüsmüstür de...

Kitap boyunca Yeni Seküler Düzen'in, Kuran'da sik sik vurgulanan "hileli-düzen" kavraminin bir örnegi olduguna degindik. Düzen'i kuran müstekbirler (yahudi önde gelenleri ve onlarin basta masonlar olmak üzere müttefikleri), kendi bencil tutkulari için—iktidar hirslari, irkçi saplantilari, ekonomik çikarlari gibi—insanlari dinden koparmis ve onlari ahirette "siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'i inkar etmemizi ve O'na esler kosmamizi bize emrediyordunuz" (Sebe, 33) diyen müstazaflarin konumlarina sokmuslardir. Yeni Seküler Düzen, Kuran'in tanimladigi hileli-düzenlerin ideal bir örnegidir.

Ancak az önce sözünü ettigimiz hassas nokta tam da buradadir. Bir ayette söyle denir: "Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuslardi; fakat düzen kuruculugun tümü Allah'a aittir." (Rad, 42)

Madem düzen kuruculugun tümü Allah'a aittir, Yeni Seküler Düzen'i de kuran, batinda (gizlide) O'dur. Bu, Israilogullarina Kitapta verdigi bir hükmün sonucudur. Ve madem bu düzeni O kurmustur, bunun karsi-düzenini kuran da yine Kendisi'dir. Ibrahim 46'da dendigi gibi; " gerçek su ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onlarin düzenleri, daglari yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katinda onlara hazirlanmis düzen vardir."

Düzen'e karsi, rahmani bir karsi-düzen; ahir zaman fitnesine karsi, ahir zaman Islam egemenligi vardir. Bu Allah'a göre güç degildir. O dilerse, yakinda Yeni Seküler Düzen'in yikildigini ve yerine rahmani bir düzenin kuruldugunu birlikte görecegiz. Gecenin sabaha yakin oldugu gibi zirvede olan Yeni Seküler Düzen de sözkonusu düzene o kadar yakindir.

Kuskusuz herseyin en dogrusunu Allah bilir.


Alıntıdır

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/2/2009 - Yahudilik, Tevrat ve TalmudSual: Yahudiliğin tarihçesi nasıldır?

Yahudilik, Tevrat ve TalmudSual: Yahudiliğin tarihçesi nasıldır?
CEVAP
İbrahim aleyhisselam, ulül-azm Peygamberlerdendir. O, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi. Hakiki Müslüman idi. İbrahim aleyhisselam Beni İsrail'in, yani Yahudilerin ve ayrıca Arapların da ceddidir. Muhammed aleyhisselamın da, dedelerindendir.

Geldanilerin merkezi Babil şehri idi. Meliklerine Nemrud denirdi. Geldaniler o zaman, aya, güneşe ve yıldızlara taparlardı. Bunları temsil eden çeşitli putlar yapmışlardı. Nemrudlar da putlar arasında idi. Allahü teâlâ, İbrahim aleyhisselamı bunlara Peygamber olarak gönderdi. Fakat iman etmediler. O mübarek Peygamberi, ateşte yakmak istemişler, ancak Allahü teâlâ, ateşi selamet kılmıştı. Günlerce odun topla***** yaktıkları bu ateşin içerisi, İbrahim aleyhisselam için yeşil bir bahçe oldu. Bu mucize karşısında da, çoğu iman etmedi.

İbrahim aleyhisselam Mısır'a gitti. Sonra Allahü teâlânın emri ile Filistin'e döndü. İbrahim aleyhisselamın vefatından sonra, oğlu, İshak aleyhisselam, bundan sonra da, bunun oğlu Yakub aleyhisselam Peygamber oldular. Yakub aleyhisselamın diğer ismi, İsrail'dir. Bunun için, Yakub aleyhisselamın oniki oğlundan çoğalan insanlara, Beni İsrail yani İsrail oğulları denilir.

Yakub aleyhisselamın oğullarından Yusuf aleyhisselamı, kardeşleri kıskandılar. Bir kuyuya atıp, Yakub aleyhisselama, öldü diye yalan söylediler. Sonra, kuyuya gelen yolcular, Onu kuyudan çıkarıp, Mısır'a götürdü. Orada, köle diye sattılar. Yusuf aleyhisselamı, Mısır'ın maliye veziri, Aziz satın aldı. Evine götürdü. Hanımı Zeliha, Ona aşık oldu. Yusuf aleyhisselam, ona iltifat etmeyince, iftira etti. Bu iftira üzerine, Yusuf aleyhisselam zindana hapis edildi. Mısır hükümdarı Firavun'un bir rüyasını tabir ederek, zindandan çıkarıldı. Firavun, Yusuf aleyhisselamı maliye vekili yaptı.

Yusuf aleyhisselam, babası Yakub aleyhisselamı ve diğer kardeşlerini Kenan diyarından yani Filistin'den Mısır'a getirdi. Firavun, Yakub aleyhisselama ve çocuklarına çok hürmet ve iltifat etti. Böylece, İsrail oğulları, Mısıra yerleşmiş oldular. Önce, Mısır'da rahat bir hayat süren İsrail oğulları, sonradan Mısır'da büyük bir zulüm ve sıkıntı görmüşler, köleliğe düşmüşlerdir. Onları bu sıkıntılardan kurtaran Musa aleyhisselam olmuştur.

Musa aleyhisselamı, Firavun sarayında büyüttü. Kırk yaşına gelince, sarayı terk edip, akrabalarının ve büyük kardeşi Harun'un yanına geldi.

Bir gün, Mısırlı bir kâfirin [kıptinin], Beni İsrailden birine işkence ettiğini gördü. Kurtarırken, kıpti öldü. Bunun üzerine Musa aleyhisselam, Tebük civarındaki Medyen şehrine gitti. Orada Şuayb aleyhisselamın kızı ile evlendi. Ona on sene hizmet etti. Mısır'a dönmek için yola çıktı. Yolda, Tur dağında, Allahü teâlâ ile konuştu. Mısır'a gelip, Firavunu dine davet etti. Beni İsraile serbestlik verilmesini istedi. Firavun kabul etmedi. (Musa, büyük sihirbazdır. Bizi aldatıp, memleketimizi elimizden almak istiyor) dedi. Yanındaki vezirlere sordu. Onlar da, (sihirbazları topla, onu mağlup etsinler) dediler. Sihirbazlar geldiler. Mısır halkı önünde, ipleri yere attılar. Her ip, yılan görünüp, Musa aleyhisselama doğru yürüdü. Musa aleyhisselam asasını yere bıraktı. Büyük yılan oldu. İpleri yuttu. Sihirbazlar şaşırdılar. İman ettiler. Firavun kızdı. (O, sizin ustanız imiş. Ellerinizi, ayaklarınızı keseceğim. Hepinizi hurma dallarına asacağım) dedi. (Biz Musa'ya inandık. Onun Rabbine sığınıyoruz. Yalnız Onun af ve merhametini isteriz) dediler. Kâfirlerin suları kan oldu. Kurbağa yağdı. Cilt hastalıkları oldu. Üç gün karanlık oldu. Firavun, bu mucizeleri görünce korktu. Beni İsrailin Mısır'dan çıkmasına izin verdi.

Musa aleyhisselam, Beni İsrail ile, Kudüs'e doğru giderken, Firavun pişman oldu. Askerleriyle arkalarına düştü. Süveyş körfezi açılıp, müminler karşıya geçti. Firavun geçerken, deniz kapandı. Askerleri ile birlikte boğuldu. Beni İsrail, yolda öküze tapanları gördüler. Musa aleyhisselama (Biz de böyle tanrı isteriz) dediler. Musa aleyhisselam, (Allahü teâlâdan başka tanrı yoktur. Allahü teâlâ sizi kurtardı) dedi. Sonra, Tih çölüne düştüler. Yolu şaşırdılar. Aç ve susuz kaldılar. Gökten, Men ve Selva yani helva ve et inerdi. Bunları yerlerdi. Asası ile yere vurunca, su çıkardı. Bundan da içerlerdi. (Helva ile etten bıktık. Bakla, soğan gibi şeyler isteriz) dediler. Musa aleyhisselamı gücendirdiler. Bunun için, kırk sene çölde kaldılar.

Musa aleyhisselam, Harun aleyhisselamı vekil bırakıp, Tur dağına gitti. Orada kırk gün ibadet etti. Allahü teâlânın kelamını işitti. Allahü teâlâ Tevrat kitabını ve on emrin yazılı olduğu iki levhayı indirdi. Tih çölünde, Samiri adında bir münafık, herkesteki altınları, süs eşyasını eritip, bunlardan bir buzağı yaptı. (Musa'nın ilahı budur. Buna tapınız!) dedi. Tapmaya başladılar. Harun aleyhisselamı dinlemediler. Musa aleyhisselam gelip olanları görünce çok kızdı. Samiri'ye lanet etti. Büyük kardeşinin sakalından tutup, darıldı. Pişman olarak, yalvardılar. Musa aleyhisselam, Tevrat'ı ve on emri tebliğ etti. Tevrat'a göre ibadet etmeye başladılar. Sonra yine bozuldular. Yetmişbir fırkaya ayrıldılar.

Musa aleyhisselam, ümmeti ile Lut gölünün cenub tarafına geldi. (Uc bin Unk) adında bir melik ile savaş etti. Şeria nehri şarkındaki yerleri ele geçirdi. Eriha şehri karşısındaki dağa çıktı. Kenan ilini uzaktan gördü. Yerine Yuşa aleyhisselamı halife bırakıp, bir rivayete göre, miladdan 1605 sene evvel yüzyirmi (120) yaşında, orada vefat etti. Eriha şehrini, sonra da Kudüs'ü, Yuşa aleyhisselam Amalika kâfirlerinden aldı.

Daha sonra, Davud aleyhisselam melik oldu. Kudüs'ü tekrar aldı. Böylece, Yahudilerin en parlak zamanı başladı. Sonra, Süleyman aleyhisselam, babasının hazırlattığı yere meşhur mabedi yani Mescid-i Aksayı yaptırdı. Süleyman aleyhisselam, içinde Tevrat ve on emir ve diğer emanetler ve on emrin yazılı olduğu levhalar bulunan (Tabut-ı sekine)yi, yani (Mukaddes sandığı) mabedin bir odasına koydurdu.

Oniki kabileye ayrılmış olan Yahudiler, Süleyman aleyhisselamın vefatından sonra, iki devlete ayrıldılar. On kabile İsrail devletini, diğer ikisi Yehuda devletini kurdular. Azgınlaşarak hak yoldan ayrılıp, taşkınlık ettiler. Gadab-ı ilahiye uğradılar. İsrail devleti M.Ö. 721 de Asuriler, sonra da, Yehuda devleti M.Ö. 586 da Babilliler tarafından yıkıldı. Asuriler Babil devletini işgal etti. 587 de Asuri hükümdarı Buhtunnasar Kudüs'ü yakıp yıktı. Yahudilerin çoğunu öldürdü, kalanlarını da, Babil'e sürdü. Bu karışıklıkta gökten inen Tevrat yakıldı, yok edildi. Bu hakiki Tevrat, çok büyüktü. Yani, kırk cüz idi. Her cüzde bin sure, her surede bin âyet vardı. Bu muazzam kitabı, Üzeyr aleyhisselamdan başka kimse ezberlememiş idi. Tevrat'ı Yahudilere yeniden talim etti. Zamanla birçok yerleri unutuldu, değiştirildi. Muhtelif kimseler, hatırlarında kalan âyetlerini yazarak, Tevrat isminde çeşitli risaleler meydana geldi. Miladdan takriben dörtyüz sene evvel yaşamış olan Azra ismindeki bir haham bunları topla*****, şimdi mevcut olan Ahd-i atik denilen Tevrat'ı yazdı.

İran hükümdarı Şireveyh, Asurileri yenince, Yahudilerin tekrar Kudüs'e dönmelerine izin verdi. Yahudiler, M.Ö. 520 den sonra Mescid-i Aksa'yı yeniden tamir ettiler. Önce Perslerin, sonra da, Makedonyalıların idaresi altında yaşadılar. M.Ö. 63 senesinde Kudüs, Romalı kumandan Pompey tarafından zabtedildi. Pompey, Yahudileri dağıttı. Şehri ve Mescid-i Aksa'yı, yaktı, yıktı. Böylece Yahudiler, Roma devleti hakimiyetine girdiler. M.Ö. 20 de Romalıların Filistin'deki Yahudi valisi Herod, mabedi tekrar yaptırdı. Yahudiler daha sonra, Roma hakimiyetine isyan ettiler. Fakat miladın 70. senesinde Romalı kumandan Titus, Kudüsü tamamen yaktı, yıktı. Şehri viraneye çevirdi. Beyt-i mukaddes de yandı. Sadece batı duvarı kaldı. Bu duvara Türkler Ağlama duvarı derler. Bizanslılar ve sonra Emeviler ve Osmanlılar bu duvarı muhafaza ederek, mescidi tamir etmişlerdir.

Titusun, katliam ve zulmünden sonra Yahudiler, bölük bölük Filistin'i terk ettiler. Kudüs ve çevresinden kovuldular. Yahudi esirler, Romalıların emrinde çalıştırılmak üzere, Mısır'a sevk edildiler. Bu sene, Yahudiler dünyanın her yerine yayıldılar.

Tevrat ve Talmud
Yahudiler, Yahudiliğin iki emir kaynağını birbirinden ayırmıştır:
1- Yazılı emirler,
2- Sözlü emirler.

Yahudilerin mukaddes saydıkları kitapları, Torah [yani Tevrat] ve Talmud olmak üzere ikiye ayrılır: Birincisi, yazılı emirleri, ikincisi ise, sözlü emirleri ihtiva ediyor derler.

Torah kitabına Hıristiyanlar Ahd-i atik ismini verirler. Yahudiler, Torahı üç kısma ayırmışlardır:
1- Torah, yani Tevrat,
2- Neviim, yani Peygamberler,
3- Ketubim, yani Kitaplar.

Torah ismini, bu üç kısmın, ibranice baş harflerini birleştirerek meydana getirmişler. Neviim iki kısımdır. İlk peygamberler dört kitap, son peygamberler onbeş kitaptır. Ketubim, yani kitaplar ise, Yahudilere göre onbir, Hıristiyanlara göre onbeş kitaptır.

Yahudiler, Tevrat ismini verdikleri beş kitabın Allahü teâlâ tarafından, Musa aleyhisselama indirildiğine inanmaktadırlar. Bu beş kitap, Tekvin, Huruc, Levililer, Sayılar, Tesniyedir.

Tesniye'de, Musa aleyhisselamın ölümü, ihtiyarlığı, yaşı ve defnedildiği ve Yahudilerin ona matem [yas] tuttukları yazılıdır. [Tesniye bab 34]. Bu ahval, Musa aleyhisselam vefat ettikten sonra, Musa aleyhisselama vahiy olundu dedikleri kitapta nasıl bildirilmiştir? Bu misal, Tevrat'ın Musa aleyhisselam tarafından bildirilen ve Allahü teâlâ tarafından vahiy edilmiş olan, hakiki Tevrat olmadığının açık delillerindendir.

Bir Yahudi din adamı olan, H.Hirsch Graetzin, History of the Jews kitabındaki beyanına göre, Yahudiler, kendi cemaatlerinin Tevrat'ın emirlerine tam ittiba edebilmelerini temin için (Yetmişler Meclisi)ni kurdular. Bu meclisin reisine, (Baş Kahin) dediler. Yahudi gençlerine, mekteplerde dinlerini öğreten, Tevrat'ı açıklayan Yahudi din adamlarına (Yazıcılar) denilir. Bunların, Tevrat'a yaptıkları açıklamaların, ilavelerin bir kısmı, sonradan yazılan Tevratlara karıştırılmıştır. İncillerde geçen yazıcılar işte bunlardır. Bunların bir diğer vazifesi de, Yahudilerin Tevrat'a ittiba etmelerini sağlamaktır.

Yahudilerin ekserisinin inanmadıkları bir Tevrat daha vardır ki, buna Şomranim Tevratı=Tora Ha-Şomranim derler. Bu Tevrat'a inananlar, yazıcıların Tevrat'a açıklamalar ve ilaveler yapmalarına, hatta harflerini dahi değiştirmelerine karşı çıkmışlardır. Yahudilerin ellerindeki Tevrat ile Şomranim Tevratı arasında altı bin kadar ihtilaf bulunduğu bildirilmektedir.

Hıristiyanlar Torah kitabı için, Ahd-i Atik yani Eski Ahd tabirini kullanırlar. Yahudiler, bu tabiri kabul etmezler.

Bugün Tevrat dedikleri kitabın, Allahü teâlâ tarafından Musa aleyhisselama gönderilen hakiki Tevrat olmadığı şüphesizdir. En eski yazılan Tevrat nüshası ile, Musa aleyhisselam arasında iki bin sene vardır. Musa aleyhisselam, Tevrat'ın (Tabut-i sekine)ye, yani (Mukaddes Sandığı)na konularak muhafaza edilmesini ümmetinin âlimlerinden istemişti. Süleyman aleyhisselam Mescid-i Aksa'yı bina edince, Ahd sandığını buraya koymuş ve sandığı açtırmıştır. Sandık açılınca, içerisinden yalnız Evamir-i Aşere, yani on emrin yazılı olduğu iki levha çıkmıştır.

Tevrat'ı kim yazdı
ABD'nin Kaliforniya Üniversitesi profesörlerinden Elliot Friedmanın, 1987 senesinde neşrettiği, Tevrat'ı Kim Yazdı isimli kitap, Yahudi ve Hıristiyan dünyasını karıştırdı. Profesör Friedman, Tevrat'ı teşkil eden beş kitabın, beş ayrı ilahiyatçı tarafından yazıldığını ve Musa aleyhisselama indirilen Tevrat kitabının asıl nüshası ile hiçbir surette kıyaslanamayacağını açıkladı.

Hıristiyanların inandığı, Kitab-ı Mukaddesin ahd-i atik ve ahd-i cedid kısımlarının birbirleriyle tenakuz içerisinde bulunduğunu belirten profesör Friedman, kitabında bunun misallerini zikretmiştir. Ayrıca, Tevrat'ın içerisindeki kitapların da birbirleri ile, hatta kendi babları arasında tenakuzlarla dolu olduğuna dikkati çeken profesör Friedman, böyle bir esere (İlahi kitap) vasfının verilemeyeceğini bildirmiştir. Tevrat'ı meydana getiren beş kitaptaki, ifade tarzları da, birbirinden tamamen farklıdır.
Prof. Elliot Friedmana göre bugünkü Tevrat, Musa aleyhisselamdan birkaç asır sonra yaşayan beş haham tarafından kaleme alınmış ve Azra adındaki haham bunları tek tek topla*****, Ahd-i Atikin asıl nüshası olduğu iddiası ile çoğalttırmıştır. Tarih profesörü Friedman, kaleme aldığı eserinde, daha sonra şu ifadelere yer vermiştir:

(Günümüzde, Tevrat'ın üç nüshası mevcut: Yahudiler ve protestanların kabul ettikleri ibranice nüsha, katolik ve ortodokslar tarafından kabul edilen yunanca nüsha ve samirilerce kabul edilen samiri dilinde yazılmış nüsha. Bunlar Tevrat'ın en eski ve en itimatlı nüshaları olarak bilinmelerine rağmen, gerek aynı nüshanın içinde ve gerekse nüshalar arasında birçok yerlerinde tezatlar vardır. Hiçbir ilahi dinde bulunmayan, insanlara zulüm telkinleri, Peygamberlerden bazılarına karşı çok çirkin ve makamlarına yakışmayacak isnatlar vardır. Hakiki Tevrat'ta ise, tezatlar bulunacağından söz edilemez.)

Fransız papazlarından, Richard Simon da, Historia Critique du Vieux Testament kitabında,
Tevrat'ın Musa aleyhisselama vahiy edilen Tevrat olmadığını, sonradan farklı zamanlarda yazılarak bir araya getirildiğini belirtmiştir. Papazın bu kitabı toplattırılmış, kendisi de kiliseden kovulmuştur.
Dr. Jean Astruc de, Conjectures il parait que Mouse sest Servi pour composer le livre dela Genese adlı eserinde, Tevrat'ın beş kısmının çeşitli yerlerden derlenmiş birer kitap olduğunu yazmıştır. Jean, bir kısmındaki isimlerin değiştirilerek, iki-üç yerde tekrar edildiğine de dikkatleri çekmiştir.

Tekvinin birinci babının onbirinci âyeti ve devamında, nebatların insandan önce yaratıldığı, yazılıdır. İkinci babının beş, altı, yedi, sekiz ve dokuzuncu âyetlerinde ise, insanın yaratıldığı ve o zaman yer yüzünde hiçbir nebatın bulunmadığı, nebatatın insandan sonra yaratıldığı yazılıdır. Bu ve bunun gibi pek çok tenakuzlara, büyük hatalara dikkati çeken Jean Astruc dinsiz ilan edilmiştir.

Gottfried Eichhorn, Tekvinden başka, sonra gelen beş kitabın da, tarihleri itibarı ile ve lisan olarak birbirinden farklı olduğunu 1775 senesinde neşrettiği kitabında yazmıştır. Fakat Eichhorn ve kitapları aforoz edilmiştir.

Alman şairi ve filozof Herden [1744-1803] Von Geiste den hebraischen Poesie eserinde, Ahd-i atikin, (Mezmurlar) kitabının içindeki şiirlerin birçok ibrani şairlerine ait olduğunu, başka başka zamanlarda yazıldığını ve sonradan bir araya cem edildiğini yazmaktadır. Ayrıca (Neşideler Neşidesi)nin de, beşeri ve müstehcen bir aşk kasidesi olduğunu, bu şiirlerin Süleyman aleyhisselam gibi bir Peygambere atıf olunamayacağını da beyan etmektedir. Merak edenlerin, (Neşideler Neşidesi) kitabına göz gezdirmeleri kâfidir.

19. yüzyılda İbrani lisanı üzerindeki incelemeler artınca, Tevrat'taki beş kitabın Musa aleyhisselama ait olmadığı ve ahd-i atikteki kitapların muhtelif zamanlarda bir araya getirildiği ispat edildi. Bu hususta, Avrupalı pek çok tarihçi, papaz ve piskoposlar eserler neşretmişlerdir.

Moody İncil Enstitüsünden Dr. Graham Scroggie, (İncil Allah kelamı mıdır?) isimli kitapta (Ahd-i Atik) ve (Ahd-i Cedid)in Allah kelamı olmadığını itiraf etmektedir.

Dr. Stroggie ise, (Tekvin kitabı, şecerelerle doludur. Kim kimden doğdu, nasıl doğdu? Hep bunlardan bahsediliyor. Bunlardan bana ne? Bunların ibadet ve Allahü teâlâyı sevmek ile ne alakası var? Nasıl iyi bir insan olunabilir? Kıyamet günü nedir? Kime ve nasıl hesap vereceğiz? Salih bir insan olmak için neler yapmak lazımdır? Bunlardan pek az bahsolunuyor. Ekseriya, muhtelif efsaneler var. Daha gündüz anlatılmadan, geceye geçiliyor) demektedir. Böyle bir kitap nasıl Allah kelamı olabilir?
Bugün, Yahudilerin Torah, Hıristiyanların ise, Ahd-i Atik dedikleri kitapları okuyan bir kimse, Allahü teâlâ tarafından indirilmiş bir kitap değil, fuhuş, müstehcenlik ve ahlaksızlığı öğreten bir seks kitabı okuduğunu zan eder. Bu kitapların, Allah kelamı olmadığını anlayan batılı birçok papaz ve fen adamları, pek çok kitaplar neşrederek, hakikati herkese duyurmaya çalışmışlardır. Bunları burada zikir etmeye kitabımızın hacmi müsait değildir.

Talmud
Sual: Yahudilerin Tevrat'tan sonraki kutsal bildiği kitapları var mı?
CEVAP
Vardır. Sözlü emirler dedikleri Talmud kitabıdır.
Talmud, iki kısımdan meydana gelmiştir. Bunlar Mişna ve Gamara'dır.
Mişna: İbranice tekrar demektir. Sözlü emirlerin, kanun haline getirilmiş ilk halidir. Yahudi itikadına göre, Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama, Tur dağında Tevrat kitabını (Yazılı emirleri) verdiği gibi, bazı ilimleri, yani (Sözlü emirler)i de söyledi. Musa aleyhisselam, bu ilimleri Harun, Yuşa ve Eliazara bildirdi. Bunlar da, kendilerinden sonra gelen Peygamberlere bildirdiler. Eliazar, Şuayb aleyhisselamın oğludur [Mirat-i kâinat].

Bu bilgiler, nesilden nesile, yani hahamlardan hahamlara rivayet edildi. Miladdan önce 538 ve miladdan sonra 70 senelerinde çeşitli Mişnalar yazıldı. Bunlara Yahudilerin âdetleri, kanun müesseseleri, hahamların bir mevzudaki tartışmaları ve şahsi görüşleri de karıştırıldı. Böylece Mişnalar, hahamların indi görüş ve münakaşalarını ifade eden kitaplar haline geldi.

Yahudi hahamlarından Akiba, bunları topladı ve kısımlara ayırdı. Talebesi, haham Meir, bunlara ilaveler yaparak basitleştirdi. Daha sonraki hahamlar bu rivayetlerin, telifi ve bir araya toplanması için çeşitli usuller ve şartlar koydular. Böylece pek çok rivayetler ve kitaplar zuhur etti. Nihayet bunlar, Yehuda'ya (Judah Hanesiye) ulaştı. Yehuda, bu karışıklıklara son vermek için, miladın ikinci asrında, bu kitapların en sağlam kabul edilenini yazdı. Yehuda, mevcut nüshalardan, bilhassa Meir'in yazdığı nüshadan istifade ederek, kırk yılda bir kitap vücuda getirdi. Bu kitap, diğerlerini içinde toplayan, en son ve meşhur Mişna oldu.

Yehuda'dan sonra gelen hahamlar, Mişna'ya ilave ve şerhler yapmışlardır.
Yehuda'nın, yazdığı Mişna'ya almadığı ve diğer hahamların yazdığı Mişna'lardaki malumatlar sonradan toplandı. Bunlara İlaveler (Tosefta) denildi.

Gamara: Yahudilerin Filistin ve Babil'de iki mühim dini mektepleri vardı. Bu mekteplerde, Amoraim (izahcılar) denilen hahamlar, Mişnanın manasını açıklamaya, tezatları düzeltmeye, örf ve âdetlere dayanarak verilen hükümlere kaynak aramaya, olmuş veya olmamış, yani teorik meseleler üzerinde hükümler vermeye çalıştılar. Babil'deki hahamların yaptıkları şerhlere (Babil Gamarası) denildi. Bu Gamara, Mişna ile beraber yazıldı. Meydana gelen kitaba (Babil Talmud)u denildi. Kudüs'teki hahamların yaptıkları şerhlere de, (Kudüs Gamarası) denildi. Bu Gamara da Mişna ile beraber yazıldı. Meydana gelen bu kitaba (Kudüs Talmud)u denildi.

Filistin Gamarası, bir rivayete göre miladi üçüncü asırda tamamlandı.
Babil Gamarası, miladın dördüncü asrında başladı ve altıncı asrında tamamlandı.
Daha sonra, Kudüs ve Babil şerhleri tefrik edilmeksizin Mişna ve bir Gamaraya (Talmud) tabir edildi. Babil Talmud'u, Kudüs Talmud'unun üç misli daha uzundur. Yahudiler, Babil Talmud'unu Kudüs Talmud'undan daha üstün tutarlar. Mişnanın bir-iki cümlesi, bazen Talmud'da on sayfa anlatılır.

Talmud'un anlaşılması, Mişna'dan daha zordur. Her Yahudi, din eğitiminin üçte birini Tevrat, üçte birini Mişna, üçte birini de, Talmud'a ayırmak mecburiyetindedir.

Hahamlar, Talmud'da, bir kimse kötü bir şeye niyet etse, onu yapmasa bile günahkâr olacağını bildirmişlerdir. Onlara göre, hahamların nehy ettiği bir şeyi yapmaya niyet eden kişi, necis, pis olur. Bu itikadların [inançların] kaynağı olan Talmud'a Müslümanlar (Ebül-Encas=Necasetlerin babası) demiştir. (Hebrew Literature sayfa 17). Yahudiler, Talmud'a inanmayanı, onu kabul etmeyeni, Yahudi saymazlar. Bunun için Yahudiler, sadece Tevrat'ı kabul eden ve ona bağlanan Karaim Yahudilerini Yahudi kabul etmezler.

Yahudi din adamları, Kudüs ve Babil Talmudları arasında büyük farklar, tezatlar olduğunu itiraf etmekten sakınırlar.

Babil Talmud'u, ilk defa miladi 1520-1522 de, Kudüs Talmud'u ise, 1523 senesinde Venedik'te basıldı. Babil Talmud'u, Almanca ve İngilizceye, Kudüs Talmud'u da, Fransızcaya tercüme edilmiştir.
Babil Talmud'unun % 30unu, Kudüs Talmud'unun % 15ini hikayeler ve kıssalar teşkil eder. Bu hikayelere (Hagada) derler. Yahudi edebiyatının esasını bu hikayeler teşkil eder. Mekteplerinde bunları okuturlar. Yahudi mekteplerinde, hatta üniversitelerinde Tevrat ve Talmud'un öğrenilmesi ve öğretilmesi mecburidir.

Hıristiyanlar Talmud'a düşmandır
Hıristiyanlar, Talmud'a düşman olup, ona şiddetle hücum etmektedirler. Yahudilere Talmudla ilgili yaptıkları zulümlerden kısaca bahsedelim:
Fransa, Polonya ve İngiltere gibi, Hıristiyan beldelerde, Talmudlar toplattırılmış ve yakılmıştır. Yahudilerin evlerinde bile Talmud bulundurmaları yasak edilmiştir. Talmud hükümlerini açıklayan en mühim kişiler, Yahudi dönmeleri Nicolas Donin ile Pablo Christianidir. Pablo Christiani, miladi onüçüncü asırda, Fransa ve İspanya'da yaşamıştır. 1263 senesinde İspanya'nın Barcelona şehrinde yapılan münazarada hahamlar, Talmud'un katı prensiplerine ve yazılarına karşı varid olan suallere (Cevap veremediler), bunları müdafaadan aciz kaldılar.

(El-Kenz-ül-Mersüd fi Kavaid-it-Talmud) kitabının beyanına göre, Talmud'da, İsa aleyhisselamın Cehennemin derinliklerinde, zift ve ateş arasında olduğu, Hz. Meryem'in asker Pandira ile zina ettiği, kiliselerin necaset dolu [pislik] olduğu, papazların kelblere [köpeklere] benzediği, Hıristiyanların öldürülmesi lazım olduğu gibi hususlar yazılıdır.

927 [m. 1520] de Papanın izni ile Babil Talmud'u, üç sene sonra da Kudüs Talmud'u basılmış, bundan otuz yıl sonra Yahudiler için felaketler zuhur etmiştir. 9 Eylül 1553 de Roma'da ele geçirilen bütün Talmud nüshaları yakılmıştır. Bu hal, diğer İtalya şehirlerinde de tatbik edilmiştir. 1554 senesinde Talmud ve diğer İbranice kitaplara sansür konulmuştur. 1565 de Papa, Talmud kelimesinin kullanılmasını dahi, yasak etmiştir.

1578-1581 seneleri arasında Talmud, Basel şehrinde yeniden basılmıştır. Bu baskıda, bazı risaleler çıkarılmış, Hıristiyanlığı kötüleyen birçok cümleler kaldırılmış, birçok kelimeler de değiştirilmiştir. Bu tarihten sonra, Papalar yine Talmudları toplatmışlardır.
Karaim Yahudileri, Talmud'u red etmiş ve bunu bid'at kabul etmişlerdir.

Talmud sihir ve kehanetlerle doludur
Talmud'a göre kadın, dini mekteplere alınamaz. Çünkü hafif akıllıdır ve ona din eğitimi şart değildir. (Kim kızına Tevrat öğretirse, ona kötü bir şey öğretmiş olur) cümlesi haham Eliazerindir. (Mişna, Naşim (kadınlar), Sotak kısmı 216). Yahudi haham Musa bin Meymun, bundan maksadın Tevrat değil, Talmud olduğunu zikir etmiştir.

Talmud, müneccimliğin insan hayatına hüküm eden bir ilim olduğunu bildirmektedir. Talmud, (Güneş tutulması, milletler için kötü bir alamettir) demektedir. [Evil-Sign] Ay tutulmasının ise, Yahudiler için kötü bir alamet olduğu yazılıdır. Talmud, sihir ve kehanetlerle doludur. Birçok şeyleri ifritlere (Demons) bağlamışlardır. Haham Rav Hunr (Herbirimizin sağında onbin, solunda onbin ifrit [şeytan] bulunur) demektedir. Haham Rabba ise, (Havradaki vaaz sırasında zuhur eden izdiham, ifritler sebebi iledir. Elbiselerin eskimesi, ifritlerin sürtünmelerindendir. Ayakların kırılması, yine ifritler sebebi iledir) demektedir. Talmud'da, şeytanların, öküzlerin boynuzlarında raks ettikleri, şeytanın Tevrat okuyanlara zarar veremeyeceği, Cehennem ateşinin, Beni İsrailin günahkârlarını yakmayacağı yazılıdır.

Yine Talmud'da, Beni İsrailin günahkârlarının oniki ay Cehennemde yanacağı, Kıyameti inkâr edenlerin ve diğer milletlerden olan günahkârların elim bir azap içinde ebedi olarak kalacakları, orada vücutlarının kurtlarının ölmeyeceği ve ateşlerinin sönmeyeceği yazılıdır.

Yine bazı hahamlar Talmud'da, ruh cesetten ayrıldıktan sonra, hesap olmadığını, günahlardan cesedin mesul olduğunu, ruhun cesedden mesul olmasının mümkün olmadığını yazmışlardır. Başka bir haham da, yine Talmud'da buna itiraz etmiştir.

Talmud'da, (Hahamlardan bazıları, insan ve karpuz yaratmaya kadirdir) diye yazılıdır. Bir hahamın, bir kadını dişi merkep haline getirdiği, üzerine bindiği, onunla çarşıya gittiği, sonra da başka bir hahamın, onu eski haline çevirdiği, Talmud'un rivayetlerindendir. Talmud'da, hahamların harikulade işleri, yılanlar, kurbağalar, kuşlar ve balıklara ait pek çok efsane ve kıssaları yazılıdır. Yine Talmud'un beyanına göre, ormanda bir yırtıcı hayvan olup, Rum kayseri bunu görmek istemiş, bu hayvan Roma'ya 400 mil yaklaşınca kükremiş ve Roma şehrinin duvarları yıkılmıştır. Yine Talmud'un beyanına göre, ormanda bir yaşında bir öküz, Tur dağı kadar imiş. Çok büyük olduğu için, bunları kurtarmak Nuh aleyhisselama çok zor gelmiş ve bunlardan sadece birini boynuzlarından gemiye bağlamış. O zamanın Bashan (Bolan) beldesinin Maliki olan (Avc), vücudu çok büyük olduğu için, gemiye binememiş, o da öküzün sırtına binmiş. Bu melik Avc, dünya kadınlarından biri ile evlenen bir melekten doğan Amalikalılardan imiş. Ayağı 40 mil uzunluğunda imiş. Akıl ve mantığın asla kabul edemeyeceği daha nice safsatalar...

Yine Talmud'un bildirdiğine göre, Titus mabede girmiş, kılıcını çekerek mabedin perdesini parçalamış ve perdeden kan akmış, onu cezalandırmak için, bir sivrisinek gönderilmiş ve beynine girmiş. Titusun beyninde sinek güvercin gibi oluncaya kadar büyümüş. Titus ölünce kafası açılmış, sivrisineğin bakırdan bir ağzı ve demirden ayakları olduğu görülmüş imiş.

Hahamların öğrettiği şeylere itiraz edenlerin cezalandırılacağı, bir Yahudi, bir yabancı yanında bir Yahudinin aleyhine şahitlik yaparsa, lanetleneceği, bir Yahudinin yabancıya karşı yaptığı yeminin hükmü olmadığı, yine Talmud'un beyanlarındandır.

Talmud'un Hoşem hamişpat, Yoreh deah, Sultan Arah kısımlarında;
(Yahudi olmayan kimselerin kanını akıtmak Allah'a kurban takdim etmektir),
(Yahudilik maksat ve gayesi için işlenen bütün günahlar, gizli olmak şartı ile mubahtır),

(Yalnız Yahudi olanlara insan gözü ile bakılır. Yahudi olmayanlar birer hayvandır),
(Allah dünyanın bütün servetini sadece Yahudilere tahsis etmiştir),

(Hırsızlık etmeyiniz emri sadece Yahudiler içindir. Diğer milletlerin canları ve malları helaldir),
(Yahudi olmayanların ırzı, namusu helaldir. Zina etmeyeceksin emri Yahudiler içindir),

(Yahudi olmayanın, malını çalan ve işini elinden alan bir Yahudi, iyi bir iş yapmıştır),
(Emirlerimizi, Yahudi olmayan birine haber vermek, bütün Yahudileri katledilmeleri için ihbar etmekle aynıdır. Yahudi olmayanlar, kendileri için öğrettiğimiz şeylerden malumat sahibi olunca bizi sürgün ederler),

(Ziraatten daha aşağı bir iş yoktur) gibi cümleler vardır.

Talmud'da, Yahudilerin bekledikleri Mesih için, (Mesih, Yahudi olmayanları, savaş arabalarının tekerlekleri altında ezecektir. Büyük savaş olacak ve insanların üçte ikisi ölecektir. Yahudiler galip olacak, mağlup olanların silahlarını yedi sene yakacak olarak kullanacaklardır.

Diğer milletler Yahudilere itaat edeceklerdir. Mesih Hıristiyanları kabul etmeyecek ve onları tamamen imha edecektir. Bütün milletlerin hazineleri Yahudilerin ellerine geçecek, Yahudiler çok zenginleşecekler. Hıristiyanlar yok edilince, diğer milletlerin gözleri açılacak, onlar da Yahudi olacaklardır. Böylece Yahudiler dünyaya hakim olacak, dünyanın hiçbir yerinde Yahudi olmayan kimse kalmayacaktır) demektedir.

Alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/2/2009 - Mesih PLANI-2



Tarihin Dönüm Noktasi Protestanlik ve 'Mesih'in Yollarini Açan Adam' Martin Luther
"Katoliklere sesleniyorum; bana kafir demekten yorulduklarinda, yahudi desinler"
- Martin Luther

Luther'in Katolik Kilisesinin yüzyillardir süregelen doktrinlerini degistirirken, bunlarin yerine Eski Ahit düsüncelerini koymasi kuskusuz bir rastlanti degildi. Tam aksine, Luther sanki bu is için egitilmisti: Protestan liderinin düsüncelerini olustururken en çok etkilendigi kisi dönemin ünlü hümanisti Johannes Reuchlin (solda) idi. Judaica, Luther'in yasaminin sonuna dek, Reuchlin'i en büyük ögretmeni olarak kabul ettigini vurguluyor.50 Peki Reuchlin kimdi dersiniz?... Luther'in düsüncelerinin olusmasinda en büyük paya sahip olan bu Alman hümanistinin acaba ne gibi bir özelligi vardi ki, ögrencisinin Katolik düsüncesine toptan savas açmasina ön-ayak olmustu?...

Hiristiyanliktaki Reform hareketleri çok büyük ölçüde yahudi edebiyati ve felsefesinden etkilenmisti. Hatta reform hareketlerinin, rakipleri tarafindan 'yahudilesme' olarak görülmesi ve gösterilmesi bunun bir göstergesi sayilabilir... Çesitli Protestan gruplari, Eski Ahit'in bir emri olan ve Katoliklerce uygulanmayan sünnet, Sabbath'in kutlanmasi gibi ibadetlere geri döndüler: Kisacasi, Eski Ahit'e Yeni Ahit'ten daha fazla baglandilar. 15 ve 16. yüzyildaki Hiristiyan Reformunun önemli liderlerinin hepsi Ibranice biliyor ve yahudi kaynaklarini inceliyordu. Istisnasiz hepsi, Eski Ahit teolojisine geri döndüler. John Huss, Zwingli, Michael Servetus, Calvin ve Luther; bu isimlerin hepsi, karsitlari tarafindan 'yari-yahudi' olmakla hatta tümüyle yahudilesmekle suçlandilar. Eski Ahit'in etkisi bunun ardindan Püritenlikte ve daha sonraki Anglo-Amerikan mezheplerinde de belirgin biçimde görüldü.54

Luther, yahudilerin Tanri tarafindan mesajini dünyaya yaymak için seçildiklerini söyleyerek onlari över. 'Yahudiler,' der, '... dünyadaki en üstün kani tasimaktadirlar. Kutsal Ruh, onlarin eliyle Kutsal Kitabi dünyaya yaymistir. Onlar Tanri'nin çocuklaridir, bizse yabancilariz. Aslinda, Kenanli kadinin hikayesinde anlatildigi gibi, bizler sahiplerinin masasindan düsen ekmek kirintilari ile yetinen köpekler gibi olmaliyiz'.55

Luther'in baslattigi Reform hareketi, Avrupali yahudiler tarafindan da Mesih'in gelisi için gerekli ortami saglayacak bir hizmet olarak görüldü. "Yahudiler, Martin Luther'i, Hiristiyanlari egitip yanlis düsüncelerinden kurtararak, Mesih'in gelisi için yolu temizleyen bir adam olarak gördüler." 56

Fakat Luther, bütün bunlara ragmen, son yillarinda yahudiler aleyhine yazdigi yazilarla, resmi tarihe antisemit (yahudi düsmani) olarak geçmeyi basardi. Kendini "yahudilere köpek olmaya layik" görecek kadar "fanatik yahudi hayrani" olan bir adam birdenbire fikirlerini degistirip yahudi düsmani olur muydu? Ya da Kabalacilar'dan aldigi taktikle görüntü mü degistirirdi? Ikinci tez daha akilci gözüküyor...

Protestan Mesihçiligi ve Mesih Plani
Yahudilerin Vaadedilmis Topraklar'dan uzaklastirilacaklari, ancak birgün bir Kurtarici önderliginde yeniden oraya dönecekleri, Eski Ahit'in (M. Tevrat) sikça vurguladigi konulardan biridir. Bu nedenle Mesih inanci, yahudi dini kaynaklarinin hepsinde büyük bir yer tutar.

Yalniz bir farkla: Protestanlar, yahudilerden farkli olarak, beklenen Mesih'in Hz. Isa olduguna inaniyorlardi. Protestan düsüncesine göre, yahudiler kehanetteki sartlari yerine getirdikten—yani, Vaadedilmis Topraklar'da devlet kurup, Kudüs'ü ele geçirip, Tapinak'i insa ettikten—sonra, Beklenen Mesih Hz. Isa dünyaya yeniden gelecekti. Ve yahudiler onun ilk gelisinde yaptiklari hatayi tekrarlamayacaklar, onu bu kez kabul edecekler ve diger milletleri Beklenen Mesih Hz. Isa'nin önderliginde Kudüs'ten yöneteceklerdi. Çünkü Protestanlarin düsüncesine göre, yahudiler "Tanri'nin seçilmis halki" olmayi sürdürüyorlardi; ancak Hz. Isa'ya karsi gelmekle bir hata islemislerdi ve onun ikinci kez gelisinde bu gerçegi göreceklerdi. (Buna karsilik, Katolikler yahudilerin "seçilmis halk" gibi bir sifati artik tasimadiklarina inanirlar). Protestanlar, dünyayi yahudilerin yönetmesiyle birlikte, kendilerine de iyi davranacaklarina ve kendilerinin de çok büyük zenginlige kavusacaklarina inanmislardi. Protestan düsüncesi bugün de hala bu yöndedir.

Ama yahudilerin bekledigi Mesih, Hz. Isa degildi. Onlar Hz. Isa'ya inanmiyorlardi. Zaten onu öldürmeye çalismislardi, bu hareketlerinin ardindan da inançlarinda hiçbir degisiklik olmamisti. Ama yahudi önde gelenleri, görünen o ki, Protestanlarin bu aykiri düsüncesine pek ses çikarmadilar. Ve Protestanlarin, özellikle de Püritenler gibi köktenci Protestanlarin, Mesih Plani'na destek olmalarini zevkle seyrettiler. Kitabin ilerleyen bölümlerinde bunu daha ayrintili olarak inceleyecegiz.

Peki acaba yahudiler, Mesih geldiginde, Protestanlara, onlarin umduklari sekilde iyi davranip, onlari egemenliklerine ortak etmeyi düsünüyorlar miydi? Hayir, kendilerini "seçilmis irk" sayan yahudiler, Mesih'in gelisiyle birlikte kurmayi düsledikleri "Dünya Kralligi"ni kimseyle paylasmazlardi. Diger irklari belki "usak" olarak kabul edebilir ama hiçbir zaman "ortak" saymazlardi. Zaten, M. Tevrat'i "revize" ederken, "Dünya Kralligi"nin yönetiminin "baska kavme birakilmayacagini" özellikle vurgulamislardi: "Ve o krallarin günlerinde göklerin Allah'i ebediyen harap olmayacak bir krallik kuracak ve onun hakimiyeti baska bir kavme birakilmayacak; ancak bu kralliklarin hepsini o parçalayacak ve bitirecek ve kendisi ebediyen duracak." 75

Püritenlerin Amerika'ya Yükledigi Misyon
Amerika'nin "Mesih'in gelisine gönüllü olarak yardim edecek" bir ülke olarak dogmasinin ardindaki en büyük faktör, bu ülkenin Püritenler tarafindan kurulmasi ve temel degerlerinin de bu Püriten mirasina dayanmasidir.

Kisacasi, Amerika M. Tevrat'ta vaadedilen ve Mesih'in gelisiyle kurulacak olan Siyon Kralligi'nin bir prototipi seklinde olusturuluyordu. Vaadedilmis Topraklar'a benzetilen topraklar üzerinde, kendilerini yahudilere benzeten Püritenler, M. Tevrat'ta emredilen yöntemleri kullanarak Amerika'yi kuruyorlardi. Toprak ve yeni sahipleri M. Tevrat'a uydurulunca geriye bir tek topragin eski sahipleri, yani Kizilderililer kaliyordu. Onlara da M. Tevrat içinde bir yer bulmakta gecikilmedi.

Bu, Kizilderililerin sonunun baslangiciydi...

Yeni Dünya'daki Püriten Vahseti ve M. Tevrat'a Göre Gerçeklestirilen Kizilderili Katliami
"Israilliler Kenan halkini nasil yok ettilerse, Massachusetts kolonisindeki Israilliler (Püritenler) de Kizilderilileri öyle yok ettiler"
-Thomas Gossett
Kizilderililer, Amerika'nin kesfedilmesinin ardindan, yahudi önde gelenlerinin haklarinda çokça konustuklari bir konu olmustu. Mesih'in dönüsünün hesaplarini yapan yahudi önde gelenleri de Püritenlerle birlikte Amerika'yi bir tür "Vaadedilmis Toprak" olarak görüyor, üzerindeki yerlileri de Eski Ahit'e göre konumlandirmaya çalisiyorlardi. Bu ortamda, Kizilderililer hakkinda ortaya atilan ilk tez, onlarin, yahudilerin "On Kayip Kabile"sinin bir parçasi olduklari seklindeydi.
On Kayip Kabile, eski bir inanisa dayaniyordu. Buna göre, MÖ 719 yilinda, yahudi ülkesine saldiran II. Sargon Kuzey Krallik'i yenmis ve halkini sürmüstü. Bu yahudiler, daha sonra dünyanin çesitli bölgelerine dagilmis ve "Israil'in On Kayip Kabilesi"ni olusturmustu. Ve yine yahudi inanisina göre, Mesih'in gelmesinin sartlarindan biri, bu kayip kabilelerin bulunmasindan geçiyordu.

Kizilderililer'in gelecegi bu ortamda belirlenmeye basladi. Püritenler ve yahudi önde gelenleri Kizilderililerin "On Kayip Kabile"den biri olup olmadigini tartistilar. Adetlerinin ve dillerinin yahudilerinkine benzeyip benzemedigini arastirdilar. Yahudi tarihçi Lee M. Friedman Kizilderililer'in On Kayip Kabile'den olup olmadigi hakkinda yahudilerin ve Püritenlerin öne sürdükleri düsünceleri detaylariyla anlatiyor.87

Bu tartismanin sonucu ise Eski Ahit'e göre yapilan Kizilderili katliaminin baslangici oldu. Çünkü yahudiler ve Püritenler, Kizilderililer'in On Kayip Kabile olmadigina karar verdiler. Ama bu kez onlara Eski Ahit'e göre bir baska rol biçtiler: Bu teoriye göre Kizilderililer, Vaadedilmis Topraklar üzerinde yasayan "Kenan Halki"ydi. Vahset, iste bu noktada basladi.

Çünkü Kenan Halki, Eski Ahit'e ve dolayisiyla yahudi inanisina göre, Vaadedilmis Topraklar'i yahudilerden "gasp etmis" olan bir halktir. Ve yok edilmeleri gerekir. M. Tevrat ayetleri, "Kenan Halki'nin yok edilmesini" söyle emreder: "... Ey Kenan, Filistinliler diyari, Rabbin sözü size karsidir; seni yok edecegim, öyle ki artik sende oturan kimse olmayacak." (Tsefenya, Bab 2/5) Bir baska ayette uygulanacak vahset söyle detaylandirilir:

Ve Allah'in Rab onu senin eline verdigi zaman, onun her erkegini kiliçtan geçireceksin; ancak kadinlari ve çocuklari ve hayvanlari ve sehirde olan her seyi, bütün malini kendin için çapul edeceksin; Ve Allah'in Rabbin sana verdigi düsmanlarinin malini yiyeceksin... Ancak Allah'in Rabbin miras olarak sana vermekte oldugu bu kavimlerin sehirlerinden nefes alan kimseyi sag birakmayacaksin; fakat onlari... Kenanlilar'i... Allah'in Rabbin sana emrettigi gibi tamamen yok edeceksin. (Tesniye, Bab 20/10-17)
Tarihin en büyük dramlarindan biri olan Kizilderili katliami iste bu ayetlere göre gerçeklestirildi. Year 501: The Conquest Continues (Yil 501: Isgal Hala Sürüyor) adli kitabinda, Noam Chomsky, Püritenlerin M. Tevrat ayetlerine dayanarak, "Kenan diyarinin halki" olarak gördükleri Kizilderililer'e karsi gerçeklestirdikleri katliamlari anlatiyor:

New England'daki ilk büyük soykirim hareketlerinden biri, 1637'de Pequot Kizilderilileri'nin yok edilmesiydi. Sömürgeci Püritenlerin, uyguladiklari bu vahseti göklere çikaran resmi açiklamalari ise söyleydi: 'Yeryüzü cennetinde Tanri'nin istemedigi bu Pequot yerlileri temizlendi. Öyle ki, sükürler olsun, artik Pequot ismi tasiyan kimse kalmadi.' Bugün, 'Tanri'nin izni altinda' yurduna baglilik yemini eden her Amerikan çocugu, aslinda, bu katliami uygulayan Püritenlerin tasidigi retorigi ve Eski Ahit'ten (M. Tevrat) kaynaklanan düsünceyi ödünç almaktadir. Püritenlerin Eski Ahit'ten aldiklari düsünce ise sudur: 'Bilinçli bir biçimde, Tanri'nin seçilmis halkina ait olan Vaadedilmis Topraklar'daki Kenan halkini yok etmek'. Katliami uygulayan Püritenler, yaptiklari isi tümüyle dini liderlerinin kontrolünde gerçeklestiriyorlar, 'kutsal misyon'larini yerine getiriyorlardi. Öyle ki, kizilderili erkek, kadin ve çocuklar tümüyle Eski Ahit emirlerine göre katlediliyorlardi. Kendi kullandiklari Tevrat deyimlerine göre, Püritenler, kizilderili çadirlarini 'kizgin atesli firinlara' döndürüyorlar, içindeki kurbanlari Tevrat deyimiyle 'olabilecek en kötü ölümle' öldürüyorlardi. Bir baska Tevrat ayetinin deyimiyle ölenler 'atesin içinde kizariyor, ancak oluk oluk akan kanlari atesi söndürüyor'du. Katliami uygulayanlar ise 'Yehova'nin övgüsüne layik' oluyorlardi. Bundan bir kaç yil sonra ise New York bölgesindeki yerlilerin 'temizlenmesi' operasyonu düzenlendi. Örnegin, Subat 1643'de Güney Manhattan'da Hollandali askerler tarafindan Algonquin Kizilderilileri'ne karsi gerçeklestirilen ve David de Vries tarafindan aktarilan katliam söyleydi: 'Askerler pek çok Kizilderili'yi uykularinda öldürdüler. Annelerinin gögüslerinden çekilip alinan bebekler anne-babalarinin gözleri önünde kiliçla parçalaniyor ve bebeklerin parçalari atese atiliyordu. Kundaktaki bebekler besikleri içinde parçalaniyor, kafalari eziliyor, en tas-yürekli adamin bile vicdanini sizlatacak bir vahsilikle öldürülüyorlardi. Bazi bebekler nehire atildi, onlari kurtarmak için anne ve babalari da suya atladi. Ama askerler ne çocuklarin ne de anne-babalarin sudan çikmalarina izin vermediler, hepsi boguldu.88
Chomsky'e göre, ABD'nin 20. yüzyilda dünyanin dört bir yaninda uyguladigi ya da uygulattirdigi terör (terörizm kültürü) de kaynagini Püritenlerin Amerika'ya yükledigi vahset geleneginden almaktadir:

Amerika'nin Yahudilesme Süreci...
"Amerika'ya bagli olmakla yahudilige bagli olmak arasinda hiçbir uyumsuzluk yoktur. Yahudi ruhu, aslinda modernizmdir ve bütünüyle Amerikali'dir"
- Louis D. Brandeis
Püritenlik, ayni Ingiltere'de oldugu gibi, Amerikan ruhuna yalnizca çok önemli bir yahudi sempatizanligi enjekte etmekle kalmadi, ayni zamanda yahudi düsüncesindeki pek çok faktörü de Amerikan kültürüne ekledi. Bu faktörlerin basinda, az önce inceledigimiz gibi, M. Tevrat kökenli vahset gelenegi geliyordu. Noam Chomsky, ABD'nin bugün dünya çapinda uyguladigi vahsetin kökeninin (ki buna Culture of Terrorism-"Terörizm Kültürü" adini veriyor), Püritenlerin Kizilderililer'e yaptigi katliamlara dayandigini vurguluyor.

Bunun disinda, gerçekte yahudi dininde olan pek çok faktör, Amerikan ruhuna etki etti. Böylece Amerika, açik bir "yahudilesme" yasadi. Yahudi düsüncesine tümüyle uyum sagladi, onu tümüyle kabul etti, ona tümüyle teslim oldu... Ve Amerika, Kolomb'un amacina uygun olarak, "yahudiler için iyi bir yer" oldu. Yahudi inanci ve felsefesi, Amerika'nin kurumlasmasina kaynak olmustu. The Universal Jewish Encyclopedia, "The United States" basligi altinda sunlari not ediyor:

Zenci Düsmanliginin Ibrani Kökenleri
"Siyah dogmus olmak Tanri'nin bir cezasidir"
- Kabala'dan

Diger yahudi kaynaklarinda da benzer sapkin inanislar bulmak mümkündür. Örnegin Kabala'ya göre, zenci olmak, dogrudan asagi bir irktan olmak anlamina gelir. Kabala'nin temel eserlerinden olan Yaratilis Kitabi (Sefer ha Yetsira), "Siyah dogmus olmak Tanri'nin bir cezasidir" hükmünü içerir.104 Dolayisiyla, pek çok motifini yahudi kaynaklarindan almis olan Bati irkçiliginin, zenci düsmanligini da ayni kaynaktan derledigini anlamak pek zor degildir.
Alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/2/2009 - Mesih PLANI-1



 Mesih Plani'nin Süleyman Tapinagi etrafinda dönüp-dolasmis olan 500 yillik gizli tarihini incelemeye baslayabiliriz.

DÜZEN'IN GIZLI TARIHI
"Tarih rastgele gelismez. Gözünden hiçbir sey kaçmayan Dünya Üstadlari'nin yapitidir tarih. Dogal olarak, Dünya Üstadlari giz araciligiyla korurlar kendilerini."
Umberto Eco, Foucault Sarkaci, s. 202

"Beth" ve "he"
(Yani "Be ezrat ha Chem" ya da "Baruch Chem"; "Tanri [Yehova] kutsaldir")

Yeni Dünya'nin kesif öyküsü egzotiktir. Kristof Kolomb, 3 Agustos 1492'de—yahudi takviminde Kudüs'teki Süleyman Tapinaginin Romalilar tarafindan yikilisinin günü olan Ab ayinin 9'undan bir gün sonra—beraberindeki üç karavela ile birlikte büyükçe bir kalabaligin toplandigi Ispanya'nin Palos limanindan yola çikar. Beraberinde onbes aylik yiyecek ve alti aylik su vardir. Bilinmeyene dogru yola çikmaktadir. Kesif heyeti toplam seksen kisiden olusmaktadir. Amiral sancagi Kolomb'un gemisi olan Santa Maria'ya çekilmistir. Kolomb seyir defterine söyle yazar: "3 Agustos Cuma, buradan itibaren kendi yoluma koyulmam ve Hintlere ulasana kadar seyredebilmem için rota Alteslerinize ait olan Kanaryalardir... Amacima ulasmak için uykuyu unutmam gerekiyor..." Iki aydan daha fazla bir sürenin sonunda, 11 Ekim Persembe günü, Kolomb Yeni Dünya'ya ayak basar. Hint adalarindan birisi sandigi bu kara parçasina, San Salvador adini verir. Diz üstü çöker ve dua eder:

Ebedi ve kadiri mutlak Tanri, yaratici sözün enerjisiyle gögü, denizi ve yeri doguran Tanri! Adin heryerde kutsansin ve ünlensin! Senin Yüceligin ve Egemenligin yüzyildan yüzyila ululansin, Kutsal Adinin senin hükümranlik alaninin simdiye kadar sakli olan bu yarisinda, kölelerinden en sefilinin araciligiyla taninmasina ve yayilmasina Sen izin verdin...
Bunlar, Kolomb hakkinda bilinen ve resmi olan bilgilerdir. Ama Yeni Dünya'yi gün isigina çikararak tarihi derinden etkileyen bu denizcinin bir de resmi tarih disindaki bir kimligi ve misyonu var. Son olarak "Yeni Dünya Düzeni" adi altinda ortaya çikan Düzen'in gerçek kimligini ve misyonunu tanimak için, Kolomb'un gerçek kimligini ve misyonunu da tanimak gerekiyor...

Kristof Kolomb'un Bilinmeyen Öyküsü
Amerika'yi "kesfeden" ve kendisinden 5 yüzyil sonra ortaya çikacak olan Yeni Düzen'e bu sekilde bir anlamda "babalik" yapan Kristof Kolomb kimdi acaba? Niçin çok daha önceden bulunmus olmasina ragmen, asirlar boyu bu kitayi yeni "kesfetmis" bir kisi olarak tanindi? Yola çikarken amaci neydi? Karaya ulastiginda hangi "Tanri"ya yakarista bulunmustu?
Kabala diyari Ispanya'dan Yeni Dünya'ya yolculuk eden bu denizcinin kimligini arastirdigimizda sasirtici bir gerçekle karsilasiyoruz. Çünkü, hakkinda sayisiz kitap yazilan, filmler çevrilen ve bu "resmi" bilgilerin hemen hepsinde bir hiristiyan misyoneri olarak tanitilan Kolomb, aslinda bir yahudi... Yahudi yazar David M. Eichhorn, söyle diyor: "Aslinda ismi Colombus degildi. Genova'da dogmus bir Italyan da degildi. Asil ismi Juan Colon olan ve Pantevedra yakinlarinda dogmus olan bir Ispanyol yahudisiydi." 1

Türk yahudi cemaatince yayinlanan Salom gazetesinde ise, Dalia Sayah'in yazdigi "Kristof Kolomb gerçekten Yahudi miydi?" baslikli bir arastirma yayinlanmisti. Yazi bazi ilginç bilgiler veriyordu:

... Fakat asil önemlisi Kolomb'un ailesine yazdigi bütün mektuplarin sol üst kösesinde göze çarpan ilginç bir monogramdir.Yarim yüzyil önce Maurice David'in çözdügü bu monogramin bir Yahudi'nin kaleminden çikan her türlü yazinin basinda bulunmasi gereken iki harften: 'bet've'he'den olustugu bugün biliniyor." (Beth ve he: yani Be ezrat ha Chem ya da Baruch Chem, Tanri (Yehova) kutsaldir...) O'nun bir Marrano (Yahudi dönmesi) oldugu iddiasini kanitlayan baska bir nokta ise tablolarinda sol elini belli bir sekilde tutmasidir. Bu Marranolarin birbirlerini tanimak için kullandiklari gizli bir isaretti... Kristof Kolomb... Artik bu büyük kasifin gerçek kimliginin ortaya çikmasinin zamani geldi. Sefarad Kristof Kolomb! Onu artik tanimlayabiliriz bile: Amerika'daki kuzenimizdi O!2

Salom, bir baska sayisinda ise; Sarah Leibovici'nin yazdigi Christophe Colomb Juif, Marieanne Mahn Lott 'un yazdigi Portrait Historique de Christophe Colomb ve M. Kayserling'in kaleme aldigi The Participation of the Jews in the Spanish and Porteguese Discoveries adli kitaplari kaynak göstererek, Kolomb hakkinda su bilgileri veriyor:
Kolomb yahudi miydi? Bugün artik bu kesinlesmistir. Iste tartisma götürmez bir kanit: Günah çikardigi rahip Hernando de Talavera'nin, Kraliçe Isabella'ya Kolomb'un yola çikisindan bir kaç gün önce yolladigi mektup. Talavera, Kraliçe'ye bu 'seytandan esinlenen yabancinin böylesi çilgin bir serüvene atilmasina izin vermemesi' için yalvarmaktadir. Söyle devam eder rahip: 'Eger kutsal Ruh evlatlarinin dis denizlere açilmasini isteseydi, bunu yapmalari için, kökenleri meçhul bir yabancinin gelisini bekler miydi hiç?' Rahibin antisemit duygulari bu satirlarda pek belirgin degilse de daha ileride iyice ortaya çikar: 'Rahip Jean'in gördügü düsü tam olarak anlayamadim; Kolomb'un nefret edilesi gezisi sonucunda, nasil olur da kutsal topraklar yahudilerin eline geçebilir? Rahip Jean, bana, düsünde Aziz Jean Baptiste'i gördügünü ve kendisine Kolomb'un yolculugunun yahudiler için çok bereketli olacagini, Isa'nin mezarini ele geçireceklerini açikladigini söyledi.' ... Günümüzde Simon Wiesenthal'in La voile de L'espoir (Umut Yelkeni) ve Sarah Lerbovici'nin 'Kristof Kolomb Yahudiydi' kitaplarinda savunduklari tezi çogu tarihçi onaylamaktadir: Amerika'yi kesfeden bir 'konverso'dur (yahudi dönmesi)... Peki kimdir Kolomb ile birlikte yola çikanlar?... Engizisyondan kaçan yahudiler mi?... Tarih bize hala bu sirri açiklamamistir. Tek bilinen sey Kolomb'un gemilerinde rahip bulunmadigi, Arapça ve Ibranice tercümanlarin yer aldigidir.3

Kolomb'un imzasindaki yahudi sembolleri, yahudi tarihçi Lee M. Friedman tarafindan da vurgulanir. Buna göre, Kolomb'un imzasinin içinde "kusursuz bir üçgen", yani "yahudiler için kutsal olan ve sinagoglarla mezarliklarda sikça kullandiklari bir figür" bulunmaktadir.4
Kolomb'un ailesi Barselona'dan gelme Katalan kökenli yahudilerdendi. Tarihçiler Cenova'da yasayip Ispanyolca konusan Kolomb ailesinin Yahudi oldugunu bildiriyorlar. Fransiz Ça M'Interesse dergisi de, Ekim 1991 sayisinda, Kolomb'un Katalanya kökenli, sürülmüs ve Cenova'ya siginmis bir gizli-yahudi (konverso) oldugunu vurgulamisti. Yahudi tarihçi M. Kayserling ise, Kolomb'un esi Beatrice Enriquez'in de yahudi oldugunu bildirir.5

Kuskusuz Kolomb'un köken olarak yahudi olmasi tek basina fazla bir sey ifade etmemektedir. Önemli olan, Kolomb'un bu sakli kimliginin çiktigi yolculukta bir rolü olup olmadigidir. Bu soruya cevap olacak bazi bilgileri yine Salom veriyor:

Ünlü bir Ispanyol 'Kolomb uzmani' olan Consuelo Varela'ya göre: 'Kolomb Eski Ahit'i neredeyse ezbere bilirdi. Ayni sosyal sinifa mensup bir Katolik için böyle bir sey sözkonusu olamazdi. Üstelik ünlü gemicinin en büyük düsü Kudüs Tapinagi'ni yeniden insa etmekti. Oysa Katolik kilisesine göre, Isa yahudileri lanetlemisti, Tapinak bir daha asla insa edilemeyecekti. Bugün Kristof Kolomb'un yahudiligi artik tartisma götürmez bir olgudur.6
Kolomb'un Muharref Tevrat'i ezbere bilecek kadar dindar bir yahudi olmasinin yaninda, kendine hedef olarak da Süleyman Tapinagi'nin yeniden insasini sezmis olmasi ilginç degil mi? Süleyman Tapinagi'nin yeniden insasinin Kabalacilar'ca Mesih'in gelisinin en önemli sarti olarak kabul edildigini (bkz, "Giris") ve Kabalacilar'in merkezinin de Kolomb'un yola çiktigi Ispanya oldugunu hatirladigimizda, Yeni Dünya'nin neden kesfedildigi konusunda farkli gerçeklerle karsilasiyoruz...

Mesih Için Gerekli Ilk Kehanet: 'Dünyanin Dört Bir Yanina Dagilmak'...
Kolomb, "yahudiler için iyi bir yer" aramak ve yahudi inancina göre Mesih'in gelisinin ve yeryüzü kralliginin kurulusunun alameti sayilan Süleyman Mabedi'ni yeniden insa etme görevine soyunmak için yola çikmisti. Bu durumda, Kolomb'un ve onu yollayanlarin Mesih'in yeryüzüne yeniden dönmesi için büyük bir çaba içinde olduklari, yani Mesih Plani'ni gerçeklestirme üzerinde çalistiklari belli oluyor. Kolomb'u bu kutsal amaç için, bu denli organize bir hareket içinde yeni bir "yeryüzü cenneti" bulmaya yollayan Kabalaci dostlari, kuskusuz Mesih'in gelisi için gerekli olan diger sartlari da hazirlamaya çalisacaklardi. Mesih'in gelisi kutsal kaynaklarda yazilan bir vaad olduguna göre, onu "getirmek" de ancak konuyla ilgili kehanetleri yerine getirmekle mümkün olabilirdi.
Yahudi inancina göre bu kehanetlerin basinda ise, yahudilerin tüm dünyaya yayilmis olmalari sarti geliyordu. Encyclopaedia Judaica, bu inanci söyle bildiriyor: "Mesih'in tekrar gelisine dair olan kehanet, ancak yahudilerin dünyanin dört bir yanina yayilmalari ile gerçeklesebilecekti." 19

Evet, kehanetlere göre, Mesih geldiginde yahudiler dünyanin dört bir yanina dagilmis durumda olacaklar ve Mesih onlari çagirdiginda da hepsi Vaadedilmis Topraklar'a geri döneceklerdir. (Bu kehanetin daha detayli olarak açiklanisinin Kabalaci Menasseh Ben Israel tarafindan yapildigini ilerki sayfalarda görecegiz.)

Kendilerine baslica hedef olarak Mesih'in gelisiyle ilgili kehanetleri gerçeklestirmeyi edinen Kabalacilar, kuskusuz bu önemli kehanete karsi kayitsiz kalamazlardi. O dönemde yahudiler "dünyanin dört bir yanina" dagilmis durumda degildiler. Hatta Avrupa'nin pek çok ülkesinde bile yahudi yoktu. Dogu Avrupa'da Askenaz yahudileri vardi. En yogun yahudi nüfusu ise Kabala diyari Ispanya'da yasayan Sefarad yahudileriydi. Eger Mesih'in gelisi için gerekli olan kehanet yerine getirilecek, yani yahudiler "dünyanin dört bir yanina" yayilacaksa, bu Ispanya'dan olmaliydi.

Ama bu is nasil olacakti?... Ispanya'da yasayan yahudiler, dogal olarak, sirf Kabalacilar öyle istedi diye evlerini birakip "dünyanin dört bir yanina" gitmezlerdi ki. Hem yahudiler idealist davranip böyle bir göçü kabul etseler bile, Kabalacilarin istegiyle gerçeklesecek bir yayilma biraz dikkat çekici olmaz miydi? Böyle bir yolculugun ardindaki niyet ortaya çikmaz miydi? Hem sonra hangi ülkenin hükümdari durup dururken kapisinda bitiveren yahudileri kabul ederdi? Yahudiler onlara "kehanet geregi dünyanin dört bir yanina yayilmamiz gerekiyor, bizi kabul eder misiz" mi diyeceklerdi?

Bu "dünyanin dört bir yanina yayilma" projesi, olsa olsa farkli bir görünüm altinda olabilirdi. Sanki bu isi Kabalacilar istememisler de, yahudiler mecbur kalmislar gibi bir görüntü, en iyisiydi. Baska bir deyisle, yahudiler ancak Ispanya'dan sürülürlerse plan istenen biçimde isleyebilirdi.

Iste isin asil ilginç yani buydu. Çünkü Kolomb "yahudiler için iyi bir yer" aramak üzere yola çikarken, Ispanyol yahudileri de—Mesih'in dönüsüyle ilgili kehanete uygun olarak—Ispanya'dan çikip "dünyaya yayilmak" üzereydiler: Sefaradlar, Ispanya'dan sürülüyorlardi... Salom, bu "dramatik" sürgünü söyle anlatiyor:

1452'de (yahudi tarihi) 2 Agustos'u, 3 Agustos'a baglayan gece aslinda olup bitenler neydi? O gece 'Tasa be av' di, yani yahudilere Ispanya'dan çikmalari için taninan sürenin son günüydü... O gece Kristof Kolomb bilinmeyene yolculugunun saatini hesaplamisti... Amiral gemisinde gizlenerek yola çikan bu insanlar kimdi? Hangi umutlarin tasiyicilariydilar? Ispanya'dan kovulduktan sonra hangi yeni barinaklari düslüyorlardi? Hangi 'Gan-Eden' (yeryüzü cenneti)di onlari bekleyen?
Evet, Kolomb, Mesih'in gelmesinin bir sarti olan Süleyman Mabedi'nin insasi için denize açilirken, Mesih'in gelmesinin bir baska sarti da yanibasinda gerçeklesiyor, Sefarad Yahudileri Ispanya'dan sürgün edilerek "dünyanin dört bir yanina" dagiliyorlardi.
Bu Kabalacilar adina yalnizca mükemmel bir tesadüf müydü?

Eger yahudilerin, resmi tarihte anlatildigi ve sikça propaganda malzemesi yapildigi gibi Ispanya Krali'nin ve Engizisyonun uyguladigi büyük zulüm nedeniyle Ispanya'dan sürüldüklerini kabul edersek, sözkonusu olayi belki bir tesadüf olarak yorumlayabiliriz. Ne var ki, Ispanya sürgünü, anlatildigindan çok daha farkli gerçekleri içermektedir.

Sürgünü incelemeye baslamadan, öncelikle bir noktaya dikkat etmek gerekir: Bir ülkeden bir topluluk sürülüyorsa, dogal olarak o toplulugun o ülkede son derece güçsüz ve savunmasiz oldugu düsünülür. Kendileri için son derece aci bir gelisme olan sürgünü engelleyemediklerine göre, o ülkede zaten son derece egreti duruyorlar demektir. Buna karsilik, eger bir azinlik bir ülke içinde güçlüyse, yönetime etki edebiliyorsa, kendi haklarini koruyabilir, imtiyazlar elde edebilir.

Iste Ispanya sürgününün en ilginç ve sasirtici noktalarindan birisi buradadir. Çünkü sürgün öncesinde yahudiler ülke içinde olaganüstü derecede etkindiler. Ekonomiyi ellerinde tutuyor, sarayi yönlendirebiliyorlardi. Öyle ki, Ispanya neredeyse bir yahudi topragiydi.

Yahudi Topragi Ispanya!...
Evet, 1492 Ispanya'si gerçek bir yahudi topragiydi. Yahudiler özellikle ekonomide büyük bir egemenlik kurmuslardi ve Saray'i da istedikleri gibi yönlendirebiliyorlardi. Hatta Ispanya'nin Krali olan Ferdinand (solda) bile yahudi asilliydi. Yahudi tarihçi Kayserling söyle anlatiyor:

Kral Juan'in en yakin dostlari yahudilerdi ve ona önemli hizmetlerde bulunuyorlardi. 1469'da oglu Ferdinand V. Henry'nin kizkardesi olan Isabella ile evlendi. Bu evlilik yahudiler ve dönmeler tarafindan da desteklendi. Çünkü Ferdinand annesi tarafindan Yahudi kani tasiyordu ve Ferdinand'in da babasi gibi yahudilere dostça davranacagi umuluyordu. Ferdinand'in vergi bakani da zengin bir yahudi olan Don Abraham Senior idi.20

Yahudiligin anneden geçtigi kabul edilir, bu nedenle Ferdinand tam bir yahudidir. Daha da önemlisi, Kral'in yahudiligi, hem kendisi hem de etrafi tarafindan önemsenen bir gerçektir. Bunun en açik örnegini, Kolomb'un Kral'a olan bakis açisinda bulabiliyoruz. The New Republic'e göre, "Kolomb, Ferdinand'in Hz. Davud olduguna ve onun hükümdarligiyla, hahamlarin öngördüklerinin gerçeklesecegine inaniyordu." 21 Kolomb, soydasi olan Krali denizin ötesinde bir topragin varligina ikna etmek için de M. Tevrat ayetlerini kullanmisti. Kolomb'un Ferdinand'a gösterdigi ayet, M. Tevrat'in Ezra bölümünde geçiyordu ve "dünya alti parça toprak ve bir parça sudan olusur" hükmünü tasimaktaydi.

Yahudiler devlet hiyerarsisinin bir alt kademesinde de etkindiler. M. Kayserling, Konsüllüklerdeki en önemli görevlerin yahudi dönmeleri tarafindan paylasildigini bildiriyor ve ayrica Hazine Bakani Aragon Saragoza'nin da kendi adina sinagog yaptirmis olan bir Yahudi dönmesi olusuna dikkat çekiyor.22 Christopher Colombus kitabinin yazari Salvador de Madariaga ise su bilgileri veriyor:

Kisa zamanda yahudiler devletin ve kilisenin üst mevkilerine geldiler. Yahudilerin taht üzerindeki etkisi tahmin edilenden çok daha büyüktü. Isabella'nin, Portekiz Krali yerine Ferdinand ile evlenmesi yahudilerin isiydi. Hem Kral, hem de Kraliçe dönmeler tarafindan sarilmisti. Kralin iki sekreteri dönme idi, General Bailiff, Hazine Baskani, Finans Müdürü hiristiyanlasmis yahudiler (dönmeler)di... Ferdinand, kralligin üç anahtarini yahudilere teslim etti: Perpigna ve Pamplora bölgeleri ve Majorca donanmasi. Aragon kilisesi de yahudilerin elindeydi. Kraliçe Isabella'nin mali, askeri ve dini idareleri de yahudilik bakimindan pek geri kalmiyordu. Ölümünde bile yaninda bulunan Moya Markizi, dönme Andres Cabrera'nin karisiydi.23
Ingiliz tarihçi Jean Plaidy'nin bildirdigine göre de, ülkedeki vergi memurlarinin büyük kismi yahudilerden olusuyordu. Ayrica Kraliçe Isabella'nin çevresi de yahudi danismanlarla doluydu.24
Yahudilerin bu denli etkin ve güçlü bir konuma gelmelerinde, üstte de vurgulanan "dönme"lik sistemi önemli rol oynamisti. Katolik yasalari yahudileri resmi görevlerden disladigi için çogu yahudi din degistirmis gibi görünüyor ve böylece devlet yapisi içinde kolaylikla yükselebiliyordu. Bu "dönme"lerin neredeyse tümünün gerçekte asil dinlerine olan bagliliklarini koruduklari ise herkesçe bilinen ve kabul edilen bir gerçektir.

Iste böylesine "yahudi" bir Ispanya'dan 1492'de yüzbinlerce yahudi sürüldü. Bu durumda akla su soru geliyor: Madem yahudiler bu kadar etkin ve güçlü bir konumdaydilar, nasil oldu da sürgün olayini önleyemediler?
Bu soruya cevap vermek gerçekten de oldukça zor.

Iste bu noktada yukarida vurguladigimiz diger olasilik gündeme geliyor. Mesih'in gelisi için yahudilerin dünyanin dört bir yanina dagilmalari gerektigi seklindeki kehanetle, Ispanya sürgünü yanyana kondugunda ilginç bir paralellik doguyor. Bu paralellik, sürgünün yahudileri "dünyanin dört bir yanina" yaymak isteyen Kabalacilar açisindan hiç de olumsuz bir gelisme olmadigini, tam tersine onlar adina büyük bir kazanç, belki de "basari" oldugunu gösteriyor. (Ancak bu kazanç, sürülen pek çok siradan yahudi için geçerli degildi elbette. Kazanç, ancak "Mesih'in gelisinin" hesaplarini ince ince yapan yahudi önde gelenleri yani Kabalacilar için geçerli olabilirdi.)

Olayin bütün parçalarini bir araya getirdigimizde ortaya çikan sonuç, sürgünün bir provokasyon olabilecegidir. Yahudilerin, yahudi topragi Ispanya'dan, bir yahudi kehanetine uygun olarak sürülmesinin bundan daha mantikli nasil bir açiklamasi olabilir ki?

Ancak yine de simdiye dek inceledigimiz bilgiler kesin bir yargiya varmak için yeterli degildir. Bu nedenle olayin Kabalacilar açisindan çok faydali bir tesadüf mü, yoksa onlar tarafindan hazirlanmis bir provokasyon mu oldugunu anlamak için, sürgünün kimler tarafindan organize edildigini, kimlerin kiskirtmasiyla gerçeklestigini incelemek gerekmektedir. Bunun için de, Ispanya'da 15. yüzyilin ortasinda alevlenen "yahudi sorunu"na bakmakta yarar var.

Ispanya'nin hangi yüzyildan beri yahudilere yurt oldugu konusunda farkli görüsler vardir ama kesin olarak bilinen, büyük bir yahudi cemaatinin Ispanya topraklarinda, özellikle de Kraliçe Isabella'nin yönetiminde olan Castile'de uzun yüzyillardir yasadigidir. Ortaçag boyunca, özellikle de Endülüs Emevileri yönetiminde bu yahudilere herhangi bir önemli baski uygulanmamisti. Ancak 1400'lü yillara yaklasildiginda, yahudiler üzerine kisitlamalar getirildi ve agir vergiler kondu. Çogu tefecilik yapan ve yine çogu bu yoldan büyük servetler elde eden yahudiler, halk tarafindan kuskuyla bakilan, sevilmeyen insanlar haline geldiler. Fernando Martinez gibi bazi fanatik rahiplerin kiskirtmalari nedeniyle yahudilere karsi duyulan antipatinin derecesi yükseldi. Bu toplumsal kutuplasma sonucunda yahudiler hakkinda 1400'lü yillarin basinda daha da kisitlayici yasalar çikarildi. Böylece yahudiler oldukça zengin fakat siyasi ve toplumsal haklardan mahrum bir topluluk haline geldi.

Ama yahudiler buna bir çözüm bulmakta gecikmediler. Kisitlamalar yahudi irki üzerine degil, yahudi dini üzerine konmustu, dolayisiyla vaftiz olup hiristiyan dinini seçtiklerini duyurarak üzerlerindeki tüm kisitlamalardan bir anda kurtulabiliyorlardi. Bu yöntem yahudi toplumu içinde hizla yayildi ve kisa sürede onbinlerce yahudi dönmesi olustu. Ispanyollar bu dönmelere "konverso" ya da biraz asagilayici bir dille "marrano" adi veriyorlardi. Konversolar ellerindeki maddi gücü politik imkanlarla birlestirince, büyük bir hizla yükseldiler. Ingiliz tarihçi-yazar Jean Plaidy, The Rise of the Spanish Inquisition adli kitabinda, konversolarin yükselisini söyle anlatiyor:

Bir kaç yil içinde, konversolar, kisitlamalardan kurtulmus olarak, nüfusun en varlikli kesimi haline geldiler ve daha da ilginci devlet kademelerinde hizla yükseldiler. Bazilari aristokrasiden kisilerle evlendi, maddi durumlari kötülesmis olan asillerin çogu da zaten son derece varlikli olan yahudilerle evlenmek için can atiyorlardi. Bazi konversolar Kilise'ye bile girdiler.25
Ispanya'daki asil sorun da zaten bu noktadan dogdu. Çünkü zamanla bu konversolarin aslinda dinlerini degistirmedikleri, yalnizca hiristiyan görünümü altina girdikleri farkedilmeye baslandi. Hele neredeyse tüm vergi memurlarinin bu sahte hiristiyanlardan olustugu ögrenilince, hiristiyan çevreler büyük tepki gösterdi. Buna bir de kan olaylari 26 eklenince, kutuplasma iyice keskinlesti ve Engizisyon ülkeye çagrilarak, gerçek hiristiyanlarla sahtelerini ayirt etmesi istendi. Engizisyonun 1474 yilinda ülkeye girisi ile birlikte, 1492'de sürgünle bitecek olan süreç baslamis oldu.

Dikkat edilirse, gerginligin tirmanmasindaki en önemli etken, konversolarin gerçekten "dönmediklerinin", hiristiyan görünümü altinda yahudiliklerini sürdürdüklerinin ortaya çikmasiydi. Bu, kendi kendine ortaya çikmadi. Bazi durumlarda yahudi geleneklerini sürdüren konversolarin dikkatsizlik sonucu kendilerini ele verdikleri olmustu, ancak bu konu, asil olarak yapilan yogun propagandalar sonucunda gündeme gelmisti.

Halkin dikkatini konversolarin ikiyüzlülügüne yönelten propagandanin basini ise Alonso de Spina adli bir rahip çekiyordu. Spina, yazdigi Fortalitium Fidei (Imanin Kalesi) adli kitapta, inananlarin birbirine kenetlenmesini ve sahte hiristiyanlarin gerçek yüzünü ortaya çikarmasini istiyordu. Konversolar ve yahudiler üzerine baskilar uygulanmasini isteyen Spina, konversolarin ikiyüzlü birer sahtekar oldugu propagandasini yapiyordu. Spina, bu düsünceyi yayginlastirdiktan sonra, Kral ve Kraliçe'ye ülkeye Engizisyon'u davet etmeleri için sürekli olarak telkinde bulunuyordu. Ama olayin çok ilginç bir yönü vardi. Jean Plaidy, söyle yaziyor:

Yahudiler için Castil'de Engizisyon kurulmasini isteyen Alonso de Spina dönmelerin ikiyüzlülügüne dikkat çeken bir doküman yayinlamisti. Dokümanda yahudiler hakkinda oldukça sert ve saldirgan bir üslup kullaniliyordu. Ama ilginç olan kendisinin de bir yahudi dönmesi olmasiydi.27
Sürgünü kiskirtan ikinci önemli isim ise, Pablo de Santa Maria adli bir baska rahipti. Kilise içinde kisa sürede yükselen Pablo, Burgos Piskoposu makamina getirilmisti. Ve o da ayni Alonso de Spina gibi yahudilere ve konversolara karsi halki kiskirtiyordu. Yazdigi Scrutinium Scripturarum adli kitap, Engizisyon'a zemin hazirlayan en önemli çalismalardan biri oldu.
Ama yine çok ilginç bir gerçek daha vardi ortada: Çünkü yahudi aleyhtarligini körükleyen Pablo'nun kendisi de bir konversoydu!... Vaftiz olup Kilise'ye katilmadan önce, ismi Solomon Halevi olan bir yahudiydi ve Isaac Ben Shehet Perfet gibi ünlü hahamlardan dersler aliyordu. Yahudi yazar Elie Kedourie, Spain and the Jews adli kitabinda, Alonso de Spina'nin ve Solomon ha-Levi'nin "hiristiyanliga döndükten" (!) sonra yazdiklari yahudi aleyhtari yazilarla, sürgünün en önemli iki hazirlayicisi olduklarini söyler.28

Peki bu durum biraz garip degil midir sizce? Bu kisiler, yahudi kaynaklarinda söylendigi gibi gerçekten "dönmüs" ve hiristiyanlasmis olsalar bile, neden irkdaslarina ve eski dindaslarina böyle büyük bir düsmanligi göstermis olsunlar? Tam tersine, yahudilere ve konversolara diger hiristiyanlardan daha yumusak ve anlayisli davranmis olmalari gerekmez mi?

Bu garip durum, ister istemez akla öteki ihtimali getirmektedir. Yani bu kisilerin gerçekte yahudi olmayi sürdürdükleri, ancak Mesih Plani'ndaki "yahudileri dünyanin dört bir yanina dagitma" hedefi ugruna Ispanya'dan yapilacak bir sürgün planinin pesinde olduklari ihtimalini.

Sürgün olayini incelemek için, tüm bunlarin yaninda operasyonun bir numarali sorumlusu olan Engizisyon'un basi Thomas de Torquemada'ya göz atmak gerekir. Çünkü Torquemada, neredeyse tek basina, "yahudileri süren adam"dir. Torquemada'nin misyonu, Engizisyon'un ülkeye girmesiyle baslar. Engizisyon, yahudilerin gerçekten "dönüp-dönmediklerini" arastirmak ve sahte dönmeleri cezalandirmakla yükümlüdür. Ve sonunda Torquemada'nin etkisi ile bütün yahudilerin ülkeden sürülmesini saglar. Yahudiler arasinda büyük tedirginlik yaratan Engizisyonun yapisi açikça "antisemit"tir.

Ama ne kadar "gerçek" bir antisemitizm, ne kadar "sahte"?

Bunu anlamak için, Engizisyon'un bir numarali ismine, üstte sözünü ettigimiz Torquemada'ya baktigimizda yine ilginç bir gerçekle karsilasiriz: Garip ama gerçek, sürgünü kiskirtan diger iki önemli isim gibi, "büyük yahudi düsmani" Torquemada da yahudi asillidir!

Jean Plaidy, Kraliçe Isabella'nin sekreteri yahudi yazar Hernando Del Pulgar'in yazdiklarina dayanarak, Torquemada'nin yahudi asilli oldugundan söz eder.29 Yahudi yazar Nathan Ausubel ise, Thomas de Torquemada'nin büyükbabasi, Alvor Fernandez de Torquemada'nin, yahudi bir kadinla evli oldugunu yazar.30 Yahudiligin anneden geçtiginin kabul edildigini hatirlatirsak bu bilgi daha da anlamli hale gelmektedir.

Fransizlar'in ünlü tarih dergisi Historia ise söyle demektedir: "Aragonlu Kral Ferdinand'in, onun annesinin, Engizisyon'un basi olan Torquemada'nin, Cervantes'in karisinin, Avilali Sainte Therese'in ve daha birçok kisinin yahudi oldugunu söylerler. Bunda haklidirlar da." 31

Kuskusuz sürgünün en önemli mimarinin yahudi asilli olusunu da "tesadüf" olarak yorumlamak biraz zordur. Tüm bulgular göstermektedir ki, sürgün bir provokasyondur!...

Böylece, konversolarin (gizli-yahudiler) kiskirttigi yahudi aleyhtari ortamda, yahudi asilli Torquemada'nin yönettigi Engizisyon, ne hikmetse (!), kehanete uygun olarak yahudileri Ispanya'dan kovup "dünyanin dört bir yanina" dagitmaya çalisir. Amacin, yahudileri "dünyanin dört bir yanina" dagitmak oldugunun bir baska göstergesi de, Engizisyon'un, yahudileri ille de göç etmeye tesvik etmesidir. Yahudi asilli Fransiz yazar Jacques Attali'nin dedigi gibi, "... Krallik iktidari tarafindan islemlerin bütününü gözetim altinda tutmakla görevlendirilen Engizisyon, yahudileri din degistirmeye degil de, sürgünü tercih etmeye yöneltmektedir." 32

Alıntıdır
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/3/2008 - Yahudi Inancindaki 'Yükselis': Mesih Beklentisi

Yahudi Inancindaki 'Yükselis': Mesih Beklentisi

70 yilinda Filistin'den sürülmelerinin ardindan, yahudiler için "diaspora" dönemi, yani Israil topraklari disindaki dönem basladi. Çesitli ülkelere dagildilar. Gittikleri her ülkede azinlik konumundaydilar. Hiristiyan dünyasi, onlara fazla sempati göstermiyordu. "Isa'nin katilleri" sifatini kazanmislardi bir kez.3 Bu ortamda, yahudiler arasinda, eskiden beri kutsal metinlerde yer alan bir konu gittikçe önem kazanmaya basladi. Bu, bir gün bir "Mesih"in gelecegi ve yahudilerin onun önderliginde Filistin'e geri dönecekleri inanciydi. Mesih'in gelisi, asirlar boyu yahudi gettolarinda en çok konusulan ve beklenen kehanet oldu. Her gün düzenli olarak, Mesih'in gelisi için dua edilirdi. Mesih inanci, güçlenerek devam etti. "Yahudi Ansiklopedisi"Encyclopaedia Judaica, konuyla ilgili olarak su bilgileri veriyor:

Hahamlarin düsüncesine göre, Mesih, insanlik tarihinin en üst noktasinda, Israil'i kurtaracak ve yönetecek olan kraldir. Bu sekilde, Tanri'nin Kralligi, kurulmus olacaktir... Mesih, Israil'in düsmanlarini yenecek, yahudi halkini yeniden topraklarina kavusturacak, onlari Yehova'yla yakinlastiracaktir. Bir peygamber, savasçi, hakim, kral ve Tevrat ögreticisi olacaktir... Hahamlar, Mesih'in Davud'un soyundan gelecegine inanirlar.4
Yahudi ögretisinin temel taslarindan biri olan Mesih inanci, görüldügü gibi, Israilogullari'nin yükselis beklentisidir. Kuran ayetinde "Israilogullari'nin yükselisi"nin yeryüzünde bozgunculuk (anarsi, adaletsizlik, dejenerasyon, siddet, zulüm vb.) çikarmakla paralel oldugu vurgulaniyordu. Acaba, yahudilerdeki Mesih inanisi, bu "bozgunculuk" boyutunu da içeriyor mu?

Yahudi kaynaklari, Mesih'in gelisinin yahudiler için bir kurtulus oldugunu söylerler ama bu "kurtulus"un yahudi olmayanlar için ne anlama geldigi üzerinde pek durmazlar. Mesih, yahudileri "kurtarirken" diger milletleri ve dinleri ne yapacaktir? Bunun cevabini önce yahudi kaynaklarinda diger millet ve dinlere nasil bakildiginda aramak gerekiyor. Bu kaynaklardan en önemlisi Eski Ahit (Tevrat)tir. Eski Ahit'e göre, yahudiler diger tüm halklardan üstün ve "seçilmis" bir halktir. Yeryüzünün gerçek sahipleri onlardir ve yeryüzünü yönetme hakki da onlarin elindedir. Bu konudaki yüzlerce Tevrat hükmünden birkaçi söyledir: <******>

Siz Allahiniz Rabbin ogullarisiniz... Çünkü sen Allah'in Rabbe mukaddes bir kavimsin ve Rab yer üzerinde bütün kavimlerden üstün olarak kendisine has bir kavim olmak üzere seni seçti.5 ... Ve onlardan nefret ettim. Fakat size dedim: Siz onlarin topraklarini miras olarak alacaksiniz ve ben size onu mülk olmak üzere verecegim, ben sizi milletlerden ayirt eden Allahiniz Rabbim6 Ben dedim. Siz ilahlarsiniz ve hepiniz yüce olanin ogullarisiniz. Kalk ey Allah yeryüzüne hükmet. Zira milletlerin hepsine sen varis olacaksin.7
Bu "yeryüzüne hükmetme" hakkini tanimayanlar, "Tanri'nin seçilmis kavmi"ne karsi gelmis olurlar ki, cezalandirilmalari gerekir. Ceza, siddetle olur. Bir M. Tevrat ayetinde söyle denmektedir: "Iste benden ve miras olarak sana milletleri, mülkün olarak yeryüzünün uçlarini da verecegim. Onlari demir çomakla kiracaksin; bir çömlekçi kabi gibi onlari parçalayacaksin." 8
Bu durumda Mesih'in yapacagi da bu inanisin gereklerini yerine getirmek, yani diger millet ve dinlerin yahudilere boyun egmesini saglamaktir. Kabul etmeyen, ayetlerdeki yöntemlerle, cezalandirilacak ve yola getirilecektir...

Yahudi kaynaklari, basta belirttigimiz gibi Mesih'in bu misyonundan pek söz etmezler. Biraz söz eden bir tanesi, The Universal Jewish Encyclopedia, Mesih'in diger milletleri ne yapacagini söyle bildiriyor: "Mesih geldiginde diger milletler ya fethedilecek9, ya imha edilecek10 ya da dinlerinden döndürüleceklerdir. Ama sonlari ne olursa olsun, o tarihten sonra Israil için sikinti kaynagi olmaktan çikacaklardir." 11

Kisacasi yahudilerin bekledigi Mesih, Kuran'da sözü edilen "bozgunculuk" hareketini en üst noktada uygulayacak kisidir. Kimileri, sözkonusu Mesih düsüncesinin yahudi dininin içinde önemli bir yer tutmayan ve yalnizca bazi yahudi gruplari tarafindan savunulan bir inanç oldugunu sanabilir.

Mesih inanci, yahudi dininin temel taslarindan biridir ve dinlerine bagli olan tüm yahudilerce büyük bir baglilikla korunmaktadir. Yahudi geleneginin en büyük isimlerinden olan Haham Maimonides, Mesih inancinin yahudiligin temellerinden biri oldugunu ve Mesih gelince diger milletlerin yahudilere boyun egecegini bildirir: <******>

DİKKAT ÖNEMLİ
Peki Mesih ne zaman gelecektir? Bu kuskusuz önemli bir sorudur ve binlerce yillik yahudi tarihinin de en önemli konularindan biridir. Öyle ki, yahudi tarihinde çok sayida "sahte Mesih" yer aliyor. Bu kisiler gözlenen vaktin geldigini ve kendilerinin beklenen Mesih olduklarini öne sürerek yahudi cemaatlerinde dalgalanmalar yaratmislardir. Ama bu Mesihler'in "sahte"liklerinin en açik göstergesi Filistin'e dönüs ve Kudüs'ü ele geçirme operasyonunu basaramamis olmalaridir.

Ama bugün, yahudiler, ilk sürgünden 19 yüzyil sonra Filistin'e dönmüs ve Kudüs'ü almis durumdalar! Isin en ilginç yani da, yahudi önde gelenlerinin, bu dönüsü, yani Israil Devleti'nin kurulusunu Mesih inancina paralel olarak yorumlamalari. Bu, hem Mesih inancinin günümüz yahudileri arasinda da ne denli güçlü oldugunu gösteriyor, hem de Mesih'in gelisi ile ilgili olarak hangi tarihlerin beklendigini ortaya koyuyor. Encyclopaedia Judaica, Israil Devleti-Mesih inanci paralelligini söyle bildiriyor:

Geleneksel (ortodoks) düsünceye göre, Mesih, Davud'un soyundandir. Kudüs'te hükmedecek ve Tapinak'i yeniden insa edecektir. Çogu ortodoks haham, ilk basta Siyonizme karsi çikmis, bu akimin tanrisal olan kurtulus yerine tümüyle insan yapimi bir kurtulus öngördügünü öne sürmüstü. Fakat, Israil Devleti'nin kurulmasiyla birlikte, ortodoksinin genel görüsü, Israil'in 'Mesih'in gelisinin baslangici' oldugu sekline dönüstü: Yani Tanri'nin yönlendirmesi ile insanlarin kurduklari yapi, Tanri'nin dogrudan müdahalesi ile gerçeklesecek olan Mesihi dönemin hazirlayicisi olacakti. Ortodoks hahamlar arasinda, çagimizdaki olaylari Mesih'in gelisinin isiginda degerlendirme yöntemi de çok yaygindir. Öyle ki, M. Kasher, Eski Ahit'teki 'Ve ay kizaracak ve günes utanacak; çünkü ordularin Rabbi Siyon daginda ve Yerusalayim'de (Kudüs) krallik edecek; onun ihtiyarlari karsisinda da izzet!'13 ayetinde yer alan kehanetteki ayin inisini, Israil Devletinin kurulmasi olarak <******> yorumlamistir.14

Üstteki alintidan da anlasildigi gibi yahudilere göre, Israil Devleti'nin kurulmasi ile birlikte Mesih'in gelisinin ön sartlari hazirlanmis olmaktadir. Bu inanca göre, "insani" çabayla baslayan bu süreç, "ilahi" bir gelisme olan Mesih'in gelisi ile devam edecektir. Ancak bu "mutlu son"a varilabilmesi için yahudilerce Mesih'in gelisinden önce yapilmasi gereken—ve Mesih'e ortam hazirlayacak olan—üç misyon vardir. The Universal Jewish Encyclopedia bu misyonlari söyle anlatir:

Siyasi Siyonizmin ortaya çikmasi ile birlikte Haham Hirsch Kalischer tarafindan gelistirilen teori diger hahamlarca da kabul gördü. Buna göre, Mesih'in dönüs süreci, dogal olaylarla baslayacakti: Yahudilerin Filistin'e yerlesme istegi ve diger milletlerin gönüllü olarak bu ise yardim etmesi ile. Mesih'in ortaya çikisi ve vaadedilen mucizelerin gerçeklesmesi için gereken sartlarsa sunlardi: Kutsal Topraklar'da büyük ve yeter sayida yahudinin yerlesip devlet kurulmasi, Kudüs'ün ele geçirilmesi ve Tapinak'in yeniden insa edilmesi.15

Bu üç sartin birincisi olan Kutsal Topraklar'daki yahudi nüfusunun arttirilmasi, Siyonist hareketin önderleri tarafindan bu yüzyilin basindan beri uygulanmaktadir. Devlet ise 1948'de kuruldu. Ikinci sart, yani Kudüs'ün ele geçirilmesi, 1967'deki Alti Gün Savasi'nda yerine getirildi. 1980'de Kudüs "Israil'in ebedi baskenti" ilan edildi...
Dolayisiyla, Mesih'in gelisini saglayacak misyonlardan geriye bir tek Tapinak'in yeniden insa edilmesi kaldi. 19 yüzyildir yikik olan ve sadece tek duvari ayakta kalan Tapinak, ilk bozgun döneminin ardindan gelen yikilisin anisina, yahudiler tarafindan Aglama Duvari'na dönüstürülmüs olan Süleyman Tapinagi.

DİKKAT !!!
"Peki Tapinak'i insa etmek zor birsey midir?" sorusu akla gelebilir hemen. Öyle ya, Israilliler için bir Tapinak insa etmenin zorlugu nedir? Zorluk, Tapinak'in insa edilmesinde degildir. Eski Tapinak'in bulundugu alan üzerinde bugün iki Islam mabedi durmaktadir: Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra. Tapinak'in yapilabilmesi için bu iki mabedin de yikilmasi gerekmektedir. Pürüz dünya müslümanlaridir. Onlar, varolduklari sürece, Israillilerin bu iki mescidi yikmalarina izin vermemektedirler... <******>

Tüm bu inceledigimiz bilgilerden, Kuran'da anlatilan "Israilogullari'nin ikinci yükselisi" olayinin içinde bulundugumuz çaga baktigi anlasiliyor. Yahudiler 19 yüzyil süren sürgünün ardindan Kutsal Topraklar'a dönmüs, "Mesih'in ayak sesleri"ni dinliyorlar. 19 yüzyildir ilk kez bu kadar "yükselebilmis" durumdalar. Dünya üzerinde, ünlü lobileri sayesinde ne denli etkin olduklari biliniyor. Ortadogu'da uyguladiklari siddet, Balkanlar'dan Filipinler'e kadar uzanan cografyada anti-Islam hareketlere verdikleri destek ya da Latin Amerika'dan Afrika'ya Üçüncü Dünya'da fasizme yaptiklari yardimlar, "bozgunculuk" çikardiklarinin açik birer göstergesidir. Bu kitabin ilerleyen bölümlerinde sözkonusu bozgunculugu ayrintili bir biçimde inceleyecegiz.

Peki günümüze denk düstügü anlasilan bu "yükselis"in, Yeni Dünya Düzeni kavrami ile ilgisi nedir? Yeni Dünya Düzeni, bu "yükselisle" ne kadar ilgili, hatta ne kadar paraleldir?

Kitap boyunca bu sorunun cevabini inceleyecegiz.

Kabala, Sefirot ve Tarihle Oynama Sanati

Kuran'da anlatilan "ikinci yükselis"in, yahudi literatüründe yer alan Mesih'in dünyaya gelisi projesinin karsiligi oldugunu inceledik. Burada, yahudi literatüründe bu inançla yakindan ilgili olan bir baska konu kendiliginden gündeme geliyor: Kabala.
Kabala, Ibranice'de "Gelenek" anlamina gelir. Yahudi ruhbanlarinin, asirlardir birbirlerine aktardiklari ve Kutsal Kitap'in "gizli anlamlari" ile ilgilenen bir tür okültizm ve mistisizm yöntemidir. Israilli tarihçi Moshe Sevilla-Sharon Kabala'yla ilgili olarak sunlari yazar:

Ortaçag'in zulüm rejimleri baskilarini arttirdikça, birçok yahudi gerçek yasamdan elini etegini çekmeye ve kendilerini, evrenin büyük sirlari hakkinda spekülasyonlara vermeye basladilar... Bu dönemde yazilan Yaradilis Kitabi (Sefer haYetsira), Yahudi mistik düsüncesinin büyük eseri olan Kabala'nin baslica kaynaklarindan oldu... Bu mistik patlama Ispanya'da meydana geldi ve gizli, esrarli 'bilimlere' merak saran mistiklerin itisiyle durmadan genisledi. Mistik isyanin baslica eseri Zohar Kitabi oldu. Bu eser Rabbi Simon Bar Yohay'a atfedilmekle birlikte, büyük bir ihtimalle, XIII. yüzyilin Ispanyali bilginlerinden Mose de Leon tarafindan yazildi. Tevrat'in ilk bes kitabinin ve diger bölümlerinin mistik bir yorumu olan Zohar, Tora'da bulunan ve 'herkesin anlamadigi' birtakim gizli kavramlari açiklama amacini güttü...16 <******>
Aslinda ilk kez Babil'de gelismesine ragmen Ortaçag'daki diaspora döneminde daha da güçlenen Kabala'nin en önemli özelligi ise, Mesih inanciyla yakindan iliskili olmasiydi. Sevilla-Sharon söyle diyor:

... Kabala edebiyatinin gelismesi, Mesih'in gelecegi inanciyla yakindan iliskilidir. Bilindigi üzere, bu inanca göre, Mesih—Büyük Kurtarici—geldiginde Israil ulusu sürgünden kurtulacak, Israil devleti yeniden kurulacaktir... Hiristiyan çevrenin baskilari karsisinda da yahudiler, Kabala'nin karanlik ve esrarli felsefesi disinda siginacak yer bulamamislardi. Yahudi bilginlerin o zamanki yaklasimina göre, ulusun—nasil izah edilecegi bile bilinmeyen—bu kötü kaderi, ancak 'gizli bilimlerin' yardimiyla asilabilirdi.17
"Ulusun kötü kaderini 'gizli bilimlerin' yardimiyla asmak"... Iste Ortaçag Avrupasi'ndaki Kabalaci hahamlarin amaci buydu. "Kötü kaderin" asilmasi, Mesih'in dünyaya gelisi anlamini tasiyordu. Kabala'nin asil amaci, iste bu büyük rüyayi gerçeklestirmekti. The Universal Jewish Encyclopedia söyle yazar: "Pratik Kabala'nin temel amaci Mesihin dünyaya gelisini saglamaktir. Kabala'ya göre, bu amaca ulasmak için, kisisel yogunlasma, derin dua-konsantrasyon ve çile egzersizleri ile çalisilmalidir..." 18

Tikkun Hazot: (Ibranice geceyarisi duasi) Tapinak'in yikilisinin anisina ve Israil topraklarina geri dönüs için özellikle tam gece yarisi yapilan dua. Bu gelenek, hahamlarin Tanri'nin da benzer sekilde Tapinak'in yikilisini nedeniyle yas tuttugunu kabul etmesiyle basladi... Hahamlarin söyledigine göre, Tanri, geceyarisi 'oturuyor ve bir aslan gibi kükrüyor' ve söyle diyordu: 'Çocuklarima öfkeyle doluyum, onlarin günahlari yüzünden kendi Tapinak'imi yiktim ve onlari diger milletlerin arasina dagittim.' Isaac Luria döneminde bu gelenek, Kabalistik çalismalarla iyice özdeslesti ve kurallastirildi.19
Kisacasi Kabalacilar'in amaci "Mesih'i dünyaya döndürmek"ti. Bunun için çesitli "gizli bilim"lerden yararlanilmaliydi. Kabala, bu gizli bilimlerin yöntemini açiklayan ama yalnizca "anlayanlara" açiklayan bir Gelenek'ti. <******>

"Gizli bilimlerle ugrasmak, bunun için yogun ayin ve trans yöntemleri kullanmak..."; bu tanimin bir diger ifadesi büyü yapmaktir. Acaba Kabala büyü sanati midir?

Bu sorunun cevabini ararken, yahudilerle ilgili önemli bir Kuran ayetiyle karsilasiriz. Kuran, yahudilere, Babil'delerken, özel bir "büyü ilmi" ögretildigini, fakat yahudilerin bunu "hayir" degil, "ser" yolda kullandiklarini bildirir:

Ve onlar (yahudiler), Süleyman'in mülkü (nübüvveti) hakkinda seytanlarin anlattiklarina uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak seytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki melege Harut'a ve Marut'a indirileni ögretiyorlardi. Oysa o ikisi: 'Biz, yalnizca bir fitneyiz, sakin inkâr etme' demedikçe hiç kimseye (bir sey) ögretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karisinin arasini açan seyi ögreniyorlardi. Oysa onunla Allah'in izni olmadikça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna ragmen kendilerine zarar verecek ve yarar saglamayacak seyi ögreniyorlardi. Andolsun onlar, bunu satin alanin, ahiretten hiçbir payi olmadigini bildiler; kendi nefislerini karsiliginda sattiklari sey ne kötü; bir bilselerdi. (Bakara, 102)
Ayet, yahudilerin Hz. Süleyman'in saltanatini büyü yolu ile kurdugunu iddia ettiklerini, oysa Hz. Süleyman'in böyle bir sey yapmadigini bildiriyor. Bunun ardindan, Babil'deki iki melegin yahudilere büyü ile ilgili bazi seyler ögrettiklerini ama bunu inkar için kullanmamalari gerektigini söylediklerini anlatiyor. Buna ragmen, yahudilerin bu ilmi kötülük yolunda kullanmaya basladiklarini ve tümüyle bu isle ilgilendiklerini haber veriyor.

Bundan çikan sonuç sudur: Babil'de, yahudilere büyü (bu büyünün içerigi tam belli degildir, cinleri kullanmak ya da benzeri bir sey olabilir) ile ilgili bazi gizli bilgiler verilmis, fakat onlar bunu Allah'a baskaldirmak ve insanlara zarar vermek yolunda kullanmislardir.

Bu ilmin Babil'de verilmis olmasi ise çok ilginçtir: Çünkü Babil, Kabala'nin da çikis yeridir. Aslinda Kabalistler, Kabala geleneginin tarihin basindan beri sürdügünü iddia ederler; ancak Kabala'nin ilk yazimi sürgün döneminde Babil'de yasayan Simeon Ben Yohai tarafindan gerçeklestirilmistir. Diaspora döneminin baslamasi ve yahudi merkezinin dogudan batiya kaymasiyla birlikte, Kabala'nin merkezi de degismis, Kabalistik çalismalar Babil'den Ispanya'ya ve diger Avrupa merkezlerine <******> kaymistir.20

Ispanya'da ise Kabala gelenegine yeni bir boyut daha eklendi. Burada, 13. yüzyilda yazilan ve Kabala'nin en önemli kitabi haline gelen Sefer ha-Zohar dogdu. Zohar'la birlikte de Sefirot kavrami.

Sefirot, aslinda bir tür semaydi. Kabalacilar, Sefirot'un Tanri Yehova'nin "yansima sekli" olduguna inandilar. Bu mistik doktrine göre, bütün hersey Sefirot'a göre yaratiliyordu. Insanin ruhundan, evrenin yapisina kadar hersey Sefirot semasiyla uyumluydu. Tüm varliklar Sefirot'a göre konumlaniyor, Sefirot'a göre isliyordu.

Ve Kabalacilar, bu noktadan hareketle çok ilginç bir sonuca vardilar. Dünyadaki olaylar, yani tarih de Sefirot'a uygun olarak gelisiyordu!... Yahudi yazar Eli Barnavi söyle yaziyor:
Kabala, Ortaçag'daki ilk ortaya çikisini 12. yüzyilda Güney Fransa'daki Provins'te yapti. Bununla birlikte, asil doruk noktasina 13. yüzyilda, Sefer ha-Zohar'in yazimiyla birlikte, Ispanya'da ulasti... Burada gelistirilen Kabala teorisine göre, Kutsallik, kendisini, Tanri ve yaratilis arasindaki iliskiyi açiklayan on Sefirot ile açikliyordu. Bu Sefirotlar, Tanrisal akli temsil ettiklerine göre, bütün varliklar da bunlara göre konumlandirilabilirdi. Bu durumda insan, bazi belirli ritüelleri uygulayarak, bu Sefirotlari etkileyebilir ve dolayisiyla dünyanin gelisimine yön verebilirdi. Bu Sefirot teorisi, Ispanya'daki Kabalaci ögretinin temel noktasi haline geldi.21

"Bazi belirli ritüelleri (ayinleri) uygulayarak Sefirot'u etkilemek ve böylece tarihe yön vermek", bu teori Ispanya Kabalacilari'ni çok etkiledi: Düsündüler ki, bu ilginç yöntemle Kabala'nin temel amacina ulasilabilir, yani Mesih'in gelisi için gerekli sartlar da yerine getirilebilirdi.

Kisa zamanda sözkonusu "MESİHİN GELİŞİNİ HIZLANDIRMA" yöntemi, Kabalacilar'in temel ugrasisi oldu. Bu tehlikeli ve karanlik yola giren hahamlarin basina bazen kötü seyler de geliyordu. Amerikali yahudi yazar Edward Hoffman, Amerika'daki ortodoks yahudi mezhebi Lubaviç'i konu edinen kitabinda ilginç bir olay aktariyor: <******>

Mesih beklentileri, özellikle Mesih'in gelisini çesitli ritüellerle hizlandirmaya çalisan haham sinifinda çok güçlüydü. Bize ulasan bilgilere göre, cezbe ve transa geçen bazi hahamlar, yataga safak sökmeden Mesih'in gelecegi inanciyla gidiyorlardi. Çesitli kaynaklarda, bazi hahamlarin sinagogta, halkin önünde Mesih'in gelisini bu kadar uzattigi için TANRIYA MEYDAN OKUDUKLARI anlatilir... 1814 Sonbahari'nda, üç ünlü haham, bazi yöntemlerle Mesih'in gelisini 'zorlamaya' çalistilar. Haham Lubliner, Haham Rimanover ve Haham Medzybozer, biraraya gelip bir grup olusturarak, kutsal gelisi zorlamaya karar verdiler. Ne yaptiklari ile ilgili detayli bilgi tarih kitaplarinda yer almiyor. Tek bilinen, her üç hahamin da ayni yil içinde öldügüdür.22

Sefirot sayesinde ve çesitli metafizik ritüelleri uygulayarak maddesel dünyayi etkilemek, Ispanya'dan baslayarak tüm Kabalacilarin en büyük ugrasisi haline geldi. Ortaçag ve okültizm uzmani ünlü Italyan romanci Umberto Eco, bu inanci Foucault Sarkaci adli romaninda bir yahudinin agzindan söyle aktariyor:

Haham Meir, haham Akiba'dan ders alirken, mürekkebe zaçyagi katiyormus, ama hocasi hiç ses çikarmiyormus. Haham Meir, Haham Ismail'e, dogru mu yapiyorum, diye sorunca, o da söyle demis: 'Sevgili oglum isinde dikkatli ol, çünkü kutsal bir istir bu is; bir harf atlarsan ya da bir harf fazla yazarsan tüm dünyayi yok edersin'... Kitap'in harflerini yeniden düzenlemek, dünyayi yeniden düzenlemek demektir.. Kitap'in harflerini yeniden düzenlemek için de çok dindar olmak gerekir... Her kitap, Tanri (Yehova)nin adiyla dokunmustur... Tevrat'la ugrasan kimse, dünyayi devinim içinde tutar; okurken, yeniden yazarken, kendi bedenini de devinim içinde tutar, çünkü bedenin dünyada dengi bulunmayan hiçbir parçasi yoktur.. Kitap'i degistirirsen, dünyayi da degistirirsin; dünyayi degistirirsen bedenini de degistirirsin.23
Tüm bu aktardiklarimiz elbette bir ölçüde fantastik olaylardir. Kabalaci yahudiler Sefirotla ugrasip çesitli büyüler yaparak dünyayi degistirdiklerine inaniyor olabilirler ama bu kuskusuz ihtiyatla karsilanmasi gereken bir iddiadir. Bu konuda göz önünde bulundurulmasi gereken bir bilgi varsa, o da Kuran'in Babil'de yahudilere büyü ile ilgili özel bir ilim ögretildigini haber vermis olmasidir. Bu noktadan hareketle, Kabalaci yahudilerin bu ilmi daha da gelistirerek Sefirot kavramina vardiklari belki iddia edilebilir; ama belirttigimiz gibi bu oldukça belirsiz bir konudur. <******>

Ama zaten bizim için burada önemli olan, Kabalacilarin tarihin akisini degistirebilecek bir büyü ilmine sahip olup olmadiklari degildir. Önemli olan, Kabalacilarin tarihin akisini etkilemek gibi bir niyete, bir hedefe sahip olmalaridir. Neden, diye sorarsaniz somut bir cevap verilebilir: Çünkü, Ortaçag'in sonlarinda yasayan Kabalacilarin tarihin akisini degistirerek varmak istedikleri hedefler, bugün büyük ölçüde gerçeklesmis durumdadir. Önceki sayfalarda degindigimiz gibi bugün gerçekten de Mesih'in gelisinin ön sartlari yahudiler eliyle gerçeklesmis, Israil Devleti "Mesih'in ayak sesleri" olarak tarih sahnesine çikmistir. Madem Kabalacilarin hedeflerinin büyük kismi gerçeklesmistir, o halde "tarihin akisi" içindeki bu gelismenin gerçekten Kabalacilarin müdahalesi ile mi olustugunu merak etme durumundayiz.

Iki ihtimal vardir: Ya tarih, çok mükemmel bir tesadüf sonucu, Ortaçag'in sonlarinda Ispanya'da yasayan Kabalacilarin amaçlarina çok uygun bir biçimde gelismistir. Ya da, sözkonusu Kabalacilar ve onlarin mirasçilari gerçekten de tarih üzerinde etki olusturmuslar ve dünyanin gidisatini kendi lehlerine degistirmislerdir.

Bu ihtimallerden hangisinin gerçegin kendisi oldugunu bulmak içinse, Ortaçag'in sonundan bu yana tarihin akisi üzerinde titiz bir inceleme yapmak gerekiyor. Dünyayi Ortaçag'dan bu yana degistiren etkenler arasinda, acaba Kabalaci yahudilerin Mesih getirme ve dolayisiyla dünyaya hakim olma hesaplari da var midir?

Elbette Kabalacilarin dünyayi nasil etkilemis olabileceklerini bulmak için, bu mistik yahudilerin büyü ayinlerini kesfe çikacak degiliz. Çünkü Kabalacilarin hedeflerine varmak için metafizik yöntemlerin yaninda normal yöntemler (yani her türlü politik, ekonomik, sosyal, psikolojik, vs. girisim) de kullanilabilir. Kabalacilarin metafizik dünyalari bizi fazla ilgilendirmemektedir ama normal dedigimiz yöntemlerle bir seyler gerçeklestirmis olabilirler ve bunu kesfetmek de son derece ilginç olacaktir.

<******> Ortaçag'in Kristof Kolomb'un 1492'deki Yeni Dünya kesfi ile sona erdigi kabul edilir. O zamandan simdiye 5 asir geçmistir. Eger gerçekten de bu 500 yil içinde Kabalacilar tarihin akisi içinde etkili olmuslar ve kurulu dünya sistemini kendi Mesih hesaplari ve dünya egemenligi planlari için degistirebilmislerse, karsimizda çok ilginç bir düzen, 500 yillik bir düzen duruyor demektir.

Bu kitap, iste bu 500 yillik düzeni kesfetmek ve bu noktadan hareketle de gelecegi kestirebilmek için yazilmistir.

Mesih'in Anahtari: Süleyman Tapinagi
Bu 500 yillik dönemin biraz karmasik ama son derece ilginç ve sasirtici öyküsüne girmeden önce, son olarak konuyla ilgili çok önemli bir noktayi daha gözden geçirmek gerekir: Yahudilerin ve Yahudilik'ten etkilenmis örgütlerin hep dönüp-dolasip konuyu getirdikleri yeri, Kudüs'teki Süleyman Tapinagi'ni...
Önceki sayfalarda inceledigimiz gibi, 19 yüzyildir yikik olan Kudüs'teki Süleyman Tapinagi, yahudiler ve sahip olduklari Mesih inanci açisindan büyük önem tasir. Tapinak'i yeniden insa etmek, asirlardir yahudilerin en büyük rüyasi durumundadir. Tapinak, yahudi halkinin sembolü ve sahip oldugu sözde üstünlük ve egemenligin isareti olarak yorumlanmaktadir. Kutsal mekanin ayakta kalan tek duvarinin Aglama Duvari'na dönüstürülmüs olmasi da, yahudilerin bu mabedin yikik olmasindan dolayi duyduklari hüznün ifadesidir.

Tapinak'in önemi yalnizca yahudiler için geçerli degildir. Kitabin ilerleyen bölümlerinde ayrintilariyla inceleyecegimiz gibi, Tapinak'i inanç ve felsefelerinin merkezine yerlestirmis olan baska güçler de vardir. Haçli Seferleri sonucunda Kudüs'te kurulan Tapinak Sövalyeleri (Templar Knights) ve onlarin devami niteligindeki masonlar da Kudüs Tapinagi'na büyük önem verirler. Öyle ki, masonlugun temeli olan Hiram efsanesi, Tapinak'in insasi sirasinda gelisen bir olaya dayanir. Buna göre Tapinak'in yapimini üstlenmis olan duvarci ustasi Hiram Abiff, bazi kiskanç ögrencilerince öldürülmüstür. Masonlar, Tapinak'in insasini üstlenmis olan Hiram Usta'nin gelenegini devam ettirdikleri söylerler. Ve ayni yahudi inanisindaki gibi mason düsüncesinde de Tapinak'in yeniden insasi hedefi yer alir. Bu insanlar için Tapinak dünya üzerindeki en önemli sey konumundadir. <******>

Peki acaba bu insanlari Tapinak'la bu denli ilgilenmeye yönelten sey nedir? Neden bir halkin tarihteki en büyük hedefi bu mabedi yeniden insa etmektir? Nasil olur da tüm dünyada elit kesimden milyonlarca üyesi olan masonluk, asirlar önce yapilmis ve yine asirlar önce yikilmis bir tapinaktan bu denli etkilenebilir?... Anlasiliyor ki, bu güçler için Tapinak, yalnizca tastan-topraktan olusmus bir bina degildir. Baska anlamlari vardir... Acaba nedir bu anlam? Nedir Tapinak'i yeniden insa etmekle ulasmak istedikleri sonuç?...

Bu sorularin cevabini bulmak için Tapinak'in neyi sembolize ettigine bakmak gerekiyor. Tapinak, Hz. Davud'un oglu olan Hz. Süleyman tarafindan insa edilmisti. Bilindigi gibi Hz. Süleyman, yasadigi dönemde çok büyük bir güce ve mülke ulasmis bir peygamberdi. O zamanin standartlarina göre bir tür "dünya egemenligi" elde etmisti. Ulasabildigi diger tüm din ve toplumlar, onun egemenligini kabul etmisti.

Dolayisiyla Tapinak, Hz. Süleyman'a verilmis olan bu büyük güç, iktidar ve mülkü sembolize etmektedir. Ve en önemlisi, bunlar siradan güçler degildir. Kuran'da Hz. Süleyman'a olaganüstü bazi "ilimler" verildigi belirtilir ve onun rüzgarlari kontrol etme gücüne sahip oldugu, hatta "madde nakli" olarak tanimlanabilecek bazi islemler gerçeklestirdigi, cinleri yönettigi ve kullandigi haber verilir. (Sebe, 12-14 ve Neml, 15-44)

Mesih'in gelisiyle birlikte "dünyaya egemen olma" hesaplari yapan yahudi önde gelenlerinin Tapinak'la bu denli ilgilenmeleri de, Tapinak'in sembolize ettigi Hz. Süleyman'in mülk ve iktidari nedeniyle olmalidir. Bekledikleri Mesih, inançlarina göre, Hz. Süleyman'in soyundan olacagina ve yeniden insa edilecek olan Tapinak'tan dünyayi yönetecek olduguna göre, Mesih'le birlikte ayni Hz. Süleyman dönemindeki gibi bir hakimiyet ve güç elde etmek istiyorlar demektir. Ayni güç beklentisi, Tapinak'i felsefelerinin merkezine yerlestiren diger güçler (Tapinak Sövalyeleri, masonlar vb.) için de geçerlidir. <******>

Bu anlatilanlardan, belki yahudilerin bu tür bir beklenti içinde olmasi dogal karsilanabilir. Öyle ya, yahudiler eski bir peygamber dönemindeki yönetimlerine yeniden kavusmak istiyorlar, denebilir. Ama gerçek böyle degildir...

Çünkü bu asamada Kuran'in dikkat çektigi çok önemli bir noktayi göz önünde bulundurmak gerekiyor: Hz. Süleyman bir peygamberdir ve elde ettigi güç ve iktidar da "rahmani"dir. Yani güç ve iktidarini Allah yolunda, Allah için, dogruluk ve iyilik yönünde kullanmistir. Oysa yahudilerin Hz. Süleyman'a yönelik bakis açilari çok farklidir. Kuran iste bu noktaya dikkat çeker. Yahudiler, Süleyman hakkinda "seytanlarin söylediklerine" uymuslardir: "Ve onlar (yahudiler), Süleyman'in mülkü (nübüvveti) hakkinda seytanlarin anlattiklarina uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak seytanlar inkâr etti..." (Bakara, 102)

Bu ayetten anlasildigina göre yahudilerin kendi zihinlerinde olusturduklari Hz. Süleyman imaji, gerçek Hz. Süleyman'in tamamen zittidir. Dolayisiyla Süleyman Tapinagi da, yahudiler ve onlarla ayni bakis açisina sahip olanlar için, "rahmani" degil, Kuran'in deyimiyle "seytani" gücün sembolüdür.

Hz. Süleyman, yasadigi dönemde imani temsil etmisti. Yenilgiye ugrattigi ordular, Allah'a ve O'nun dinine düsman olan ve yeryüzünde bozgunculuk çikaran ordulardi. Kurdugu düzen ise tüm insanlar için adalet düzeni olmustu. Herhangi bir irki kayirmamis, bir irkin peygamberi olmamisti. Kralligi "rahmani"ydi. Oysa yahudiler Hz. Süleyman'i peygamber olarak kabul etmezler. Onu, yahudi irkinin egemenligini kurmus olan bir "kral" olarak kabul ederler. Yöntem olarak da, üstteki ayette bildirildigi gibi "büyü"yü kullandigini öne sürerler. Dolayisiyla ona "inkar" atfederler, mülkünü "seytani" bir biçimde elde ettigine inanirlar.

Bakara 102'yi tefsir eden Islam alimleri bu konuya dikkat çekmislerdir. Elmalili Hamdi Yazir, Hz. Süleyman hakkinda yapilan bu iftirayi anlatir ve Kuran'in sözünü ettigi "seytan"larin " ... ey insanlar, bilmis olunuz ki, Davud ogul Süleyman, bir sihirbazdi. Cinleri ve seytanlari, rüzgarlari hep sihriyle emri altina alirdi. O neye ulasti ise sihir ilmiyle ulasti" dedigini bildiriyor. Ayrica bu iftiranin yahudilerce kabul görmesinin ardindan, yahudilerin de ayni gücü elde etmek için büyüyle yogun biçimde ilgilenmeye basladiklarini yaziyor. (Kabala, iste bu büyünün yöntemidir). Bir baska kaynakta, Safvetü't-Tefasir'de bildirildigine göre ise, Peygamberimiz yahudilere Hz. Süleyman'in da bir peygamber oldugunu söylediginde, yahudiler sasirarak "O, sadece bir sihirbazdi" demislerdir. <******>

Iste bu yüzden, Hz. Süleyman'i büyücü olarak kabul eden ve ayni yöntemle—yani Kabala'yi kullanarak—ayni iktidari Mesih önderliginde yeniden elde etmek isteyen yahudi önde gelenlerinin umduklari krallik, Kuran'in deyimiyle "seytani"dir. Tapinak'in yeniden insasiyla baslamasini umduklari Mesihi dönemin, Isra Suresi'nin basinda bildirildigine göre, Allah'a karsi büyük bir isyan ve "yeryüzünde bozgunculuk" dönemi olacak olmasi da saniriz bundandir...

Kabalacilar, bu "seytani" kralligi kurmak için Mesih'in gelmesi gerektigini, Mesih'in gelmesi için d
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/2/2008 - YEHOVA ŞAHİTLERİ .son bölüm


SONUÇ
Diğer Hıristiyan mezhepler her ne kadar Yehova Şahitlerini Hıristiyan olarak kabul etmeseler de Yehova şahitlerini Yahudiliğin intaç ettiği bir akım olarak kabul etmek doğru değildir; ancak hakim hıristiyanlıkta olduğu gibi Yehova Şahitliği de Yahudilikten bazı unsurları taşımaktadır. Dolayısı ile Yehova Şahitleri Hıristiyan bir zeminde otururlar ve yer yüzünde Tanrının vaat ettiği krallığın tek temsilcileri olarak, o zeminde inşa ettikleri tarassut kulesinden İsa’nın ikinci kez döneceğini intizar ederler. Meydana gelen her mühim hadiseyi Mesih’in tekrar dönüşünün ve dünyanın sonunun yaklaştığının bir işareti olarak değerlendirirler.

Yehova Şahitlerinin gerçek Hıristiyanlığı ve onun tanrı anlayışını ortaya koyma hususunda bir kararlılık içerisinde oldukları görülür. Görüşlerini desteklemek için de Kitab-ı Mukaddese ve ilk dönem hıristiyan ilahiyatçılarının görüşlerine müracaat ederler. Hatta Yehova Şahitleri kendilerini Hz. Adem’e kadar geri götürürler. Bununla beraber günümüzdeki örgütlenmeleri C. T. Russell ve J. F. Rutherford’a dayanır. Aslında Russel bu teşkilatın öncüsü, Rutherford ise kurucusu durumundadır. Dolayısı ile onların Arius'un tanrı anlayışıyla olan benzerlikleri Arius'un bir Yehova Şahidi olduğu anlamına gelmez. Tanrı anlayışlarını Kitab-ı Mukaddes’e dayandırarak bir kararlılık içerisinde olmaları ise Mesih’in dönüşüyle ilgili mitolojik ağ örgüsü yanılgılarını telafi etmez. Dışardan bir bakışla Yehova Şahitlerinin tanrı anlayışının Kıtab-ı Mukaddese daha uygun olduğu söylenebilir. Ancak özellikle 19. yüzyılda teşkilat olarak ortaya çıkan Yehova Şahitlerinin Hz. İsa'nın tekrar dönüşü, dünyanın sonuyla ilgili tahminleri, kurtuluşu ve cenneti ancak kendilerine has kılmaları, cennetin bu dünyada olacağını savunmaları, cehennemi ve cezayı inkar etmeleri gibi konularda Kitab-ı Mükaddese aykırı düşmüşlerdir. Karşıt hıristiyanların iddia ettiği gibi bu hususlarda aşırı giderek gerçekten Kitab-ı Mukaddes ayetlerini mecazi yada yanlış yorumlamaları da vakıadır. Dolayısı ile teolojik temelleri itibarıyla olmasa da sonuç itibarıyla Yehova Şahitleri de galat ve tahrif edilmiş bir hiristiyan hareket olup; Hıristiyanlığın geleneksel, modern ve liberal yorumuyla çeliştiği ve bunlardan destek görmediği görülmektedir.

Yahudiliğin yeni bir formu olarak ortaya çıkan Hıristiyanlıkta Hz. İsa'ya biçilen roller onun kimliği konusundaki bir takım müşkülatı ve münakaşayı da beraberinde getirdi. Fakat bunlardan hiçbirisi O'nun insanlığın mutlak kurtarıcısı olduğu; insanların günahı ve kurtuluşu için kendisini kurban ettiği ve tekrar döneceği (Mesih’ın ikinci gelişi) inancı kadar etkili olmamıştır. Beklenti kültü yada Mesih inancı kurtuluş ve ümidin tükenmez kaynağı olduğu gibi felaket ve karamsarlığa giden yol da olmuştur. Yahudilik geleneğinde baştan beri var olan Mesih İnancı genel olarak bütün Hıristiyanlık’ta ve özel olarak da Yehova Şahitleri bünyesinde farklı bir şekilde yeniden ortaya çıkmıştır. Bu ümit ve ümitsizlik; lütuf ve felaket arasındaki değişim Yahudiliğin tarihi sürecinin en belirgin özelliği olup İsrailî peygamberlik geleneğinin dokusunu tahrif etmiş; zamanla peygamberler ve Kitab-ı Mukaddes’teki peygamberlik kitapları etrafında bir efsaneler ağı örülmüştür. Buna bağlı olarak da Yehova Şahitleri hala Tanrı’nın gelecekle ilgili planını, bir takım cifir hesaplamaları ile Kitab-ı Mukaddes’in sayfaları arasında bulmaya çalışırlar. Gerçi Kitab-ı Mukaddesle bu yüzleşme onları teslisi reddetmeye ve İsa Mesih’in tanrı olmadığını dillendirmeye götürür; ancak gelecekle ilgili mitolojik ağ örgüsünden bir türlü kurtulamazlar.

Bünyamin OKUMUŞ
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Uzun Zamandır okudugum birikimlerimi Aktarmak İnsanların Okuyup Faydalanması en önemliside Hak Rızası içindir çabamız...

Son Yazılarım

İnsan Allah'a inanmaya programlanmış
Kuran ALLAH''ın Sözü
ARMAGEDON DOSYASI-3
ARMAGEDON DOSYASI-2
ARMAGEDON DOSYASI 1
Yahudilerin bekledigi Mesih: Mesih-i Deccal
HZ. İSA ALLAH'IN OĞLU DEĞİLDİR ALLAH'IN PEYGAMBERİDİR
Hz. İsa'nin Tebliğine Uyan Samimi Hıristiyanlar: Nasraniler
İNCİL'DEKİ GERÇEK HIRİSTİYANLIK
Yahudilik, Tevrat ve TalmudSual: Yahudiliğin tarihçesi nasıldır?
HZ. İSA ALLAH'IN OĞLU DEYİL PEYGAMBERİDİR
Mesih Plani'nin Sonu ve 'A hir Zaman'
Mesih PLANI-2
Mesih PLANI-1
Peygamberimiz neden 'zengin' değildi? İhsan Eliaçık
Güzelim Teorileri Mahveden Pis Gerçekler_ ihsan eliaçık
HANGİSİ BİZİM GERÇEĞİMİZ_ ihsan eliaçık
MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ-2
MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ -1-
TÜRKİYE 'DE MASONLUĞUN GİZLİ TARİHİ
TAPINAK ŞÖVALYELERİ VE MASONLAR
Neden 2012
1979'dan 2006 ya Kıyamet Alametleri
Mühendislik Perspektifinden Kıyamet
KUR'AN VE HADİSLERLE AHİR ZAMAN ALAMETLERİ

Kategoriler

Arkadaşlarım

fuadyusufoglu
gulpinarim
hubeyb33
e güN
surgunsehrim
adinakurbaneyrasul
yenihilal
bilaltaha
tesetturluyum
mukarrebin
ahid77
tokaris
osmanlicemiyeti
sultanabdulhamidhan
medenizat
Adem Armağan
mustafa mazlum