Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (MAİDE SURESİ / 51)

11/2/2009 - Mesih Plani'nin Sonu ve 'A hir Zaman'

Kategori: Ahir Zaman



"... Bu (dini) hareketler, bütün dünyada müminlere de inançsizlara da sekülerizmin altin çaginin sonunun geldigini düsündürüyor. Sanki (Din), modernlesmenin, Aydinlanma'nin belirledigi bir çagin getirdigi degisimlere karsi hamlede bulunuyor, intikam aliyor gibi..."
— Gilles Kepel. Tanrinin Intikami: Din Dünyayi Yeniden Fethediyor.

Mesih Plani, 14 ve 15. yüzyilda, Ispanya'da hummali bir mistik çalisma içine giren yahudi Kabalacilari tarafindan tasarlanmisti. Plan, yahudi egemenliginde bir dünya anlamina gelen Mesih'in yeryüzüne inisi için, Kutsal Kitap'ta yazili olan kehanetlerin bizzat yahudilerin eliyle gerçege dönüstürülmesini öngörüyordu. Ilk kehanet olan yahudilerin dünyanin dört bir yanina dagilmasi, bizzat Kabalacilar tarafindan provoke edilen Ispanya sürgünü ile uygulamaya kondu.

Mesih Plani'nin bu kehanetsel kismi devam ederken, bir yandan da stratejik yönü isliyordu. Bu stratejik yön, temel olarak, yahudilerin önündeki düsman güçlerin tasfiye edilmesine yönelikti. Yahudiler, Kutsal Topraklar'in kendilerine ait oldugunu reddeden, aksine onlara pek iyi bakmayan güçleri ortadan kaldirmak zorundaydilar. Bunu yapmadan, ikinci büyük kehaneti gerçeklestirmeleri, yani dünyanin dagildiklari dört bir ucundan Kutsal Topraklar'a dönmeleri de mümkün degildi. Ortadan kaldirmalari gereken güçlerin basinda da, Katolik Kilisesi geliyordu. Yahudileri "Isa'nin katilleri" olarak gören, Kutsal Topraklar üzerindeki hak iddialarini ve "Seçilmis Halk" ögretilerini kesinlikle tanimayan Kilise müstakbel bir yahudi egemenliginin önündeki en büyük engeldi. Yahudiler ancak Kilise'nin otoritesini yikarlarsa Avrupa'nin yönetiminde etki sahibi olurlar ve bu durumda da Avrupa'yi kendilerini Kutsal Topraklar'a döndürmek—ve bunun için de Kutsal Topraklar'i Islam egemenliginden çikarmak—için kullanabilirlerdi.

Ancak Kilise'ye karsi tek baslarina mücadeleye baslamadilar. Bazi hiristiyanlari da yanlarina çekmislerdi. Aslinda bunlara hiristiyan demek de dogru degildi. Haçli seferleri sonucunda gittikleri Kudüs'te Kabala'nin büyüsüne kapilarak hiristiyanliktan uzaklasan bu sövalyeler, yani Tapinakçilar, bir süre sonra "kafir"likleri nedeniyle Kilise tarafindan hedef alindilar. Papa tarafindan yasadisi ilan edilmelerinin ardindan da, yahudilerle tarihi bir Ittifak kurarak Kilise'ye karsi asirlar sürecek bir mücadele baslattilar. Bu mücadele, aslinda Mesih Plani'nin Ispanya'daki Kabalacilar tarafindan tasarlandigi 1400'lü yillardan da önce baslamisti ama kisa süre sonra Mesih Plani'na eklendi ve Plan'in bir parçasi oldu.

Tapinakçilar ve yahudiler arasindaki Ittifak, Kilise'yi yikabilmek için önce bazi Papa düsmani dini akimlar olusturdu; John Wycliffe ve John Huss'unkiler gibi. Bu denemelerin ardindan daha köklü bir degisim olan Hümanizm geldi. Kilise doktrinine ters bir dünya görüsü üreten büyük Hümanistlerin hepsi, Kabala'ya karsi olaganüstü bir ilgi duyan ve Tapinakçi gelenege bagli kisilerdi. Hümanizmi Rönesans ve daha da önemlisi Reform izledi. Dogrudan Ittifak tarafindan üretilmis olan Reform hareketinin en önemli hedefi, Katolik Kilisesi'nin siyasi gücünü yok etmekti. Bu arada etkili bir "TEVRATA DÖNÜŞ" hareketi baslatarak hiristiyanlari M. Tevrat hükümlerini—ki bunlarin arasinda yahudilerin "SEÇİLMİŞ HALK" ve KUTSAL TOPRAKLAR'in SAHİBİ oldugu inançlari da vardi—sorgusuz sualsiz kabul etmeye mecbur birakti. Bu "Tevrat'a dönüs" hareketinin en radikal temsilcisi olan Püritenler, Anglo-Sakson kültürü üzerindeki etkileriyle, Mesih Plani'nin Tapinakçilar kadar önemli destekçileri olacaklardi.

Reform'u izleyen Aydinlanma çagi ve Kilise'ye karsi girisilen siyasi saldirilar—Fransiz Devrimi, Italyan ulus-devletinin kurulusu gibi—Papanin siyasi gücünü neredeyse tümüyle yok etti. Bu uzun mücadele sonucunda, Bati'da Kilise'nin otoritesi altinda isleyen Katolik Düzen tamamen yikilmis ve onun yerine Yeni Seküler Düzen (Novus Ordo Seclorum) kurulmustu. Bu, Bati'nin artik Mesih Plani için kullanilabilir hale geldigini gösteriyordu. Nitekim Kabalacilar bunun üzerine ikinci büyük kehaneti, yani yahudilerin Kutsal Topraklar'a dönüsünü, öteki adiyla "Sürgünlerin Toplanmasi"ni baslattilar. Kabalacilar tarafindan formüle edilen Siyasi Siyonizm hareketi, 19. yüzyilin sonunda, Kabalacilar'in yolunu izleyen irk bilinci yüksek laik yahudiler tarafindan uygulamaya kondu. Bu, ayni zamanda, yahudi toplumu içindeki dindar olmayan elementlerin de, yeterli bir irk bilincine sahip olduklari takdirde, Mesih Plani'na destek olabileceklerini gösteriyordu.

Ancak Kutsal Topraklar'a dönülebilmesi için, oradaki OSMANLI egemenligine son verilmesi gerekiyordu. Siyonistler ilk önce Osmanli'yla anlasmayi denediler ama Halife ABDÜLHAMİD'in sert tepkisi onlari daha kesin çözümler aramaya itti. Halife'yi düsürebilmek için ona karsi gelisen seküler ve ulusçu muhalefeti, Imparatorluk sinirlari içinde özellikle de SELANİK'te yasayan YAHUDİLER ve de MASON LOCALARI yoluyla örgütleyip desteklediler. HALİFENİN TAHTTAN İNDİRİLMESİNİN ARDINDANDA OLAYLAR ÇORAP SÖKÜGÜ GİBİ BİR BİRİNİ İZLEDİ. Askeri darbeyle iktidari ele almis ve gözünü bürüyen hirstan dolayi savasmak için bahane arayan PAŞALARI kullanarak, Imparatorlugu I. Dünya Savasi'na sokmak ve Ingiltere'yle savastirarak Kutsal Topraklar'i Ingiliz egemenligine sokmak zor olmadi.

Filistin Ingiliz egemenligine girip bir de Ingilizler orada bir "yahudi vatani" kurmayi vaadedince, Siyonizm, Mesih'in gelisinin büyük kehanetine, yani Sürgünlerin Toplanmasina agirlik verdi. Ancak ortada bir sorun vardi, "sürgünlerin", özellikle de rahatlari yerinde olan Avrupa yahudilerinin Filistin'e dönmeye pek niyetleri yoktu. Bu sorun için dogrusu teknik yönden oldukça mantikli olan bir çözüm bulundu. Avrupa'da gittikçe yükselen asiri sagci ve irkçi akimlarla örtülü bir isbirligi yapilacakti. Çünkü bu akimlar, kendi ülkelerinde "irk safligi" olusturmak istiyorlar ve bu nedenle de basta yahudiler olmak üzere azinliklari sürgün etmek gerektigini düsünüyorlardi. Siyonistler de bu yahudileri Filistin'e götürmek istediklerine göre, iki taraf arasinda dogal bir paralellik kurulmus oluyordu. Bu paralellik bir ittifaka dönüstü ve Nazi Almanyasi ile yapilan isbirligi sayesinde Filistin'e yapilan göçte büyük bir artis saglandi. Naziler'in yahudileri göç ettirmek için kullandiklari antisemit propagandalar ise tüm dünya yahudilerine, diasporanin güvenilir olmadigi yönünde bir telkin olarak kullanildi. II. Dünya Savasi'nin sonlarina dogru üretilen SOYKIRIM MASALI ise hem yahudiler hem de yahudi olmayanlar için Kutsal Topraklar'a göçü onaylamayi saglayacak önemli bir psikolojik baskiydi.

Her sey kehanetlerdeki gibi gerçeklesti. Yahudiler, bu ise gönüllü olarak yardim eden milletlerin araciligiyla Filistin'e tasindilar ve burada bir devlet kurdular. 1967'de ise Kudüs'ün tamamini, dolayisiyla Süleyman Tapinagi'nin mekanini 19 yüzyillik bir aradan sonra ele geçirdiler.

Dünyanin iki "goyim olmayan" hükümeti, yani Israil ve ABD, 20. yüzyil içinde bir de Üçüncü Dünya'da büyük bir savas verdi. Çünkü Üçüncü Dünya halklari, bu ikilinin önderliginde kurulmus olan Dünya Düzeni'ne karsi dogal bir muhalefet olusturuyorlardi. Sosyal Darwinizm temeli üzerine kurulu olan Düzen, dünyayi yönetenler—ki bunlar en basta yahudiler, sonra da onlarla ittifak içinde olanlardi—ve yönetilenler olarak ayiriyordu ve Düzen'in tabiati, yönetenlerin yönetilenler üzerinde baski kurmasini gerektiriyordu. Nitekim böyle de oldu. ABD-Israil ikilisi, ki bu ikilide baskin taraf gerçekte Israil'di, özellikle yüzyilin ikinci yarisinda Üçüncü Dünya halklarina karsi büyük bir savas baslattilar. Üçüncü Dünya ülkelerinde, kendi halklarini iskence ve soykirima tabi tutan diktatörler basa geçirildi, iç savaslar körüklendi. Bu, bir anlamda yeryüzünün Mesih'in gelisi için hazirlanmasiydi. Çünkü Mesih geldiginde, yahudi inanisina göre, tam bir Sosyal Darwinistik düzen kurulacak ve tepesinde yahudilerin yer aldigi bir hiyerarsi olusturulacakti. Yahudilerin bekledigi bu Mesih, aslinda Kuran'daki Firavun taslaginin bir benzeriydi ve Kuran'in "gerçek su ki, Firavun yeryüzünde büyüklenmis ve oranin halkini birtakim firkalara ayirip bölmüstü; onlardan bir bölümünü güçten düsürüyor, erkek çocuklarini bogazlayip kadinlarini diri birakiyordu. Çünkü o, bozgunculardandi" (Kasas, 4) ayetinde tarif edilen türde bir bozgunculugun faili olacakti. Yahudi önde gelenleri ise Mesih gelmeden önce de egemenlik için elden gelenin yapilmasi gerektigini düsündükleri için, bu bozgunculugu özellikle Üçüncü Dünya'da israrla sürdürdüler.

Ancak özellikle son yillarda ortaya çikti ki, DÜZENİN TEK CİDDİ MUHALİFİ İSLAM`di ve Düzen'e karsi ciddi bir tehlike de ancak MÜSLÜMANlardan gelebilirdi. Öteki din ya da ideolojiler Yeni Seküler Düzen'e itaat etmeyi kabul etmislerdir ve bu Düzen'e karsi bir tehdit olusturacak güç ve daha da önemlisi zihin yapisina sahip degildiler. Bu nedenle, Düzen'in patronlari, yani gerçekte Israil tarafindan yönetilen ABD-Israil ittifaki, kendisine bir numarali hedef olarak Islam'i ve müslümanlari seçti. Dünyanin farkli bölgelerinde Islam ümmetine karsi girisilen SALDIRILARIN HEP İSRAİL İLE BAGLANTILI OLMASIDA, bunun açik bir göstergesidir.

Bu durum, Mesih Plani'nin stratejik yönünün, yahudi önde gelenlerinin kontrolündeki Düzen ile müslümanlar arasinda bir çatisma gerektirdigini göstermektedir. Samuel Huntington'in gündeme getirdigi "Medeniyetler Çatismasi" tezinin yakin gelecekte Bati ve Islam medeniyeti arasinda büyük bir çatisma öngörmesi bunun bir baska ifadesidir. (Huntington bir yahudidir, ayrica, Filistinli aydin Edward Said'in söyledigine göre, Medeniyetler Çatismasi tezini de bir diger Amerikali yahudi Bernard Lewis ile birlikte gelistirmistir.)

Bu noktada ilginç bir gerçekle daha karsilasiyoruz: Mesih Plani'nin kehanetsel yönü de Yahudilik ve Islam arasinda bir çatisma gerektirmektedir. Mesih'in gelisi için gerekli olan kehanetler birbiri ardina gerçeklestirilmistir ve bugün yerine getirilmesi gereken son bir kehanet vardir; Süleyman Tapinagi'nin yeniden insa edilmesi. Siyasi Siyonizmi formüle eden Kabalaci Hirsch Kalischer'e göre ve diger Kabalacilarin da kabul ettigi gibi yahudilerin Kudüs'ü ele geçirdikten sonra yerine getirmeleri gereken son kehanet budur ve bunun da yapilmasinin ardindan Mesih'in gelisi an meselesi olacaktir. Iste Mesih Plani'nin müslümanlar ile yahudileri karsi karsiya getiren kehanetsel yönü buradadir, çünkü Tapinak'in insasi için, onun eski yerinde bugün duran iki Islam mabedinin, Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'nin yikilmasi gerekmektedir. Bu ise dünya müslümanlarinin asla kabul etmeyecegi bir hareket, dolayisiyla bir savas sebebidir. Konuyla ilgilenen pek çok uzmanin söyledigi gibi Israillilerin Tapinak Tepesi'ndeki (Temple Mount) Islam mabetlerini yikmalari, büyük olasilikla bir ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI'nin baslangici olacaktir.

Uzun yillar Kudüs'te çalisan Amerikali arkeolog Gordon Franz, bu konudaki gözlemlerine dayanak söyle diyor:

Emin oldugum bir sey varsa, Tapinak'i yeniden insa etmeyi hedefleyen yahudilerin o iki camiyi mutlaka yikmak istiyor oluslaridir. Bu yikimin nasil olacagi konusunda kesin bir fikrim yok ama olacaktir. Yikacaklar ve burada onun yerine bir Tapinak insa edecekler. Ne zaman, nasil yapilacak bilmiyorum ama yapilacak. 10
Houston Ikinci Baptist Kilisesi'nden rahip James E. DeLoach ise tüm yahudilerin camileri yikip Tapinak'i insa etmek istediklerini, ancak bunu Machteret Yehudit gibi radikal yöntemlerle degil, Aksiyon'un haberinde yer alan sekilde yapacaklarini söylüyor: "Su bir gerçek; tanidigim bütün yahudiler o camilerin yikildigini görmek istiyorlar. Ama bana söylediklerine göre, bu yikim, Tanri'dan gelecek bir hareketle, örnegin bir depremle ya da ona benzer bir sekilde gerçeklesecek." 11
Israil'in bir sekilde Harem-i Serif'teki Islam mabetlerini yiktigini ve Tapinak'i insa ettigini varsayalim. Bu durumda Mesih için gerekli tüm kehanetler yerine getirilmis ve 500 yillik Plan sona ermis olacaktir.

Peki, Mesih gelecek midir?

Mesih ve Hz. Süleyman
Mesih Plani'ni tasarlayan ve nesilden nesile uygulamaya devam eden bu "Siyon Bilgeleri", yahudi egemenliginin ancak Mesih'in gelmesiyle gerçeklesecegini düsünüyorlar ve bunun için de kutsal kaynaklarda yer alan kehanetlerin birer birer gerçeklesmesi gerektigine inaniyorlardi. Ancak bu kehanetlerin olusmasi için oturup beklemediler; Kabala'dan çikardiklari "teknige" göre, bu kehanetleri kendi elleriyle, ya da kendilerine itaatkar olan irk bilinci yüksek yahudileri ve kendi otoritelerine boyun egen Tapinakçi/masonlari kullanarak gerçeklestirebilirlerdi. Bu Kabala teknigi ile, yahudilerin dünyanin dört bir yanina dagitilmasi ve sonra da Filistin'e götürülmesi, Yeni Seküler Düzen'in (Novus Ordo Seclorum) kurulmasi gibi büyük islerin basarildigini önceki bölümlerde birlikte kesfettik.

Bu nedenle, 500 yillik Mesih Plani'nin nihai hedefi olan Mesih'in yeryüzüne inisi konusu da Kabalacilar için bir sorun olmayacaktir. KOLAYLIKLA,KENDİ KENDİLERİNE BİR MESİH ÜRETİR, ARALARINDAN BİRİNİ, EN KIDEMLİSİNİ, MESİH İLAN EDİP yahudi toplumunun önüne sürebilirler.

Nitekim tarihteki SAHTE MESİH hareketleri bunu dogrulamaktadir. Yahudi tarihinin farkli dönemlerinde ortaya sahte Mesih'ler çikmisti. Ancak bunlarin en ÖNEMLİLERİ, Ortaçag'in sonlarinda patlak veren ÜÇ büyük hareket, yani Jacob Frank, Solomon Molcho ve Sabetay Sevi adli üç Mesih taslaginin önderligindeki Mesih hareketleriydi. Bu üçlünün ortak özelligi ise birer Kabalaci oluslariydi. Ancak hepsi de büyük Kabalacilarin çizgisinden sapmis ve Mesih Plani'nin uzun gelisimini beklemekten sikilarak kendi kendilerini Mesih ilan ederek Plan'i hizlandirmayi denemislerdi. Kuskusuz basarisiz oldular; sabirsizlik Mesih Plani'yla hiç uyusmayan bir özellikti çünkü. "Giris" bölümünde de, Mesih'in gelisini "hizlandirmak" için bilinmeyen bazi Kabala ritüellerini uygulamaya çalisan üç Kabalacinin bu disiplinsiz tavirlarini hayatlariyla ödediklerine deginmistik.

Ama tüm kehanetler yerine getirildikten sonra ortaya bir Mesih çikarmak Kabalacilar için sorun degildir ve olmayacaktir. Önemli olan, bu Mesih'in MİSYONUNUN ne olacagi, 500 yildir gelisi için çalisilan bu liderin ne tür bir yol izleyecegidir.

Bu konuyu incelerken karsimiza çikan ilk önemli bilgi, Mesih'le Hz. Süleyman arasindaki iliskidir. Yahudi literatüründe konu ile ilgili olarak verilen bilgilerin basinda, Mesih'in Hz. Süleyman'a olan büyük paralelligi dikkat çeker. Yahudiler, Hz. Süleyman'in elde ettigi büyük askeri ve siyasi gücün, Mesih'le birlikte yeniden gerçeklesecegini, Hz. Süleyman zamanindaki Ibraniler gibi kendilerinin de tüm Kutsal Topraklar'a hakim olup, daha da ötesinde, dünyayi yöneteceklerini düsünürler. Mesih'in Hz. Süleyman'in soyundan gelecegi yönündeki inanç, bu iki insan arasinda kurulan paralelligin bir sonucudur. Mesih zamaninda Hz. Süleyman'in yikilmis Tapinaginin yeniden insa edilecegi ve Mesih'in bu Tapinaktan tüm Kutsal diyari yönetecegi yönündeki beklentiler de, yahudilerin zihninde kurulmus olan Mesih ve Hz. Süleyman arasindaki paralelligin birer sonucudur.

Ancak bu noktada çok önemli bir gerçekle karsi karsiyayiz. Yahudiler, bekledikleri Mesih'i Hz. Süleyman'in bir prototipi olarak düsünmektedirler, ancak onlarin zihnindeki Hz. Süleyman gerçek Hz. Süleyman degildir. Kuran "Ve onlar (yahudiler), Süleyman'in mülkü (nübüvveti) hakkinda seytanlarin anlattiklarina uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak seytanlar inkâr etti..." (Bakara, 102) ayetiyle, yahudilerin Hz. Süleyman hakkinda "seytanlar" tarafindan üretilen yalan ve iftiralara inandiklarini haber verir. "Giris" bölümünde de degindigimiz gibi yahudiler sözkonusu çarpitma sonucu, bir peygamber ve Allah'in örnek bir kulu olan Hz. Süleyman'i çok farkli biçimde algilamaktadir. Onlarin gözünde Hz. Süleyman bir peygamber ve Allah'a itaatkar bir kul degildir; aksine "günahkar"dir. Hz. Süleyman'i yahudi irkini basarilara tasimis bir "kral" olarak görmektedirler. Ve en önemlisi, Hz. Süleyman'in elde ettigi gücün—ki bu güç, Kuran'in da haber verdigi gibi rüzgarlari kontrol etme, madde nakli gibi yetenekleri içermektedir—büyü ile elde edildigine inanirlar.

Oysa gerçek çok farklidir. Hz. Süleyman elde ettigi güçleri ve siyasi iktidari "büyü" ile elde etmis degildir. Bunlar kendisine Allah tarafindan verilmis birer lütuftur. Allah, Kuran'da belirtildigi üzere, Hz. Süleyman'in emrine cinleri vermis ve o da bunlari bir takim mucizevi isler gerçeklestirmek için kullanmistir. Kuran'in farkli surelerinde, Hz. Davud'a ve oglu Hz. Süleyman'a verilen sözkonusu olaganüstü güçler ve bunun karsiliginda onun Allah'a sükredisi anlatilir. Neml Suresi'nde söyle denmektedir:

Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmis kullarindan birçoguna göre üstün kilan Allah'a hamdolsun." dediler. Süleyman, Davud'a mirasçi oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuslarin konusma-dili ögretildi ve bize her seyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçik bir üstünlüktür." Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuslardan ordulari toplandi ve bunlar bölükler halinde dagitildi. (Neml, 15-17)
Sebe' Suresi'nde ise ayni konuda sunlar anlatilir:

Süleyman için de, sabah gidisi bir ay, aksam dönüsü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun egdirdik); erimis bakir madenini ona sel gibi akittik. Onun eli altinda Rabbinin izniyle is gören bir kisim cinler vardi. Onlardan kim bizim emrimizden çikip-sapacak olsa, ona çilgin atesin azabindan taddirirdik. Ona diledigi sekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklügünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardi. "Ey Davud ailesi, sükrederek çalisin." Kullarimdan sükredenler azdir. (Sebe, 12-13)
Enbiya ve Sad Sureleri'nde ise Hz. Süleyman'in emrine verilen seytanlar (seytani cinler) anlatilir:

Süleyman için de, firtina biçiminde esen rüzgara (boyun egdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kildigimiz yere akip giderdi. Biz her seyi bilenleriz. Onun için denizde dalgiçlik yapan ve bundan baska is(ler) de gören seytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onlarin koruyuculari idik. (Enbiya, 81-82) (Süleyman dedi ki) "Rabbim, beni bagisla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armagan et. Süphesiz sen, karsiliksiz armagan edensin." Böylece rüzgari onun buyrugu altina verdik. Onun emriyle diledigi yöne yumusakça eserdi. Seytanlari da; her bina ustasini ve dalgiç olani. Ve (kötülük yapmamalari için) saglam kementlerle birbirine baglanmis digerlerini. "Iste bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artik sen de hesaba vurmaksizin ver ya da tut." Süphesiz, onun Bizim katimizda gerçekten bir yakinligi ve varilacak güzel bir yeri vardir. (Sad, 35-40)
Yahudiler, tümüyle Ilahi olan bu olaylari, "büyü" ile açiklamakta ve tüm bunlara seytani bir yorum getirmektedirler. Giris'te de vurguladigimiz gibi Bakara 102'yi tefsir eden Islam alimleri bu konuya dikkat çekmislerdir. Elmalili Hamdi Yazir, Hz. Süleyman hakkinda yapilan bu iftirayi anlatiyor ve Kuran'in sözünü ettigi "seytan"larin "... ey insanlar, bilmis olunuz ki, Davud ogul Süleyman, bir sihirbazdi. Cinleri ve seytanlari, rüzgarlari hep sihriyle emri altina alirdi. O neye ulasti ise sihir ilmiyle ulasti" dedigini bildiriyor. Ayrica bu iftiranin yahudilerce kabul görmesinin ardindan, yahudilerin de ayni gücü elde etmek için büyüyle yogun biçimde ilgilenmeye basladiklarini yaziyor. Bir baska tefsirde, Safvetü't-Tefasir'de bildirildigine göre, Peygamberimiz yahudilere Hz. Süleyman'in da bir peygamber oldugunu söylediginde, yahudiler sasirarak "O, sadece bir sihirbazdi" demislerdir.

Bu durumda yahudilerin kafasindaki Mesih taslagi da, aslinda Hz. Süleyman'in tam tersi özelliklere sahip bir insandir; Allah'a teslim olmus bir kul ve peygamber degil, seküler bir iktidar kurmus bir "büyücü"... Bu ise bir "Mesih" degil, gerçekte bir "deccal"dir. (Deccal: Büyük yalanci, büyük saptirici, insanlari sapikliga, çürümeye, inkara sürükleyen yalanci lider).

Yahudilerin bekledikleri Mesih'in gerçekte bir deccal, Islam kaynaklarinda söylendigi gibi bir Mesih-i Deccal oldugunu az sonra inceleyecegiz. Ama öncelikle bu konuda bize isik tutan bir örnege bakmakta yarar var.

Az önce tarihteki sahte Mesih hareketlerine deginmistik. Bu hareketlerin, disiplinsiz de olsalar, Kabalacilar tarafindan yönetilmis olmasi bizim için son derece önemlidir. Çünkü bu "sahte Mesih" Kabalacilar kuskusuz Mesih'le ilgili kehanetleri çok iyi biliyorlardi. Kendilerini Mesih ilan ettiklerinde de, asil Mesih'in yapacagi seyleri yapmaya çalistilar. Bu nedenle, bu sahte Mesihlerin eylemlerini inceleyerek, günümüzdeki yahudilerin bekledikleri—hatta "ayak seslerini" duyduklari—asil Mesih'in neler yapacagini önceden kestirebiliriz.

Sahte Mesihler içinde en önemli olani, yahudilerin de kabul ettigi gibi Sabetay Sevi'dir. 17. yüzyilin ortasinda Osmanli Imparatorlugu içinde yahudi tarihinin en önemli sahte Mesih hareketini baslatan ve basarisizliginin ardindan da farkli bir taktik izleyerek müritleriyle birlikte görünüste müslüman olan Sevi'ye bir göz attigimizda, yahudilerin bekledikleri Mesih'in gerçekte bir deccal oldugunun isaretlerini görebiliyoruz. Çünkü Sevi de kendi çapinda küçük bir deccaldir.

Sabetay Sevi ve "Günahin Kutsalligi" Teorisi
Türkiyeli yahudilerin kendi cemaatlerine yönelik olarak yayinladiklari haftalik Salom gazetesi, "Sabetay Sevi" baslikli uzun bir arastirma dizisi yayinlamisti. Yomtov Bensason ve Erol Levi Coskun'un hazirladigi arastirmada Sevi'nin Mesihlik macerasi, bunun Kabala'yla olan ilgisi ve Sevi taraftarlarinin "mumsöndü" ayinleri anlatiliyordu. Sefarad kökenli olan Sevi'nin kendisinin Mesih olusuna ikna olusu söyleydi:

19 yasinda haham payesini alan Sabetay—40 yas kisitlamasina ragmen—Kabala'yi ögrenmeye baslar. Bu ögrenimi, davranislarinda büyük degisiklikler yaratir. Uzun süren oruçlar tutar, sik sik, kisin bile denize girer. Ailesi kendisini iki kez evlendirir. Zohar'in (Kabala'nin temel kitabi) etkisi ile temiz kalmak istediginden her iki esine de elini sürmez ve bosanir. Yirmi yaslarinda sara nöbetleri geçirmeye baslar... Söyledigi dualar ve sarkilar hayranlik uyandirir. Sarkilarinin bir kismi erotiktir... Gerek dogum tarihinin, gerek isminin, Kabala'nin Ibrani harflerine verdigi degerlerle hesaplandiginda çok ilginç neticeler vermesi; hastaligi, Polonya'daki Chmielnicki katliami ve Zohar'da Masiah'in (Mesih) 1648 yilinda gelecegi inanci, Sabetay'i 22 yasinda harekete geçirir: Yandaslarina Masiah oldugunu açiklar... Talmud'a göre söylenmesi yasak olan, Y (yud) harfi ile baslayan tetragrami, yani Tanri'nin adini söyler. (Bu adi sadece yikilan ikinci mabedin Kohen Gadol'u veya dünyaya gelerek mabedi yeniden kurabilecek olan Masiah söyleyebilir.) 12
Sevi'nin (solda) asil etkisi, Kudüs'e yaptigi yolculukla birlikte basladi. Burada hikayenin ikinci büyük kahramani olan Gazzeli Nathan ile tanisti. Isaac Luria'nin Kabala okuluna bagli olan Nathan, Sevi'yle kader birligi ettikten kisa bir süre sonra, kendisinin peygamber oldugunu ve Sevi'nin Mesih oldugunu bildiren vahiyler aldigini iddia etti. Bu haberler yahudi dünyasinin dört bir yanina dalga dalga yayildi ve oldukça önemli bir etki yaratti. Izmir'e dönen Sevi, Nathan'in da destegiyle, politik gücü ele alacagini ima etmeye basladi. Müritleri, yakinda Sevi'nin Türk Sultani'ni savas yapmadan yenecegini ve kendine köle edecegini söylemeye basladilar. Osmanli otoriteleri durumu haber aldilar ve Sevi yargilanmak üzere Sultan'in önüne çikarildi. Burada ölüm ya da tevbe seçenekleri ile karsilasinca Islam'i seçtigini ilan etti ve "Aziz Mehmet Efendi" adini aldi. Bu tabii göstermelik bir din degistirmeydi. Nathan, Sevi'nin bu hareketinin Kabalistik hikmetini açiklamisti: Mesih, "kötülük kralligini" yikmak için onun içine girmisti. 13
Sevi'nin müritleri de "kötülük kralligini yikmak için" onun içine girdiler ve Yahudilik'ten dönerek topluca Islam'i kabul ettiklerini açikladilar, o tarihten sonra da "dönme" olarak tanimlandilar. Yahudi tarihçi Eli Barnavi, dönme tarikatinin 1924'de kadar Yunanistan'da (özellikle Selanik'te) varligini korudugunu, sonra da Türkiye'ye tasindigini yaziyor. 14 Dönmeler varliklarini korurken bir yandan da "kötülük kralligi" dedikleri Osmanli'ya ve Islam'a örtülü saldirilar düzenliyorlardi. Halife Abdülhamit'e karsi faaliyet gösteren muhalefette büyük rol oynadilar ve Salom'da yer alan ifadeye göre, "... keskin bir ate, laik, din aleyhtari, materyalist zihniyetin ortaya çikmasina neden oldular. Bilhassa 19. yüzyildan itibaren, Avrupa'da ve Türkiye'deki kontestater, din karsiti, nihilist ve ihtilalci hareketlerde gayet faal rol oynadilar." 15

Sevi hikayesinin bizi burada asil olarak ilgilendiren yönü ise Sevi'nin öne sürdügü "günahin kutsalligi" teorisidir. Sevi, kendisini Mesih sandiktan sonra yahudi dininin günah saydigi eylemleri birbiri ardina islemeye baslamisti. Söylenmesi yasak olan Tanri'nin ismini (YHWH) israrla söyledi, Sabat gününe uymadi, yenmesi dinen yasak olan yaglari—ki bu yaglardan Kuran'da da söz edilir (En'am, 146)— yedi. Sevi günah olan seyleri birer birer serbest birakiyordu. Encyclopaedia Judaica, Sevi'nin bu davranislarinin, kendisinin "tüm günahlari serbest birakma"ya yönelik bir misyonu oldugu inancindan kaynaklandigini yaziyor. Kudüs Ibrani Üniversitesi'nden Gershom G. Scholem ise Major Trends in Jewish Mysticism adli kitabinda Sevi'nin bu davranislarinin "günahin kutsalligi" doktrinine dayandigini belirtiyor.

Evet, Sevi, tüm gühahlarin serbest oldugunu ilan etmeye baslamisti. Bunlarin arasinda, Türk toplumunda "mumsöndü" olarak da bilinen es degistirme ayini de vardi. Salom, Sevi taraftarlarinin kutladiklari "Kuzu Bayrami"ni, öteki adiyla "Dört Kalp Bayrami" söyle anlatiyor:

... Bu bayram, Dönmelere karsi olanlarin belki de hakli olarak bir koz olarak kullandiklari bayramdir... Bu bayrama o gece katilanlarin mutlaka evli olmalari gerekir, bekar olanlar kiz veya erkek hiçbir sekilde kabul edilmez, hatta bu bayram hakkinda bilgi dahi verilmez. O geceye en az iki evli çift katilir, daha fazlasi olabilir. Kadinlar en sik elbiselerini giyer ve en kiymetli takilari ile ziyafet masasinda servis yaparlar. Bir müddet hep beraber eglenildikten sonra halk dilinde mumsöndü olayina geçilerek bütün isiklar söndürülür. Kadin veya erkegin o gece diledigi ile yattigi ve o gece bu birlesmeden dogan çocugun, ilerde Masiah (Mesih) olacagi söylenir. 16
Kisacasi sahte Mesih Sabetay Sevi, büyük bir günah olan zinayi, hem de zinanin en çirkin sekli olan es degistirmeyi serbest birakmis, hatta bunu müritlerine tavsiye etmisti. Basta dedigimiz gibi bu durum, Sevi'nin gerçek bir Mesih, yani bir kurtarici degil, bir deccal, yani aldatici ve saptirici oldugunu göstermektedir.

Yahudilerin yüzyillardir bekledikleri Mesih'i taklit etmeye çalisan Sevi'nin bu karakteri, kuskusuz bizlere asil Mesih için önemli bir ipucu vermektedir. Eger Sevi günahin kutsalligini yayarak kendi çapinda bir deccallik yaptiysa, Israilli Kabalacilar'in bugün gelisini gözledikleri asil Mesih de daha büyük çapta bir deccallik yapacak, günahin kutsalligini daha etkili biçimde yayacaktir. Olayin bir baska ilginç yönü, küçük deccal Sevi'nin Islam'i "kötülükler kralligi" olarak tanimlamasi ve onu "yikmak" için mücadele etmis olmasidir. Asil deccal olan asil Mesih (Mesih-i Deccal) de daha genis bir boyutta Islam'la çatisacaktir.


Alıntıdır

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Uzun Zamandır okudugum birikimlerimi Aktarmak İnsanların Okuyup Faydalanması en önemliside Hak Rızası içindir çabamız...

Son Yazılarım

İnsan Allah'a inanmaya programlanmış
Kuran ALLAH''ın Sözü
ARMAGEDON DOSYASI-3
ARMAGEDON DOSYASI-2
ARMAGEDON DOSYASI 1
Yahudilerin bekledigi Mesih: Mesih-i Deccal
HZ. İSA ALLAH'IN OĞLU DEĞİLDİR ALLAH'IN PEYGAMBERİDİR
Hz. İsa'nin Tebliğine Uyan Samimi Hıristiyanlar: Nasraniler
İNCİL'DEKİ GERÇEK HIRİSTİYANLIK
Yahudilik, Tevrat ve TalmudSual: Yahudiliğin tarihçesi nasıldır?
HZ. İSA ALLAH'IN OĞLU DEYİL PEYGAMBERİDİR
Mesih Plani'nin Sonu ve 'A hir Zaman'
Mesih PLANI-2
Mesih PLANI-1
Peygamberimiz neden 'zengin' değildi? İhsan Eliaçık
Güzelim Teorileri Mahveden Pis Gerçekler_ ihsan eliaçık
HANGİSİ BİZİM GERÇEĞİMİZ_ ihsan eliaçık
MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ-2
MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ -1-
TÜRKİYE 'DE MASONLUĞUN GİZLİ TARİHİ
TAPINAK ŞÖVALYELERİ VE MASONLAR
Neden 2012
1979'dan 2006 ya Kıyamet Alametleri
Mühendislik Perspektifinden Kıyamet
KUR'AN VE HADİSLERLE AHİR ZAMAN ALAMETLERİ

Kategoriler

Arkadaşlarım

fuadyusufoglu
gulpinarim
hubeyb33
e güN
surgunsehrim
adinakurbaneyrasul
yenihilal
bilaltaha
tesetturluyum
mukarrebin
ahid77
tokaris
osmanlicemiyeti
sultanabdulhamidhan
medenizat
Adem Armağan
mustafa mazlum